YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4959
KARAR NO : 2014/10815
KARAR TARİHİ : 06.06.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/09/2012
NUMARASI : 2011/545-2012/439
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25.09.2012 tarih ve 2011/545-2012/439 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06.06.2014 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketlere istediği an geri alabileceği taahhüdüyle 151.805 DM yatırdığını, karşılığında kendisine ortaklık durum belgesi verildiğini, kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığını, davalıların faaliyetlerinin mevzuata aykırı olduğunu, davalılar hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla dava açıldığını, müvekkilinin zararından davalıların sorumlu bulunduğunu ileri sürerek, davalı şirketlerle arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, 155.000,47 TL’nin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı ile müvekkili şirketler arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, 6762 sayılı TTK’nın 329. ve 405. maddeleri uyarınca hisse bedellerinin iade edilmesinin mümkün olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının her iki şirketin de ortağı olduğu, ancak ne şekilde ortak olunduğunun tespit edilemediği, davacı vekilince, müvekkilinin istediği her an parasını geri alabileceği belirtilerek kandırılmak suretiyle para tahsil edildiği, müvekkilinin şirketlere ortak olma iradesinin bulunmadığı ileri sürülmüş ise de ortaklık durum belgesindeki tarihin 06.04.2000 olduğu, bu tarihten daha önce para yatırıldığının davacı tarafça iddia edildiği, mülga 818 sayılı BK’nın 31. maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davacının bu iddiasını ileri sürmesi gerektiği, dava tarihi dikkate alındığında yaklaşık 8 sene sonra hile iddiasına dayanılamayacağı, yine izinsiz halka arz faaliyetinde bulunulduğu belirtilerek sözleşmenin geçersiz olduğu hususuna dayanılmış ise de akdin kurulmasından asgari 8 yıl sonra fesih
hakkının kullanılmasının çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturacağı ve MK’nın 2. maddesinde yer alan iyi niyet kuralına aykırı sayılacağı, 6762 sayılı TTK’nın 329. maddesi uyarınca şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, davalı H.. B.. ile davacı arasında doğrudan bir hukuki ilişki bulunmadığı gerekçesiyle davalı H.. B.. hakkındaki davanın husumetten, davalı şirketler hakkındaki davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
Davacının, davalı şirketlere ortaklığının sahih olması halinde hiç kuşkusuz paylarının karşılığını talep etmesi mümkün değil ise de, davacı davada, şirkete ortak olmak amacıyla para vermediğini, paranın istendiği anda iadesinin vaadedildiğini ileri sürmüş olup, Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere; Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak dolandırıcılık suçlarından yargılanmışlardır. Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında dava nihai olarak zamanaşımı ile ortadan kalkmış, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında ise mahkemece verilen zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı temyiz edilmiş olup kararın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. Bu dosyada düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık % 18, %18 ve % 20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda, şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, holdingce tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, holdingin aracı rol üstlendiği, ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, K.. A.. ve K.. İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic.A.Ş’nin geçmiş yıllara ait mali tablolarında şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir. Ayrıca davacının delili olan ve bilirkişilerce değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen SPK ve Meclis Araştırma Komisyonu raporları, SPK duyuruları mahkemece değerlendirilmemiştir.
Bilindiği üzere BK’nın 53. maddesi gereğince ceza mahkemesi tarafından belirlenen maddi vakıalar hukuk hakimini bağlayacağından Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, her iki kararın kesinleşmiş olması halinde tespit edilen maddi vakıaların neler olduğunun belirlenmesi, maddi vakıaların dosyada mevcut davacı tarafından ibraz edilen delillerle birlikte değerlendirilerek davacının uğradığı iddia edilen zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması gerekir. Ayrıca, mahkemece davacının ortak olduğu gerekçesiyle dava reddedilmiş ise de bilirkişi kurulu 1997, 1998, 1999 yılları defterlerinde sermaye hesabında kayıtlı kurucu ortakların belli sayıda bulunduğunu bildirmişler, mahkemece dava 2008 yılında açılmasına ve ortak olmadığının tesbiti talebini içermesine rağmen dava tarihi itibariyle davacının, davalı şirketin sermayasınde payı bulunup bulunmadığı, payı mevcut ise bu payı kimden devraldığı da açıklığa kavuşturulmamış, davalı tarafından davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kâr payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girdiği de iddia ve ispat edilmemiştir.
Davacının ibraz ettiği belgedeki parayı alan kişinin davalı şirkette hissesi bulunup bulunmadığı, kurucu hissedarlarından olup olmadığı üzerinde de durulmamıştır. Bu durumda, BK’nun 53’üncü maddesi gereğince ceza hakiminin kabul ettiği maddi vakıaların hukuk hakimini bağlayacağı gözetilmek, her iki ceza dosyasındaki deliller ve davacının dayandığı resmi kurum raporları değerlendirilmek ve dava tarihi itibariyle şirketin sermayesinde davacının pay defterine kaydedilen payının yer alıp almadığı belirlenmek ve davanın, iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında davalıların organize ve haksız fiillerinden kaynaklanan bir istirdat davası niteliğinde olduğu da dikkate alınmak, hukuki ilişkinin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesi ”Bu Kanunun uygulanmasında yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında istendiğinde ya da belli bir vadede iade edilmek üzere para kabulü mevduat kabulü sayılır. Karşılığında mevduat cüzdanı yerine katılma belgesi, makbuz, senet ve benzeri belgelerin verilmesi, alınan paraların mevduat sayılmasına engel değildir.” hükmünü yukarıda gösterilen delillerle birlikte değerlendirilmek ve neticesine göre karar verilmek üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.