Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/8501 E. 2014/16502 K. 30.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8501
KARAR NO : 2014/16502
KARAR TARİHİ : 30.10.2014

MAHKEMESİ : SİLİFKE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/09/2013
NUMARASI : 2013/126-2013/93

Taraflar arasında görülen davada Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/09/2013 tarih ve 2013/126-2013/93 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı olduklarını, müvekkilinin hissesinin % 28 oranında olmasına rağmen şirkete ait vergi borcunun tamamını ödemek zorunda kaldığını, davalı payına düşen kısımdan sorumlu ise de hakkında başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini, davalı aleyhine % 40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, öncelikte asıl borçlu şirkete rücu edilmesi gerektiğini, müvekkilinin hissesinin % 72 oranında olmadığını savunarak, davanın reddini ve davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, şirketin vergi borcuna istinaden temsilcisi olan davacının hesabından 22.05.2008 tarihinde 21.485 TL çekildiği, davalının hissesine 7.161,66 TL düştüğü, Vergi Dairesi’nin doğrudan davacının hesabından tahsilat yapmasının şirketin aciz halinde olduğuna karine olduğu, bu nedenle davacının doğrudan davalıya karşı takip yapmasının mümkün bulunduğu, alacağın likit kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile 7.161,66 TL asıl alacak üzerinden devamına, alacağı takip tarihinden itibaren faiz işletilmesine, % 20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı tarafından ödenen dava dışı şirketin vergi borçlarının, kamu alacağının sorumlusu bulunan davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Tüzel kişi mükelleflerin kamu alacaklarından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden, kanuni temsilcileri sorumlu tutulmuştur. Ancak vergi borcunun temsilciden istenebilmesi için öncelikle temsil edilen tüzel kişiden talep edilmesi ve bu tüzel kişinin ödeme kabiliyetinin olmadığını gösteren “aciz vesikasının” düzenlenmiş olması gereklidir (6183 SK. m.75). Kanuni temsilcilerin kim olduğu konusu ise tüzel kişinin türüne göre değişmektedir. Anonim şirketler ve kooperatiflerde kanuni temsilciler yönetim kurulu başkan ve üyeleri iken limited şirketlerde şirketin müdürü, kolektif şirketlerde ise ortakların her birisidir.
Limited şirketlerde kanuni temsilciler şirket müdürleri ise de getirilen bir düzenleme ile kanuni temsilciye ilaveten ortaklar da kamu borcundan sorumlu tutulmuştur. Buna göre limited şirketin mal varlığından tahsil edilemeyen kamu alacakları ortaklardan, ortaklık payı oranında istenebilecektir. (6183 SK. m.35).
Anonim şirketlerde ise böyle bir özel düzenleme yapılmadığından, şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından, TTK.’nın 317. maddesi uyarınca şirketin yönetim kurulu üyelerinin tamamı, kanuni temsilci sıfatıyla ve müteselsilen sorumludur. Ancak TTK’nın 319. maddesine göre ana sözleşmeye hüküm konularak şirketin kanuni temsil yetkisi, yönetim kurulu üyelerinden birine veya birkaçına verilip, diğer yönetim kurulu üyeleri sorumluluktan kurtulabilmektedir. Böyle bir durumda kamu alacaklarından da sadece anılan yönetim kurulu üyeleri, kanuni temsilci sıfatıyla müteselsilen sorumlu tutulacaklardır. Yönetim kurulu üyesi olmayan ortakların ise kamu alacaklarından dolayı sorumlulukları bulunmamaktadır.
Tüm bu hallerde temsilcilerin, sadece ortak oldukları veya görevde bulundukları dönemde tahakkuk eden kamu alacaklarından sorumlu olacakları, diğer bir deyişle limited ve kolektif şirketlerde ortaklıktan, anonim şirketlerde ve kooperatiflerde ise yöneticilikten usulünce ayrıldıkları tarihten sonraki kamu alacağından sorumlu olmayacakları tabiidir.
Temsilcinin bu şekilde ödediği vergi için asıl mükellefe rücu etme hakkı bulunmaktadır (213 sayılı VUK. M.10). Dolayısıyla yukarıda belirtilen tüzel kişi temsilcileri, ödedikleri kamu alacağının “tamamını” öncelikle asıl mükelleften rücuen talep edebilirler.
Bu aşamada kanuni temsilcilerin ödedikleri kamu alacağını, asıl mükellef olan temsil edilenden değil de diğer sorumlulardan talep etmelerinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise rücu oranının ne olacağı konusu incelenmelidir. Kanuni temsilcilerin asıl mükellef dışındaki diğer sorumlulardan talepte bulunabilmesi için öncelikle bu kamu alacağının asıl yükümlüden tahsilinin mümkün olmaması gereklidir. Zira asıl yükümlüsünden tahsili mümkün olduğu halde bu alacağı kamu idaresine ödeyen kanuni temsilcilerin, asıl yükümlü dışındaki diğer sorumlulardan rücuen talepte bulunmaları mümkün değildir.
Ödenen kamu alacağının asıl yükümlüden tahsil imkanı bulunmadığı anlaşıldıktan sonra, diğer yükümlülerden rücu oranının ne olacağı konusunda ise bir ayrıma gidilmelidir. Buna göre limited ve kolektif şirketlerde temsilcilerin kamu alacaklarından sorumluluğu ortaklık sıfatına bağlı olduğundan, bu kişilerden ancak ortaklık payları oranında rücuen talepte bulunulabileceği kabul edilmelidir. Diğer bir deyişle limited ve kolektif şirketlerde kamu alacağından her ortak kendi payı oranında sorumlu olup bu payı haricindeki ödediği kısım için diğer ortaklara rücu edebilir.
Anonim şirketlerde ve kooperatiflerde ise yöneticilerin kamu alacağından müteselsilen sorumluluğunun sadece ilgili kamu idaresine karşı olacağı açıktır. Buna karşılık kamu alacağını ödeyen bir yönetici, diğer yöneticilere, anasözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ancak mütesaviyen rücu edebilecektir. Diğer bir deyişle aksi kararlaştırılmamışsa iç ilişkide anılan temsilciler birbirlerine karşı kamu alacaklarından dolayı eşit oranda sorumludur.
Somut uyuşmazlıkta davacı, banka hesabından kesilen vergi borcu tutarının davalıdan rücuen tahsilini talep etmektedir. Ancak, söz konusu alacağın davalıdan önce asıl mükellef olan şirketten talep edildiği iddia ve ispat olunmamıştır. Bu itibarla, ödeme anındaki şirketin mali durumu, aktif ve pasifleri, uyuşmazlık konusu borcun ödendiği tarihte borçların asıl muhatabı şirketten tahsil imkanı olup olmadığı, davacının bu borcu hangi koşullarda ödediği, dava hakkı ve rücu koşullarının bulunup bulunmadığının araştırılması, gerektiğinde şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/10/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

