YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4665
KARAR NO : 2014/10864
KARAR TARİHİ : 09.06.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/06/2010
NUMARASI : 2007/421-2010/344
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/06/2010 tarih ve 2007/421-2010/344 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, B.. A.Ş’de yönetim ve denetim kurulu üyeliği yapmış olan davalıların zarar verici eylem ve işlemleri ile şirketi zarara uğrattıklarını, bu kapsamda şirketin 15.8.2002 tarihinde 5.159.955 TL değerinde ve ayrıca 15.10.2002 tarihinde 1.659.955 TL değerinde hisse senetleri ile dava dışı İ.. A.Ş’ye iştirak etmelerinin zararlandırıcı işlem olduğunu, bu iştirakin O.. S. Ltd’den sağlanan kredi ile karşılandığını, yine bir kısım hisse alımının Y.. ve Ticaret A.Ş’den olan alacağına mahsuben yapılmasının zararlandırıcı işlemler olduğunu, yatırımların değersiz yatırımlar olduğunu, şirkete hiçbir yarar sağlamadığını, şirketin muhtemel kazançlarından yoksun kaldığını, davalıların 2002-2003 yıllarında yapılan genel kurulda ibra edilmediklerini, bunun gerekçesinin de defterlerin ve belgelerin doğruyu göstermediğine dayandığını, davalıların 01.01.2002-13.02.2004 arasında görev yaptıklarını ve sorumlu olduklarını ileri sürerek davanın kabulünü talep ve dava etmiş, 21.01.2008 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 37.515.716,83 TL daha artırarak zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar ve vekilleri davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalıların zararlandırıcı bir işlemine rastlanmadığı, davalıların sadece yönetim kurulu üyesi veya denetçi olmalarının bu davanın açılmasında yeterli olmadığı, zira yönetim kurulu ve denetçi olan davalıların kararların alınmasında hakim kişiler olmadığı, şirketlerin bir çok yan şirketlerin bulunduğu şirketler arasındaki hesap hareketlerinin hakim şirket tarafından yapıldığı, davalıların
da hakim şirket yönetim üyesi olmadıkları, bağımsız karar alma yetkilerinin bulunmadığı, illiyet bağı unsurunun somut olayda gerçekleşmediği, B.. A.Ş’nin aynı şirketler topluluğunda yer alan İmar Bankası’na yaptığı yatırım iştiraklerinin niteliği itibarıyla zarar yaratmaya elverişli olmadığı, zira dava dışı İ.. Bankası A.Ş’ye yapılan yatırımların ve iştiraklerin içinde sayılan zararlandırıcı işlemlerin aynı şirketler bütünü içinde yer aldığı ve bu kaynakların şirketler arasında işletme sermayesi ihtiyacı olarak kullanıldığı, bu şirkete de TMSF el koyduğundan bir zararlandırıcı işlem olarak sayılamayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı şirketin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Anonim şirketlerde yönetim ve denetim kurulu üyeleri görevleri sırasında sebep oldukları zarardan dolayı şirkete, pay sahiplerine ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan dolayı sorumludurlar. Sorumluluğun doğması bakımından öncelikli koşul, zararın olmasıdır. Zarar gören, bu zararının varlığını kanıtlamadır. Zararın varlığı sabit ise, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu olduğu karine olarak kabul edilir. Yönetim ve denetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler.
Somut olayda da davacı vekili, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklamıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi temel alınan bilirkişi raporu da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Raporda, dava dilekçesinde davalılara atfedilen işlemlerin şirketi zarara uğratan işlemler olup olmadığı denetime uygun şekilde incelenmemiş, genel ifadelerle yetinilmiştir. Bu durum karşısında, davacı vekilinin rapora yönelik itirazları da dikkate alınarak, aralarında işletmeci ve mali müşavirin de bulunduğu bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davacı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılıp, tarafların iddiaları ve savunmalarını tek tek karşılayan ve denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 09/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.