YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/32903
KARAR NO : 2015/34139
KARAR TARİHİ : 23.11.2015
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ile davalılardan … tarafından ve … avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalılar ile yapılan hizmet alım sözleşmelerine göre davalı şirketler nezdinde çalışan dava dışı işçi … tarafından kıdem tazminatı alacağına dair iş mahkemesinde dava açıldığını, bu davada verilen karar sonucu yapılan icra takibine dayalı olarak 7.310,78 TL’nin ödeme yaptığını, bu ödemeden davalı şirketlerin sorumlu olduğunu ileri sürerek; 7.310,78 TL’nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile sorumlulukları oranında davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar, asıl işverenin davacı taraf olması nedeniyle sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece davanın kabulü ile, 7.310,78-TL alacağın, 957,71-TL’lık kısmının davalı …den, 1.081,26-TL.lık kısmının davalı …’den, 2.161,80-TL.lık kısmının davalı …’den, 3.110,01-TL’lık kısmının davalı …nden ödeme tarihi olan 14.03.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı ve davalılar ….. ve …. Tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, asıl işveren davacı kurumun, davalı şirketler tarafından çalıştırılan işçinin kıdem tazminatı alacağının tahsiline dair açmış olduğu dava sonucu verilen kararın infazına yönelik yapılan icra takibi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6. Maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” Hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da taraflar arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, davalılar ile birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. İç ilişkide (alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki ilişkide) ise, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda taraflar kendi aralarında sözleşme yapabilirler. Nitekim Borçlar Kanununun 146. Maddesinde düzenlenen, “Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almaya mecburdur. Hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ödeme ile diğerlerine rücu hakkını kazanır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil sorumlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Somut uyuşmazlığa konu dava dışı işçi … nın davalı şirketler nezdinde çalıştığı dönemlere ilişkin olarak davacı ile davalı şirketler arasında yapılan sözleşmelerin dosyaya sunulduğu, bu sözleşmelerin “ yüklenicinin sözleşme konusu iş ile ilgili çalıştıracağı personele ilişkin sorumlulukları” ara başlıklı 23. maddesinde “ ilgili mevzuatın bu konuyu düzenleyen emredici hükümleri ve genel şartnamenin altıncı bölümünde düzenlenmiş olup, yüklenici bunlara aynen uymakla yükümlüdür.”şeklinde düzenleme yapıldığı, dosyada mevcut genel şartnamenin altıncı bölümünün çalışanların özlük hakları başlıklı 38. maddesinde ise kıdem tazminatından sorumluluğa ilişkin bir düzenleme bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece verilen karar gerekçesinde davalıların sorumluluğuna ilişkin düzenlemenin yeraldığı belirtilen maddelerde ise bu yönde bir düzenleme olmadığı tespit edilmiştir. Taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmelerinde davalı yüklenici şirketlerin dava dışı işçinin kıdem tazminatı alacağından sorumlu olduklarına dair hüküm bulunmadığı anlaşılmakla, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda her bir yüklenicinin sorumlu olduğu döneme ilişkin kıdem tazminatının yarısından asıl işveren konumundaki davacının, diğer yarısından davalı yüklenicilerin sorumlu olduğu gözetilerek bu yönde yapılacak inceleme sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanlış değerlendirme ve eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Birinci bentte açıklanan nedenlerle, davacının tüm, davalıların diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 23/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.