YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2768
KARAR NO : 2014/8121
KARAR TARİHİ : 30.04.2014
MAHKEMESİ : KAYNARCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/10/2013
NUMARASI : 2013/30-2013/229
Taraflar arasında görülen davada Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/10/2013 tarih ve 2013/30-2013/229 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, Kaynarca Ziraat Bankası’nın iki ay kadar önce bankada parasının olduğunu bildirdiğini, bankaya gittiğinde nüfus kağıdında adının A.. K.. hesabın ise R.K. adına kayıtlı olması nedeniyle paranın kendisine ödenmediğini, nüfus kağıdındaki adının A.. K.. olduğunu, ancak çevresinde adının R. K.olarak bilindiğini, kendisini İ. oğlu R. K. olarak bilmeleri nedeniyle hesabın bu şekilde açıldığını tahmin ettiğini, yaşı ilerlediği için bu hesabı açtırdığını unuttuğunu, ancak bankadan haber geldiğinde eşiyle oğlunun bankaya hesap açtırarak para yatırdıklarını hatırladıklarını, 1998 yılında evinde yangın çıktığını, bu yangında hesap cüzdanının da yandığını, bu nedenle banka hesap cüzdanının olmadığını, ancak Kaynarca ilçesinde İ.oğlu R. K. adında bir başka kişinin olmadığını iddia ederek K. Z.Bankası hesabında bulunan 3.500 TL’nin tarafına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, bankaların muhasebe uygulamalarına ve belgelerin saklanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında yönetmeliğin belgelerin saklanması başlıklı 17. maddesine göre davalı bankanın ilgili evrakları on yıl süreyle saklama zorunluluğunun bulunduğunu, hesap açılışının üzerinden on yılı aşkın bir süre geçtiğinden bankalarında davacının kimliğini tespit etmeye yarar bir belge bulunmadığını, davacının hesap sahibi olduğuna dair yeterli kanaat oluşmasına elverişli bir belge ibraz edilmemesi nedeniyle kendisine ödeme yapılamadığını, davalı bankaya kusur izafe edilemeyeceğini, davacı tarafından hesap sahibi kişinin kendisinin olduğunun mahkeme kararı ile ispat edilmesi halinde kendisine ödeme yapılabileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacı A.. K..’ın akrabaları ve komşuları tarafından isminin R. K. olarak bilindiği, hesabın açılırken de bu karışıklık sebebi ile davacının nüfus kayıtlarındaki gerçek ismi yerine çevresinde tanınan ismi ile hesabın açıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile K. Z. Bankası’ndaki İsmail oğlu R. K. adına bulunan hesaptaki paranın A.. K..’a ödenmesine, karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan ve davalı banka nezdinde tutulan hesaptaki paranın davacıya ödenmediği iddiasıyla açılan alacak davasıdır. Davacı dava dilekçesinde R. K. adına Z. Bankası’nın Kaynarca Şubesinde bulunan 3.500 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiş ve mahkemece davanın kabulüne karar verilerek Z. Bankası K. Şubesi’ndeki İ. oğlu R.K. adına açılan hesaptaki paranın davacı A.. K..’a ödenmesine hükmedilmiştir. Ancak, kurulan bu hüküm infazda tereddüt yaratacak şekilde kurulmuştur. Bu sebeple, dava konusu miktarın hangi banka hesabıyla ilgili olduğu davacıdan sorulup, bu durum açıklığa kavuşturulduktan sonra ilgili hesaptaki para miktarı belirlenip infazda tereddüt yaratmayacak şekilde hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurularak davanın kabulü doğru olmamıştır.
2- Öte yandan, 06.02.2013 tarihli celsede tesis edilen 8 nolu ara kararla davalı bankaya müzekkere yazılarak davacı adına banka hesabının ayrıca İsmail oğlu R. K. adına kayıtlı hesap numarasının olup olmadığının sorulmasına karar verilmişse de, bankadan gelen 26.02.2013 tarihli müzekkere cevabında sadece İ oğlu A.. K..’a ilişkin bilgilerin gönderildiği görülmüştür. Bu nedenle, anılan ara karar gereğinin tam olarak yerine getirilmesi sağlandıktan sonra, bankanın olası bildirimlerinin delil sayılıp sayılmayacağı hususu da irdelenip, gerekirse banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak oluşacak sonuca göre karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ve eksik araştırmaya dayalı biçimde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde gösterilen nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 30.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.