Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/8571 E. 2014/17242 K. 10.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8571
KARAR NO : 2014/17242
KARAR TARİHİ : 10.11.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) 27. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/11/2013
NUMARASI : 2013/96-2013/215

Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 27. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 25/11/2013 tarih ve 2013/96-2013/215 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin yetkili müdürü ve ortağı iken 29.11.2004 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyette bulunan davalı şirketi kurduğunu, kurulan bu şirkete müvekkili şirketin kuruluşundan beri sahip olduğu telefonların nakledilerek, müşterilere yanıltıcı bilgiler verildiğini, müvekkili adına tescilli isim ve logonun davalı tarafça kullanıldığını, müvekkili şirket çalışanlarının defalarca aranarak davalı şirketle çalışmaları konusunda tekliflerde bulunulduğunu, müşteri portföyüne müdahale edildiğini ileri sürerek, davalının ad, unvan, logo, işaret vs. üzerinden haksız rekabet teşkil eden fiil ve eylemlerinin ve tecavüzün tespitine ve men’ine, telefonların kullanılmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada davalıların eylemleri sebebiyle müvekkili şirketin maddi ve manevi yönden zarara uğradığını belirterek 150.000 USD tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirket yönünden herhangi bir maddi vakaya değinilmediğini, nakledilen telefonların zaten müvekkiline ait olup, kendi tasarrufundaki telefonları kullanmasının doğal olduğunu, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve dosya kapsamına göre, davalıların, davacıya ait unvan ve amblemi bazı belge ve yazışmalarda davalı şirket unvanı yanında kullandıkları, ayrıca davacı şirket müşterilerini davalı şirkete yönlendirmeye çalıştıklarını, bu şekilde davalı Florina’nın, davacının emek sonucu oluşturduğu müşteri portföyünden haksız yararlanmaya çalıştığı, bu eylemlerin dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 56. ve 57. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, davacının tazminat talepleri bakımından harcı yatırılarak usulünce açılmış bir dava bulunmadığı gibi asıl dava dilekçesinde maddî ve manevî tazminat talep edilmediği, bu hakkın saklı tutulmadığı, bilâhare 02.07.2013 havale tarihli dilekçeye konu edildiği ancak iddianın genişletilmesi mahiyetindeki bu talebin davalı tarafça kabul görmediği, davacı tarafın talep sonucuna yenilerini eklemesinin ıslah mahiyetinde de kabul edilemeyeceği, keza ıslah suretiyle dava konusu olmayan talebin dava kapsamına alınmasının mümkün olmadığı,
anılan maddî ve manevî tazminatın birleşen davada istendiği ve talep miktarı ikiye bölünerek 02.07.2013 havale tarihli dilekçe ile yarısının esas davaya konu edildiği, davaların birlikte görülmesine karar verilmiş ise de, davaların bağımsız niteliklerini koruduğu, dolayısıyla bir davadaki talebin ikiye bölünüp yarısının başka bir davaya konu edilemeyeceğinden esas davaya ilişkin tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığı, birleşen davada, marka hakkına tecavüz iddiasına dayalı tazminat talebine ilişkin davanın fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile davalıların, davacıya ait unvan ve amblemi bazı belge ve yazışmalarda davalı şirket unvanı yanında kullanmak suretiyle haksız rekabet oluşturduklarının tespitine, haksız rekabetin ve 0 212 243 33 34 ve 0 212 243 33 35 telefon numaralarının davalılarca kullanılmasının önlenmesine, esas davaya ilişkin maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde karar tesis edilmiş ise de, haksız rekabete dayalı tazminat talepleri yönünden yapılan inceleme ve değerlendirme isabetli değildir. Zira, davacının hem haksız rekabet hem de marka hakkına tecavüzden dolayı maddi ve manevi tazminat istemleri birleşen davanın konusu olup bu talepler yönünden harcı verilerek açılmış bir dava söz konusu olduğu gibi asıl davada da haksız rekabet yönünden tazminat taleplerinin saklı tutulduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar bozma ilamı doğrultusunda davacı taraftan tazminat taleplerine ilişkin olarak açıklama istenmiş ve davacı tarafça verilen 02.07.2013 tarihli dilekçeye istinaden yazılı şekilde karar tesis edilmiş ise de; davacının birleşen davadaki maddi ve manevi tazminat talepleri ayrılmadan hem haksız rekabet hem de marka hakkına tecavüzden dolayı tazminat talebinin ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek her iki tazminat talebi yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, mahkemece, haksız rekabete ilişkin tazminat taleplerine ilişkin olarak yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
2- Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre şimdilik davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.