YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15743
KARAR NO : 2014/6152
KARAR TARİHİ : 28.03.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 32. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/05/2012
NUMARASI : 2011/112-2012/63
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 31/05/2012 tarih ve 2011/112-2012/63 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21/03/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. G.. Y.. ile davalı vekili Av. Ö.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili İle davalı arasında 27.05.2005 ve 15.08.2005 tarihli acentelik sözleşmeleri ile bunlara bağlı olarak yapılan acentelik sözleşmesi ek protokolü ve cari hesap sözleşmelerinin düzenlendiğini, bu sözleşmeler uyarınca müvekkilinin davalının kullanımı ve zilyedliğinde bulunan araçlar ve sözleşmede belirtilen diğer demirbaşlar için toplam 92.957 Euro ödediğini, ek protokole göre acentelik sözleşmesinin davalı tarafından haklı nedenle feshi halinde müvekkilinin kazanmış olduğu mülkiyet hakları dışında başka bir talepte bulunamayacağını, ancak bu hükme aykırı olarak davalının sözleşmenin feshinden sonra söz konusu araçları ve demirbaşları müvekkillerine devretmediğini, bedellerini de ödemediğini, oysa müvekkilinin sözleşmelerden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, bu nedenlerle müvekkilince ödenen bedelin iadesi için icra takibi başlattıklarını, davalının haksız itirazı ile icra takibinin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, taraflar arasındaki cari hesap ek protokolü uyarınca davacının yatırım katkı payını ödememesi nedeniyle müvekkilinden talepte bulunmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan iki adet acentelik sözleşmesinin davalı tarafça haklı nedenle feshedildiği, davalının yapılan ödemeleri kabul etmesi ve acentelik sözleşmesi ek protokolüne ekli cari hesap sözleşmelerinde belirtilen bedellerin davacı tarafından ödenmesi karşısında davacının davalıdan toplam 88.960 Euro tutarında alacağı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine yaptığı itirazın kısmen iptaline, takibin 88.960 Euro asıl alacak, 88.96 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 89.048,96 Euro üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %12 oranında faiz işletilmesine, %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, acentelik sözleşmelerinin feshi üzerine davacının, söz konusu sözleşmeler gereğince araç ve demirbaş bedeli olarak ödediği paranın iadesi için başlatılan takibe yapılan
İtirazın iptali istemine ilişkin olup yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı taraf, acentelik sözleşmelerinin feshi sonrasında sözleşme gereğince kendisine devredilmesi gereken araç ve demirbaşların devredilmediğini ileri sürmüş, mahkemece ise acentelik sözleşmelerinin davalı tarafça haklı nedenle feshedildiği, ancak acentelik sözleşmesi ile ona ekli protokol ve sözleşmelerde öngörülen bedellerin davacı tarafından davalıya ödendiği, dolayısıyla davacının bu miktarda alacağının bulunduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Taraflar arasında düzenlenmiş bulunan acentelik sözleşmesi ek protokolünün 4. maddesinde, “İşbu protokolün imza tarihinde .. Kargo mülkiyetinde bulunan araçların mülkiyet devirleri yukarıda ekli cari hesap sözleşmesinde belirtilen ödeme planındaki ödemelerin tamamının .. Kargo’ya ödenmesini takip eden bir aylık süre içerisinde acente lehine gerçekleştirilecektir.” düzenlemesi mevcuttur. Aynı protokolün 4-1/a maddesinde, “Acente gerek mülkiyet devirleri gerçekleşene kadarki döneme ait kullanımı ve gerekse söz konusu araç mülkiyetinin kendisine devri karşılığında .. Kargo’ya ekli cari hesap sözleşmesinde belirtilen tutarda KDV hariç toplam bir bedel ödeyecektir. Her araç için ödenecek bedel ekli listede yazılıdır.” denildikten