YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/18277
KARAR NO : 2014/7630
KARAR TARİHİ : 17.04.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2012
NUMARASI : 2008/49-2012/513
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/05/2012 tarih ve 2008/49-2012/513 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 15/04/2014 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. F. İlker Ü. ve Av. N. A. ile davalı vekili Av. M. F.A.dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 06.02.2007 tarihinde davacının incoming hizmet sunduğu yabancı bir tur operatörünün göndereceği turistlerin konaklaması amacıyla “Tek Satıcılık ve Tahsis Sözleşmesi” imzalandığını, bu sözleşme uyarınca davalı şirket işletmesi altında bulunan Voyage Otel Belek Select’de davacı için 65 adet odayı 01.05.2007 ve 31.03.2009 tarihleri arasında tahsis etmeyi, müvekkilinin ise bu odalardan kullanacaklarının bedelini davalı şirkete ödemeyi üstlendiğini, ancak davalının sözleşmeye uygun hareket etmediğini, sözleşmede yer alan fiyatları tek taraflı olarak değiştirdiğini, son olarak onay verdiği 129 kişilik grubu otele almadığını, yolcuların otel önünde bekletildiğini, bu baskı altında davacı danışmanlarından Münci Karakaya çağrılarak fiyat farkının geçmişe yönelik kabul edildiğine ilişkin protokol başlıklı belge düzenlenip imzalatıldığını ve fark bedellerin kredi kartından ödenmek ve senet verilmek suretiyle grubun geç saatlerde otele kabulünün sağlandığını, bu şekilde temsil yetkisi dahi olmayan davacı danışmanına müzayaka halinde imzalatılan geçersiz protokol ile sözleşmeye aykırılığın ortadan kaldırılmaya çalışılarak, sözleşme fiyatları üzerindeki bedellerin zorla tahsil edildiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle müvekkilinin sözleşme bedelinden fazla ödeme yapmak zorunda kaldığı gibi davalı tarafından kabul edilmeyen turist grupları için fazladan harcamalar yapmak ve cezalar ödemek zorunda kalarak maddi ve davalının eylemleri nedeniyle sarsılan ticari itibarı nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek, davalının kusurlu eylemleri nedeniyle uğranılan 634.656 ABD Doları maddi zarardan şimdilik 80.000 ABD Dolarlık kısım ile 20.000 ABD Doları manevi tazminat olmak üzere toplam 100.000 ABD Dolarının davalıdan faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin 23.08.2007 tarihli protokol ile sona erdirildiğini, davacının iddialarının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davaya konu protokolü davacı şirket adına imzalayan R. K.’nin şirketi tek başına atacağı imza ile temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu, 23.08.2007 tarihli protokolün bu nedenle davacı yönünden bağlayıcı olduğu, gerek davacının protokol tarihinde ekonomik olarak zor durumda bulunmaması, gerekse turistleri aynı bölgede başka otellere yerleştirme olanağının bulunması nedeniyle davacının müzayaka iddiasının yerinde olmadığı, protokol ile tarafların sözleşmeyi karşılıklı iradeleriyle feshettikleri, aynı zamanda davacının davalıyı ibra da etmiş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile protokol tarihi itibariyle davacı şirket adına protokolü imzalayan R. K.’nin şirketi temsil yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından mahkemenin, R. K.’nin davacı şirketi tek başına atacağı imza ile temsil ve ilzam yetkisinin bulunduğu yönündeki gerekçesi yerinde değilse de yine protokolde hem kendi adı hem de davacı şirket kaşesi üzerinde imzaları bulunan M.K.’nın davacı şirketin ticari mümessili olduğu ve davaya konu protokole konu hususların 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 450/2. maddesinde düzenlenen işlerden de olmadığı, bu durumda söz konusu protokolün temsil yetkisi açısından davacıyı bağlayıcı nitelikte bulunduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, müzayaka altında imzalatılan geçersiz protokol sonucu davacının uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemine ilişkindir.Davacı, davalı ile imzalamış olduğu “Tek Satıcılık ve Tahsis Sözleşmesi” hükümlerine davalının aykırı davrandığını, sözleşmede yer alan fiyatları tek taraflı olarak değiştirdiğini, son olarak onay verdiği 129 kişilik grubu otele almadığını, yolcuların otel önünde bekletildiğini ve bu baskı altında davacı şirket danışmanlarından Münci Karakaya çağrılarak fiyat farkının geçmişe yönelik kabul ettirildiğine ilişkin protokol başlıklı belgenin düzenlenip imzalatıldığını, fark bedellerin kredi kartından ödenmek ve senet verilmek suretiyle grubun geç saatlerde otele kabulünün sağlandığını, bu şekilde müzayaka halinde imzalatılan protokolün geçersizliğini iddia ederek, maddi ve manevi tazminat istemlerinde bulunmuştur.Mahkemece, davacının protokol tarihinde ekonomik olarak zor durumda bulunmadığı, turistleri aynı bölgede başka otellere yerleştirme olanağının olduğu, bu nedenlerle müzayaka iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bir davada davanın dayandırıldığı olayları, maddi vakıaları ve delilleri bildirmek, göstermek davanın taraflarına; olayların hukuki değerlendirmesi ile olaya uygulanacak yasa hükümlerinin tayini ise mahkemeye aittir.Somut olayda davacı, davaya konu protokolü müzayaka altında imzaladığı iddiasıyla geçersizliğini ileri sürmüş ise de iddia edilen ve tanık beyanlarıyla da kanıtlanan maddi vakıalara göre, protokolün imzalandığı 23.08.2007 tarihinde davalıya ait otele gönderilen davacı müşterilerinin davalı tarafça otele alınmadığı, müşterilerin otelin önünde bekletildiği, müşterilerin daha fazla mağdur olmaması için davaya konu protokolün davalı tarafça yaratılan baskı ve zorlama altında davacı şirket yetkililerince imzalandığı, bundan sonra müşterilerin otele alındığı anlaşılmıştır.Bu durumda, protokolün geçersizlik nedeni olarak ileri sürülen vakıaların müzayaka kapsamında değil, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 29 ve devamı maddelerinde düzenlenen ikrah kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.İkrah, hukuka aykırı şekilde yapılan tehditle istenilen irade beyanında bulunulmadığı takdirde bir kimsede bir kötülüğe maruz kalacağı kanaati uyandırılması, o kimsenin korkutulmasıdır.Yaratılan bu korku yüzünden akit yapma hususunda irade beyanında bulunan kimsenin iradesinin oluşumu sakattır.Bu sakatlık akdin muteberliğini etkiler (Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Oğuzman-Öz 2009 bası, sayfa 97). Buna göre, mahkemece davacı iddialarının bu kapsamda değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın yanlış nitelenmesine dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.