Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2012/12489 E. 2014/2982 K. 20.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12489
KARAR NO : 2014/2982
KARAR TARİHİ : 20.02.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 23. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/03/2012
NUMARASI : 2011/45-2012/63

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 23. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/03/2012 tarih ve 2011/45-2012/63 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/02/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av.S. K. ile davalı vekili Av.M. C. G. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin keşide ettiği, muhatabının dava dışı Alman şirketi, lehtarının davalı olduğu 21.8.2002 vade tarihli 24.796,90 EURO bedelli poliçenin muhatap tarafından kabul edilmesinden sonra davalının zilyedinde iken kaybolduğunu, bu nedenle dava dışı Alman firmasından poliçe bedelinin tahsili imkanının kalmadığını, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, poliçe bedelinin, şimdilik 1.000.000.000. TL maddi ve poliçe bedeli kadar manevi tazminatın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının tahsil için öncelikle poliçeyi kabul eden dava dışı firmaya yönelmesini, tahsil edememesi halinde bunun poliçenin kaybolmasından kaynaklandığını ispatlaması gerektiğini ve müvekkilinin oluşan zarardan kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, poliçenin muhatap tarafından kabul edilmesinden sonra ödenmemesi nedeniyle protesto edildiği, davacının elindeki belgeler ile alacağını tahsil edebileceği ve oluşan zarardan davalının kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 12.03.2007 tarihli kararı ile bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu Almanya adli makamlarınla yapılan yazışma neticesinde, davalı şirketin iflas ettiği, iflas masasının oluşturulduğu ve Rosenhein Sulh(İflas) Mahkemesinin 18.01.2008 tarihli iflasın kati dağılımı neticesi kapatılmasına dair kararına istinaden iflas masasındaki paranın dağıtımının gerçekleştirildiği ve davacıya bu dağıtım neticesinde 11.181,96 Euro ödeme yapıldığının anlaşıldığı, dava konusu poliçe kaybolmasa dahi, davacının poliçe bedelini dava dışı borçludan tamamen tahsilinin mümkün bulunmadığı, dava dışı borçlunun kaybolma öncesi ekonomik durumu bozuk olduğundan, davacının gecikmeden kaynaklanan bir zararının bulunmadığı, davacının meydana gelen zararının doğrudan doğruya poliçenin kaybına dayandırılamayacağı, davacının poliçe kaybolmasaydı dahi aynı yöntemle, iflas masasına alacak kaydı yaptırabileceği, bunu da yaptırdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka tarafından poliçenin kaybedilmesi nedeniyle alacağın tahsil edilemediği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucu dava dışı borçlunun kaybolma öncesi ekonomik durumu bozuk olduğundan, davacının gecikmeden kaynaklanan bir zararının bulunmadığı, davacının meydana gelen zararının doğrudan doğruya poliçenin kaybına dayandırılamayacağı, davacının poliçe kaybolmasaydı dahi aynı yöntemle, iflas masasına alacak kaydı yaptırabileceği, bunu da yaptırdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Zira, davacı poliçe davalı tarafından kaybedilmeseydi erken davranarak muhatap şirket hakkında kambiyo hukukuna dayalı takip yapabileceğini ve alacağını tahsil edebileceğini iddia etmiştir. Dosya kapsamından 21.08.2002 vade tarihli poliçe 29.08.2002 tarihinde davalı bankaya teslim edilmiş, poliçe borçlusunun iflası ise 02.07.2003 tarihinde açılmıştır. Davalı tarafından poliçe için zayi nedeniyle iptal kararı ise 11.4.2003 tarihinde alınmıştır. Davacının alacağını iflas masasına kaydettirdiği toplam 113.463.82 Euro alacaktan ancak 11.181.96 Euro alacağını tahsil ettiği de uyuşmazlık konusu değildir. Mahkemece alınan 13.01.2012 tarihli ek bilirkişi raporunda, Alman Hukukunda kambiyo senedine dayalı ilamsız icra yolunun bulunmadığı, davacının elinde poliçe olması halinde alacağına olağan davalara nazaran daha kısa süre kavuşmasının mümkün olduğu açıklanmıştır. O halde, mahkemece poliçeyi kabul eden muhatabın poliçe vade tarihinde poliçe bedelini ödemeye yetecek kadar mal varlığının olup olmadığı, dolayısıyla poliçe bedelinin muhataptan tahsilinin mümkün olup olmadığı hususunun araştırılması ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususta herhangi bir araştırma yapılmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.