Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/1849 E. 2014/9718 K. 26.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1849
KARAR NO : 2014/9718
KARAR TARİHİ : 26.05.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/10/2013
NUMARASI : 2012/13-2013/193

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/10/2013 tarih ve 2012/13-2013/193 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalı bankanın 4. Levent Şubesi’nde hesaplarının bulunduğunu, bu hesaplarından başta opsiyon ve vadeli işlemler olmak üzere muhtelif türev işlemleri gerçekleştirdiğini, davalı bankanın, çalışanı müşteri temsilcisi ve türev işlemler yetkilisi olarak atadığını, müvekkilinin, davalı banka çalışanından gün içinde telefonla hesap bakiyesi konusunda bilgi alıp risk değerlendirmesi yaparak vadeli işlemler yaptığını, müvekkilinin, piyasada türev işlemleri sebebiyle muhtelif kişilerin zarara uğratıldığını öğrenmesi üzerine 27.9.2011 tarihinde vadesinin dolduğunu bildiği 3700000 USD cinsinden mevduatının 2000000 USD’lik kısmını başka bir bankada bulunan hesabına transfer etmek istediğini, bu taransferin gerçekleşmediğini, banka personelinin buna ilişkin cevabıyla ikna olmayan müvekkilinin, banka müdürü ve çalışanı ile toplantı yapıp hesaplarını kontrol ettiğini, yapılan kontrol sonrasında kendisine bildirilen tutarlarla banka kayıtları arasında ciddi farkın olduğunu belirlediğini, müvekkilinin şikayeti üzerine banka müfettişlerince inceleme yapıldığını, banka yönetiminin baskı ve telkinleri sonucunda kendisinden imzalanması istenilen belgelerin müvekkilince imzaladığını, karşılığında hesabına 150000 USD tutarında paranın aktarıldığını, tüm bu olaylar sonrasında müvekkilinin, davalı banka çalışanının yanlış yönlendirme ve bilgilendirmeleri nedeniyle gerçekte yapmayacağı bir takım işlemleri yaptığını, banka çalışanının müvekkilinin talimatları dışında türev işlemleri yaparak kendisini zarara uğrattığını, gönderilen hesap ekstrelerinde eksik bilgiler verildiğini, bir kısım işlemlerde sözleşmede belirlenen oranların üzerinden komisyon alındığını, banka personelin yapılan işlemler nedeniyle çifte kayıt tuttuğunu tespit ettiğini, zarar miktarının ilgili belgelerin tarafına verilmemesi nedeniyle müvekkilince belirlenemediğini ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin haklar saklı tutulup 10000.00 TL’nin temerrüt türihinden itibaren işleyecek bir yıl vadeli mevduat hesaplarına ödenen en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacıya yapılan işlemlere ilişkin hesap ekstrelerinin posta ve mail yoluyla bildirildiğini, davacının bu bildirimlere süresi dahilinde itirazda bulunmadığını, davacının başvurusu üzerine banka nezdinde hesap hareketlerinin incelenerek karşılıklı mutabakata varılmak suretiyle ibraneme imzalandığını, bu tarih öncesinde de banka ve davacı arasında karşılıklı ibranamelerin yapıldığını, ibraname sonrasında davacının banka nezdinde işlem yapmayı sürdürdüğünü, davacının bankanın kendisine baskı yaptığına dair iddialarının davacının ticari kariyeri ve bilgisi göz önüne alındığında yersiz olduğunu, yapılan tüm işlemlerin davacının bilgisi dahilinde yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafından hesap ekstrelerinin periyodik olarak davacıya gönderildiği, davalının sözleşmede belirlenen 30 günlük süre zarfında bu belgelerin içeriğine itiraz etmediği, dava dönemi içerisinde yapılan forex işlemleri yönünden, buna ilişkin yasal düzenleme olmaması nedeniyle SPK çercevesinde yorum yapılamayacağı, incelenen ses kayıtlarının çok azında davacının talimatının bulunmasına karşın banka çalışanı adına olan emirlerin çok fazla olduğu, günde ortalama 15 adet ve bir milyon dolar tutarında döviz ve altın cinsinden işlem yapıldığı da dikkate alındığında davacı ile davalı banka çalışanı arasında zimni portföy yönetimi anlaşmasının bulunduğu, davacının banka çalışanına portföyün yönetimine dair çok fazla doğrudan müdahalesinin bulunmadığı, banka çalışanının verdiği emirleri geçerli saydığı, yoğun işlem sayısı nedeniyle davacının talimatı dışında gerçekleşen işlemleri bilmemesinin mümkün olmadığı, oluşan zarara istinaden 7.10.2011 tarihinde 150000 USD’nin davacı hesbana komisyon iadesi olarak aktarıldığı, davacının 7.10.2011 tarihinde davalı bankayı dava konusu döneme ilişkin işlemler yönünden ibra ettiği, bu nedenle dava konusu olaya ilişkin davacının zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık özel bilgiyi gerektirmekte olup mahkemecede bu nedenle bilirkişi raporu alınması cihetine gidilmiştir.Davacı vekilince, alınan bilirkişi raporuna yönelik olarak davalı bankanın çalışanları tarafından hesaplar üzerinden çifte kayıt tutulduğu, talimat dışı gerçekleştirilen işlemler nedeniyle taraflar arasıda akdedilen sözleşmede belirlenen oranların üzerinde komisyon ücreti alındığı, davacıya gönderilen ekstrelerin eksik ve banka kayıtlarıyla örtüşmeyen bilgiler içerdiği, davacı tarafından imzalanan ibranamelerde yer alan hesap tablolarının banka kayıtlarıyla örtüşmediği, davalı banka çalışanınca yapılan işlemlerin yasal düzenlemesi bulunmaması halinde davada Borçlar Kanununun vekalet aktine ilişkin hükümlerinin uygulanılması gerektiği yönünde ciddi itirazlarda bulunulmuştur. Mahkemece bu itirazları karşılar mahiyette ek rapor veya oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması yoluna gidilmeksizin davanın reddine karar verilmiş, verilen karar gerekçesinde de bu yönde bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Davacı vekilinin itirazlarının sübutu halinde hükme dayanak yapılan ekstre ve ibranameler davacıyı bağlamayacak olup, bir hukuki işlemin yasal düzenlemesinin bulunmaması halinde ise Borçlar Kanunu ve TTK’nın bu işleme kıyasen uygulanabilecek hükümlerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi de zorunludur. O halde mahkemece; dosya içerisinde yer alan belgeler ile davacı hesapları üzerinde inceleme yapılmak suretiyle, bilirkişi raporuna yönelik itirazları da karşılar mahiyette ek rapor ya da oluşturulacak yeni bir bilirikişi heyetinden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna göre hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.