Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/18444 E. 2014/10860 K. 06.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18444
KARAR NO : 2014/10860
KARAR TARİHİ : 06.06.2014

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/05/2013
NUMARASI : 2011/538-2013/238

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/05/2013 tarih ve 2011/538-2013/238 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosyanın incelenmesinde duruşma için gerekli tebligat giderinin yatırılmamış olması nedeniyle 6100 sayılı Kanun’un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK’nın 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin Konya, Mersin ve Karaman’da taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği Şubat 2008 tarihine kadar davalı şirketin franchise bayiliğini yaptığını, sözleşmenin, haklı bir nedene dayanmaksızın davalının sözleşmeyi yenilememesi sebebiyle sona erdiğini, mağazaların boşaltılarak davalıya devredildiğini, mağazaların davalı tarafından işletilmeye devam edildiğini, davalının anılan bölgelerde sahip olduğu müşteri çevresinin müvekkilinin özenli faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu, franchise verene bırakılan müşteri çevresi dolayısıyla uygun bir tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olduğunu, sözleşmenin sona erdirilmesinden kaynaklanan zarar ile davalının müşteri çevresinden yararlanması neticesinde elde edeceği menfaatlerin denkleştirilmesi gerektiğini, davalının hiçbir zaman müvekkil şirketin ortaklarından olmadığını, davalının müvekkiline ödediği 470.000 USD’yi Konya, Karaman ve Mersin’deki mağazaların demirbaş ve dekorasyon bedelleri olarak ödemiş olduğunu ileri sürerek, 10.000 TL’nın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında ıslahla talebini 560.193,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketle aralarında franchise ilişkisi bulunmadığını, davacı şirketin 1996 yılında kurulduğunu ve davacı yanın kuruluşta şirketteki hissesi %15 iken 2000 yılında hissesinin % 35’e ulaştığını, geri kalan % 65 hissenin müvekkiline ait olduğunu, sözü geçen tüm mağazaların büyük ortak müvekkili firma tarafından kiralandığını ve davacının alt kiracı olarak faaliyet gösterdiğini, piyasaya karşı davacıyı teminat mektupları ve kefaletleri ile desteklediği gibi, markaları altındaki ürünlerin reklam ve tanıtım faaliyetlerini gerek ülke çapında gerekse yerel olarak her şehirde yaptığını, davacının müvekkili şirket sayesinde kapasitesinin üzerinde bir gelir ve çevreye sahip olduğunu, ticari olarak asıl fayda görenin davacı yan olduğunu, ayrıca davacı yana taleplerinin üzerinde her üç mağazanın devir bedeli olarak ödenen 470.000 USD içinde müşteri tazminatının da bulunduğunu, haksız feshin söz konusu olmadığını, davalının feshi bildiğini ve kabul ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında 2006 yılında yapılan franchise sözleşmesinin mevcut olduğu, bu sözleşmenin süresinden önce feshedilmiş olması nedeni ile davacının portföy tazminatına hak kazandığı ve davacının davalıdan talep edebileceği portföy tazminatının 2006-2007 yıllarına ait net kârlarının ortalaması olarak değerlendirilmesinin hakkaniyete uygun bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 158.358,30 TL portföy tazminatından 10.000 TL’nin dava tarihinden, bakiye 148.358,30 TL’nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Mahkemece alınan ilk bilirkişi raporunda taraflar arasındaki sözleşmenin konsinye satış sözleşmesi olduğu belirtilmesine karşın, ikinci raporda sözleşmenin franchise sözleşmesi olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Ancak, ikinci bilirkişi raporunda taraflar arasındaki sözleşmenin franchise sözleşmesi olduğu belirtilmiş ve mahkemece de bu rapora itibar edilmiş ise de, zaman itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 18. maddesi uyarınca sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek maksadına bakılması gerekir. Bu itibarla, mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır.
2-Kabule göre de, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin 07.03.2006- şubat 2008 tarihleri arasında 2 yıl kadar sürdüğü ve davalı markasının tanınmış marka olduğu gözetilerek hakkaniyet ilkesi gereğince bir portföy tazminatı hesabı gerekirken davacının elde ettiği ortalama kar nazara alınarak tazminata hükmedilmesi de doğru olmamış, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte gösterilen nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 06/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.