Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/13889 E. 2014/16485 K. 24.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13889
KARAR NO : 2014/16485
KARAR TARİHİ : 24.10.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/04/2013
NUMARASI : 2010/1336-2013/170

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.04.2013 tarih ve 2010/1336-2013/170 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24.10.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. S.. T.. ile davalı vekili Av. H.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında erken rezervasyon poliçesi tanzim edildiğini, davalının belirlenen 157.500 TL prim borcunu ödemediğini, yapılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, poliçenin geçerlilik kazanması için ilk taksitin ödenmesinin şart olduğunu savunarak, davanın reddin istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının sözleşme süresi boyunda davacıya prim ödemesi yapmadığı, bu süre zarfında riziko meydana gelmediği, davacının sorumluluğunun yasa ve prim ödeme özel koşullarına göre başlamadığı, takip tarihi itibariyle alacak bulunmadığı gerekçesiyle, davanın ve kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, poliçe prim alacağından kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalının sözleşme süresi boyunca prim ödemesi yapmadığı, bu süre zarfında riziko oluşmadığı, davacının sorumluluğunun başlamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, sigorta sözleşmesinin kurulması için belli bir şekil şartı bulunmamaktadır. Sözlü olarak da sigorta sözleşmesinin tesisi mümkündür. 6762 sayılı TTK’nın 1295/1. maddesi uyarınca sigorta priminin tamamının defaten veya taksitle ödenmesi konusunda anlaşma varsa prim ilk taksitinin sözleşme yapılır yapılmaz ve poliçenin teslim edilmesi karşılığında ödenmesi gerekir.
Somut olayda, 24.02.2010-01.10.2010 arası geçerli olmak üzere 04.03.2010 tarihinde poliçe tanzim edilmiş, 157.500 TL primin peşin ve 3 taksitte ödenmesine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında karşılıklı irade beyanı ile sözleşme kurulduğuna göre, davalının prim ödeme borcunun ilke olarak doğduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin gerekçesinde belirtilen 6762 sayılı TTK’nın 1295/2. maddesindeki hüküm riziko durumunda sigortacının sorumluluğunun başlamasına ilişkin olup, dava konusu olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
Bu itibarla, mahkemece davalının hukuki durumunun yukarıda değinilen hususlar nazara alınarak değerlendirilip, neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

04.11.2014-Y/K

2013/13889 Esas
2014/16485 Karar

KARŞIOY YAZISI

Acentenin temsil yetkisi, dava tarihi itibariyle uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 105. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre, “Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanmaz”.
Yasa maddesinden de anlaşılacağı üzere, acentenin aracılık ettiği veya yaptığı sözleşmeden doğan hak sahibi ve borçlu sıfatı müvekkiline ait olduğu için, sözleşme sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlık sebebiyle açılan davada taraf sıfatının sahibi de müvekkilidir. Diğer bir ifadeyle, Türk Ticaret Kanunu’nda acenteye müvekkilini davada temsil etme yetkisinin tanınmış olması, taraf sıfatının da acenteye hasredildiği anlamına gelmemektedir (bkz. Dairemizin 25.01.2007 T., 2005/ 13715 E., 2007/ 789 K. sayılı kararı). Bu sebeple, acente kendisini dava dilekçesinde davacı olarak göstererek şeklen davanın tarafı halinde gelse de; davanın taraf sıfatı yokluğu sebebiyle esastan reddi gerekir.
Bu açıklamalar çerçevesinde eldeki dava değerlendirildiğinde, davacı acente, müvekkili adına tahsile yetkili olduğu primlerin ödenmediğinden bahisle önce icra takibi yapmış, takibe itiraz üzerine de işbu itirazın iptali davasını açmıştır. Gerek icra takibinde ve gerekse de işbu davada, davacı acente, primlerin davalı adına kendisince ödendiğini ileri sürmediğinden, sigorta primleri üzerinde hak sahibinin davacı acentenin müvekkili asıl sigorta şirketidir. Bu husus dosya kapsamından açıkça anlaşılmakta olup, davacı acentenin prim tahsiline yetkili olması, gerçek hak sahibinin kendisi olduğu anlamına gelmez. Bu durumda, davacının taraf sıfatı bulunmadığının kabulüyle davanın reddi gerekirken, mahkemenin işin esasına girerek davayı reddetmiş bulunması doğru değildir. Ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirir nitelikte olmadığından, sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının gerekçesi değiştirilerek onanması görüşünde olduğumdan Daire çoğunluğunun davanın esasına dair bozma gerekçesine katılamıyorum.