Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/15679 E. 2014/4987 K. 14.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15679
KARAR NO : 2014/4987
KARAR TARİHİ : 14.03.2014

MAHKEMESİ : KONYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/04/2012
NUMARASI : 2011/11-2012/105

Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/04/2012 tarih ve 2011/11-2012/105 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14/03/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. D.. S.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, istenildiği an geri verileceği ve yüksek faiz vaadi ile davalıların müvekkilinden 20.000 DM tahsil ettiklerini, müvekkilinin parasını geri almak istediğinde davalılar tarafından ödeme yapılmadığını, davalı şirketin mevduat toplama faaliyetinin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK maddelerine aykırı olduğunu, bu nedenle müvekkiline geçerli bir hisse senedi devrinin olmadığının tesbiti ile 18.405 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin pay defterinde davacının ortak olarak kayıtlı olmadığı, ancak buna rağmen davacının dayandığı tahsilat makbuzu içeriğine göre davacının pay senedi almak amacı ile para verdiği, TTK’nın 329 ve 405. maddelerine göre ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığı, ayrıca hile iddiasının ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra ileri sürüldüğü gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Dosyada mubrez bilirkişi kurulu raporunda, davalı şirkete ait ticari defterlerin bulunamadığından incelenemediği, ancak ibraz edilen davalı şirkete ait pay defterinin 1999
yılında tasdik edildiği, 142 sayfalık defterin 36 sayfasının dolu olduğu, ortaklar arasında davacının adının bulunmadığı, davalı şirketin defterleri bulunamadığından davacının yatırdığı paranın davacı adına veya şirketin kurucu ortaklarından birisi adına girişi yapılıp yapılmadığının belirlenemediği, davalı şirkete ait muhasebe defterleri de bulunamadığından davacının dayandığı tahsil makbuzlarında belirtilen paraların defterlerde kayıtlı olup olmadığının da belirlenemediği, davacı adının pay defterinde bulunmaması nedeniyle tahsil makbuzundaki bedelin şirketin ilk ihraç ettiği hisselerin alımına ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, davacının dayandığı makbuzların SPK raporlarında belirtilen davalı şirket tarafından toplanan paralar için düzenlenen makbuzlar ile benzerlik arzettiği, bu nedenle davacı tarafından şirkete para yatırıldığının kabul edilebileceği, yine SPK raporlarına göre davalı şirketin para toplamak üzere bir kısım kişilere yetki verdiği, davacının dayandığı tahsilat makbuzunda tahsil eden olarak ismi görünen kişinin komisyon karşılığı şirket adına para toplamada görevlendirilen kişi olduğu belirtilmiştir.
Davalı şirket yöneticileri hakkında teşekkül oluşturmak suretiyle dolandırıcılıktan dolayı Konya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2001/474 Esas sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece verilen beraat kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi tarafından bir kısım sanıkların eylemlerinin dolandırıcılık, Sermaye Piyasası Kanunu’na ve Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununa muhalefet amacıyla suç örgütü kurmak olarak nitelendirilerek sanıklar hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, yapılan yargılama sonucunda mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
Bilindiği üzere BK’nın 53. maddesi gereğince kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünde ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağı, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varacağı hususu nazara alınarak ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporuyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekmektedir.
Ayrıca mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de, dava tarihi itibariyle davacının davalı şirketin sermayesinde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığı kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda, davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da gözetilmek suretiyle BK’nın 53. maddesi gereğince ancak kesinleşmiş bir mahkumiyet kararında ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek ceza dosyasındaki delillerin davacının dayandığı delillerle birlikte değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının payının yer alıp almadığının belirlenerek davacının ortak olup olmadığının kesin bir şekilde saptanması ve
davacıdan para tahsil eden kişinin davalı ile ilgisinin belirlenmesi gerekir. Delillerin değerlendirilmesi neticesinde davacının ortak olmadığının anlaşılması halinde ise hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesindeki ”Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmüne göre eylemin, izinsiz mevduat toplamak olduğu kabul edilmek ve her bir davalının hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi suretiyle karar verilmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.