sonra aynı maddenin j bendinde ise “Acente cari hesap sözleşmesinde belirtilen peşinat ve aylık ödemelerin tamamını ödemeden, Acente acentelik sözleşmesini kendisi fesheder ise veya haklı nedene dayalı olarak .. Kargo fesheder ise acentenin ödemiş olduğu peşinat ve aylık ödemeler, araç kira bedeli olarak kabul edilecek ve iade edilmeyecektir. Böyle bir durumda ..Kargo’nun mülkiyet devir yükümlülüğü sona erecektir. Acentenin hiçbir hak talebi olmayacaktır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Cari hesap sözleşmesinin 7. maddesinde de acentenin, şubeyi devraldıktan sonra 12 ay süre ile… Kargo’ya herhangi bir ödeme yapmayacağı, bu süre geçtikten sonra ise belirli şartların gerçekleşmesi halinde 36 ay süre ile yatırım katkı payı ve isim hakkı bedeli ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
BK ve TTK’da öngörülen sözleşme serbestisi ilkesi gereğince uyuşmazlığın taraflar arasında düzenlenen ve yukarıda değinilen sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Sözleşme hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve özellikle ek protoklün 4-1/j bendi dikkate alındığında, sözleşmeye konu araçların mülkiyetlerinin davacı acenteye geçmesi için yine sözleşmede öngörülen peşin bedelle aylık ödemelerin tamamının yapılmış olması gerekmektedir. Aksi halde, davalının araçların mülkiyetini devir yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Somut olayda ise davacı tarafça peşin ödemelerin yapıldığı uyuşmazlık konusu değil ise de cari hesap sözleşmesinin 7. maddesinde düzenlenen aylık ödemelerin yapıldığı iddia ve ispat edilmemiş olduğundan araçların mülkiyetlerinin davacıya geçtiği, diğer bir deyişle davalının araçların mülkiyetini devir borcunun doğduğu söylenemez. Yine her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sözleşme hükümlerinin çelişkili olması nedeniyle ek protokolün 4/1. maddesinin öncelikle uygulanmasının gerektiği belirtilmiş ise de taraflar arasındaki aynı sözleşmede düzenlenen hükümlerden birine öncelik tanınamayacağının ve sözleşme hükümlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğunun gözönünde tutulması gerekmektedir. O halde, mahkemece yapılan açıklamalar çerçevesinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, davacı tarafından yapılan peşin ödemenin bir kısmı devir alınan şubelerde bulunan demirbaşlar karşılığı yapılmış ve davacı tarafça, demirbaş karşılığı ödenen bedellerin iadesi de talep edilmiş olup mahkemece de bu talep kabul edilmiştir. Acentelik sözleşmesi ek protokolünün 5. maddesinde, dökümü yapılan büro malzemelerinin
mülkiyetlerinin de belirlenen bedeller mukabili acenteye devredileceği öngörülmüştür. Anılan hükümde araç mülkiyetlerinin devrinde olduğu gibi ikinci bir ödeme düzenlenmeyip peşin bedellerin ödenmesini müteakip demirbaşların acenteye verileceği hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafça peşin bedellerin ödendiği konusunda bir uyuşmazlık da olmadığından söz konusu malzemelerin mülkiyeti artık davacıya geçmiş olup bu malzemelerin bedellerinin davacı tarafça istenilmesi mümkündür. Ancak, istenebilecek olan bedel, sözleşmenin başında davalı tarafa ödenen miktar olmayıp söz konusu malzemelerin mülkiyetlerinin sözleşme uyarınca davacıya geçtiği andaki rayiç bedelleridir. Bu itibarla, mahkemece sözleşmede listelenen malzemelerin, yine sözleşme uyarınca mülkiyetlerinin davacıya geçtiği tarihteki rayiç değerleri tespit edilerek, tespit edilen miktarın tahsiline karar verilmesi gerkirken yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
4-Kabule göre de, hüküm altına alınan yabancı para alacağına 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca temerrüt faizi işletilmesi gerekirken yazılı şekilde sabit bir faiz oranı üzerinden faiz işletilmesi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.