Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/12224 E. 2014/19093 K. 05.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12224
KARAR NO : 2014/19093
KARAR TARİHİ : 05.12.2014

MAHKEMESİ : ORDU 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2014
NUMARASI : 2007/357-2014/93

Taraflar arasında görülen davada Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/02/2014 tarih ve 2007/357-2014/93 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının dava dışı limited şirket ortağı olduklarını, şirketin sigorta aracılık hizmeti verdiğini, müvekkilinin dava dışı şirketteki hisselerini devrettiğini, daha sonra vergi idaresi tarafından yapılan inceleme sonucunda bir kısım gelirlerin defterlere kaydedilmediğinin tespit edildiğini, davalının şirketin defterlerini tutarak gelir ve gider kayıtlarını takip ettiğini, müvekkilinin ise müşterilerle ilgilendiğini, bu şekilde davalının müvekkilinin haberi olmaksızın, elde edilen gelirlerin bir kısmını kendi tasarrufunda tuttuğunu ileri sürerek, 20.000 TL alacağın 2002 yılı Haziran ayından itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile faiz başlangıç tarihini 2003 yılı Haziran ayı olarak değiştirmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına, alınan bilirkişi raporuna göre 13.300 TL’nin davacıya ödenmesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 13.300 TL’nin 2002 yılı Haziran ayından itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürü olan davalının şirket kayıtlarına geçirmediği kazancı kendi adına tahsil ettiği iddiası ile açılan, limited şirket yöneticisinin sorumluluğu hukuki nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile davalının dava dışı limited şirket ortağı olduklarını, şirketin sigorta aracılık hizmeti verdiğini, müvekkilinin dava dışı şirketteki hisselerini devrettiğini, daha sonra vergi idaresi tarafından yapılan inceleme sonucunda bir kısım gelirlerin defterlere kaydedilmediğinin tespit edildiğini, davalının şirketin defterlerini tutarak gelir ve gider kayıtlarını takip ettiğini ileri sürmüş, mahkemece yapılan yargılama sonunda, yukarıda değinilen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri ve şirket müdürleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını
ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Hriş. Ticari İşletme ve Şirketler, s: 1941, 1942, 1999). Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Aynı Yasa’nın 556. maddesi uyarınca şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle şirketin yönetim veya denetimine memur edilen kimselerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğuna ilişkin olarak yukarıda değinilen anonim şirketlere yönelik hükümler limited şirketler yönünden de uygulanır.
Dava konusu olayda davalı şirket müdürüne isnat edilen kusurlu eylem, davacı eski ortağın hissesine düşen kazancın davalı tarafından kendi hesabına aktarıldığı ve şirketin kazanç kaybına uğradığı yönündedir. Bir başka anlatımla davacı, davalı şirket müdürünün görevi sırasında şirket gelirlerini kayıtlara geçirmediğini ve bu şekilde kendisinin kazanç kaybına uğradığını ileri sürmüştür. Bu hali ile iddianın ileri sürülüş şekline göre eldeki dava, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında sorumluluk davası niteliğini haiz olup, şirket ortağının mülga 6762 sayılı TTK’nın 309. maddesi uyarınca eldeki davayı açma hakkı bulunmakla birlikte, dosya kapsamı itibari ile davacının şirket hisselerini dava tarihi öncesinde devrettiği ve dava tarihi itibari ile şirket ortağı sıfatının bulunmadığı, bunun sonucu olarak aktif dava ehliyetini de haiz olmadığı göz önüne alınmak suretiyle davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.