YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13132
KARAR NO : 2014/19143
KARAR TARİHİ : 05.12.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/02/2014
NUMARASI : 2013/724-2014/70
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25/02/2014 tarih ve 2013/724-2014/70 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkilinden para tahsil edip, iade etmemesi nedeniyle Almanya Düsseldorf Eyalet Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nde davalı aleyhine dava açıldığını, mahkemece verilen 23.04.2010 tarih ve 10 O 387/10 sayılı kararda, davalıların davacıya müteselsil borçlu olarak 31.495,58 Euro ana parayı 02.02.2010 tarihinden itibaren baz faize ek %5 faiziyle birlikte ödemesine karar verildiğini ve kararın 01.09.2011 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, yabancı mahkeme ilamının tanıması ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfizi istenen mahkeme kararında iki davalı olduğunu, bu haliyle taraf teşkilinin sağlanmadığını, müvekkilinin davacıya ilamda belirtilen borcunun bulunmadığını ve MÖHUK 54/ç bendi uyarınca kararın verildiği mahkemede temsil edilmediğini, gıyabında karar verildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tenfizi istenen ilamın MÖHUK’un aradığı şartları taşıdığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile Almanya Düsseldorf Eyalet Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin 10 O 387/09 sayılı ilamının Türkiye’de tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme ilamının tanıma ve tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dava konusu ilamın bir yerinde tebliğ tarihi olarak 24.05.2010, bir yerinde ise 25.02.2011 tarihinin yazdığı yine, ilamda ”itiraz beyanının ulaşmadığı” ”iş bu karara karşı itirazda bulunulmuştur” ibarelerine yer verildiği anlaşılmıştır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verebilmek için ilamın usulünce kesinleşmiş olması gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece belirtilen hususlar da nazara alınarak dava konusu ilamın usulünce kesinleşip kesinleşmediği tespit edilip değerlendirilmek suretiyle bir karar vermek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabule göre de, mahkemece tenfiz koşullarının oluştuğuna kanaat getirilmesi halinde sadece ilamın tenfizine karar vermek gerekirken hüküm fıkrasının 2. bendinde belirtilen hususların da karara bağlanması doğru olmamış, bu nedenle de kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 05.12.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesi, yabancı mahkemelerce hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş bulunan kararların, verildiği devlet kanunları uyarınca kesinleşmiş ise tenfiz kararı verilebileceğini öngörmektedir. Bu çerçevede, anılan kanun hükmünün, yabancı ilamın kesinleşmesi için, ilamın verildiği devletin kanunlarına atıf yapmakta olduğu ve şekli anlamda bir kesinleşmeyi gerekli ve yeterli bulduğu açıktır. Şu halde, o devlet ülkesinde kanun yollarından da geçerek yahut bu hak ilgilisi tarafından kullanılmaksızın şeklen kesinleşmiş olduğu karar üzerine şerh edilen yabancı ilamların, aslında o yer kanunlarına aykırı olarak kesinleştirildiğinin öne sürülebilmesinin, bu durum aynı zamanda ilgilinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olmakla, 5718 sayılı Kanun’un 54/ç maddesine temas eden bir mahiyette olduğu kabul edilmek gerekir. Her ne kadar, 54/ç maddesinde de “o yer kanunları” ibaresine yer verilmiş ise de, savunma hakkının evrensel bir insan hakkı meselesi olması nedeniyle, 50. ve 54. maddelerde yer verilen bu ibarelerin birbirinden farklı anlamlar içerdiği ve farklı menfaatlere yöneldiği kabul olunmalı, 50. maddedeki düzenlemenin yukarıda da söz edildiği üzere şekli anlamda bir kesinliğe delalet ettiği, 54. maddedeki düzenlemenin ise savunma hakkının ihlali niteliğinde bir hal olup olmadığına dair daha derinlikli bir incelemeyi gerektirdiği dikkate alınmalıdır. Bu halde, söz konusu hususun tenfiz mahkemesince nazara alınması ve araştırılması, 54. madde hükmünde sınırlandırıldığı üzere, ancak, aleyhine tenfiz talep edilen tarafından Türk mahkemesinde bu hususun ileri sürülmesi koşuluna bağlıdır. Bu husus ileri sürülmemiş ise, tenfiz mahkemesince nazara alınmamalıdır.
Somut dava bakımından söylemek gerekirse, 5718 sayılı Kanun’un 50. maddesi anlamında şeklen kesinleştiği hiç kuşkusuz anlaşılan yabancı mahkeme ilamının, bu biçimde kesinleştirilmesinin ancak 5718 sayılı Kanun’un 54/ç maddesi maddesi uyarınca, evrensel bir hak niteliğindeki savunma hakkının ihlali nedeniyle tenfizinden kaçınılabileceği, davalının tenfiz mahkemesi önünde bu yolda herhangi bir savunmada bulunmadığı gibi kararın usulen kesinleşmediği yolunda bir savunmasının da olmadığı anlaşılmakla, ilamın tenfizi için “kesinleşmeye” bağlı bir dava engeli bulunmadığı görüşündeyim. Daire çoğunluğunun (2) nolu bentte açıklanan bozma nedeninin ise yeniden yargılamayı gerektirir nitelikte olmadığından bu hususa temas edilmek suretiyle, yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanması görüşündeyim.