YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1270
KARAR NO : 2014/13483
KARAR TARİHİ : 10.09.2014
MAHKEMESİ : ADANA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/05/2013
NUMARASI : 2013/82-2013/286
Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/05/2013 tarih ve 2013/82-2013/286 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Münüse V. C. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Antakya’da ikamet edip, aynı zamanda ticari faaliyette bulunan bir tacir olduğunu, Antakya’da özel bir bankadan kredi talebinde bulunduğunda isminin bankalararası merkezi sistemde borçlarını ödemeyenlerin listesinde bulunduğu bilgisi verilerek kredi talebinin reddedildiğini, yapılan araştırma sonrası müvekkiline davalı bankanın Adana Yağcami Şubesi’nde kredi kullandırıldığını tespit ettiklerini, bu şubede müvekkilinin kesinlikle işlemlerinin bulunmadığını, müvekkilinin adı kullanılarak sahte imza atılmak sureti ile kimliği belirsiz kişilerin kredi kullandıklarını buna rağmen davalı banka tarafından müvekkili hakkında sahte evrak tanzim ederek dolandırıcılık yapma suçu ile Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu, davacının şeref ve haysiyeti ile oynandığını, ayrıca kredi borcunun kendisine ait olmadığını tespit etmek için Adana 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nde menfi tespit davası açmak zorunda kaldıklarını, yapılan soruşturma sonrası müvekkilinin sözleşmede imzası bulunmadığının tespit edilip takipsizlik kararı verildiğini, neticede davacının yüz kızartıcı bir suç ile itham edilmesinin kişilik haklarını zedelediğini, aile ve çevresi ile olan ilişkilerinin bozulduğunu, bu dönemde kredi kullanamamaktan dolayı ortağı olduğu iki şirketteki hisselerini devretmek zorunda kalıp zarara uğradığını ileri sürerek, 5.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın 25.02.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kredi kullandırılırken istenen evrakların bankaya bizzat kredi talep eden tarafından sunulduğunu, sözleşme kurulurken müşterilerin nüfus cüzdan bilgilerinin kendilerinden alındığını, banka çalışanının kriminal uzman gibi imza incelemesi yapamayacağını, bankanın kredi borcu ödenmediği için takip yapmasının ve ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunmasının kanuni hakkını kullanmak olduğunu ve bundan dolayı tazminatla sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; dava dışı gerçek kimliği tespit edilemeyen kişi tarafından davacının kimlik bilgileri kullanılmak suretiyle sahtecilik yoluyla davalı bankadan kredi çekildiği, çekilen kredinin ödenmemesi üzerine davalı bankanın davalı aleyhine icra takibi başlattığı, takip sırasında sahteciliği anladığı an Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunduğu, savcılık soruşturması neticesinde soruşturma evrakının daimi aramaya alındığı ve davalı bankanın icra takibini takipsiz bıraktığı, davacının kredi borcu nedeniyle menfi tespit davası açtığı ve davanın lehine sonuçlandığı, davalı bankadan davacı adına çekilen kredi işlemi sırasında kimliği tespit edilemeyen kişilerce sahtecilik yapıldığı, sahteciliği davalı banka çalışanlarının tespit etmesinin mümkün olmadığı, davalı bankanın hakkında yasal yollardan takip yapmak suretiyle alacağını tahsil yoluna gittiği, durumun bu sırada tespit edildiği bu nedenle yapılan bankacılık işleminde davalı bankanın herhangi bir kusuru veya ihmalinin olmadığı,davacının maddi zararı olduğunu ispatlayamadığı ve davalının kusuru olmadığından manevi tazminat talep etme koşullarının da davalı lehine gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan maddi-manevi zararın tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece, öncelikle dava konusu olay nedeniyle sorumluluğun kime ait olduğunun, daha sonra ise maddi-manevi zararın oluşup oluşmadığının takdiri yapılması gerekirken, bir taraftan uyuşmazlık konusunda davalı bankanın sorumluluğunun olmadığı belirtilmesine rağmen bir taraftan da maddi zararın ispat edilemediği yönünde çelişkili bir gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak; davalı bankanın, kurumsal kişiliğe ve araştırma organlarına sahip olmasına rağmen ,özen yükümlülüğüne aykırı davranarak sahte evraklarla düzenlenen kredi sözleşmesi çerçevesinde verilen kredinin geri ödenmesi için davacı aleyhine başlattığı icra takibi ve bilahare açılan menfi tespit davası nedeniyle davacıyı vekalet ücreti ve yargılama gideri ödemek durumunda bırakmış olmakla bu suretle davacıyı maddi zarara uğrattığı sabit olup, yine davacının manevi kişiliğinin de zarar gördüğü aşikardır. Bu itibarla, tüm bu hususların değerlendirilmesi suretiyle davalının, davacının uğradığı zararlardan sorumlu olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.