YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7049
KARAR NO : 2014/14062
KARAR TARİHİ : 18.09.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/02/2013
NUMARASI : 2012/85-2013/62
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/02/2013 tarih ve 2012/85-2013/62 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02/09/2014 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. M.Ç. ile davalı vekili Av. F.. Ö.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduklarını, 2012 yılına ait olağanüstü genel kurul kararı ile sermaye artırıma karar verildiğini, kararın anasözleşmeye aykırı olarak EPDK’nın “uygundur” görüşü olmadan alındığını, şirketin bu oranda sermaye artırımına ihtiyaç duymadığını, rüçhan hakkının kullanılması için çok kısıtlı bir süre tanındığını, müvekkillerinin pay oranı azaltılarak hakim ortağın şirketi ele geçirmek istediğini ileri sürerek, söz konusu kararın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, EPDK tarafından şirket sermayesinin 19.500.000 TL’den 55.000.000 TL’ye çıkartılmasında sakınca bulunmadığının belirtildiği, şirketin birikmiş borçlarının bulunduğu, yatırımların devamı için para gerektiği, şirkete para girişinin sağlanması için ek finansman maliyeti yüklenmesi yerine sermaye artırımına gidildiği takdirde kârlılığın artacağı, tüm pay sahiplerine rüçhan hakkı tanındığı, davacıların da iştirak taahhütnamesini imzaladıkları gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, anonim şirket genel kurul karar iptali istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK’un 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda ihtiyati tedbir kararına ilişkin bir karar verilmemiş iken gerekçeli kararda icranın geri bırakılmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının kaldırılması şeklinde hüküm kurulmuştur. Buna göre, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmış olduğundan, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 18/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.