02/12/2014 – GB

ESAS NO : 2014/8501
KARAR NO : 2014/16502

K A R Ş I O Y

Dava, 6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35. maddesi uyarınca, ilgili vergi dairesi tarafından anonim şirket yöneticisi davacıdan tahsil edilen meblağın, davadışı şirketin diğer yöneticisinden tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali isteminden ibarettir.
Tarafların vergi borcunun doğup tahakkuk ettiği tarihte davadışı anonim şirketin yöneticileri oldukları, anılan şirketin üç kişilik yönetim kurulu tarafından temsil edilmekte olup taraflar dışında bir yönetim kurulu üyesinin daha mevcut bulunduğu, ilgili vergi dairesi tarafından davacının yöneticisi olduğu anonim şirketin vergi borcu nedeniyle davacıya ait banka hesabından 6183 sayılı Kanun uyarınca 21.485 TL’nın tahsil edildiği, davacının bu meblağın tümüyle ve faiziyle tahsili için davalı hakkında giriştiği icra takibinin vaki itiraz üzerine durdurulduğu ve sonuçta eldeki işbu davanın açıldığı dosya kapsamı ile sabit olup bu hususlar üzerinde taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35/1. maddesinde düzenlenen “kamu idaresinin asıl yükümlüden tahsil edemediği kamu alacağını ilgili tüzel kişinin temsilcilerinden tahsil etmesi” olgusu ile aynı maddenin 4. fıkrasında düzenlenen “temsilciden yapılan tahsilattan ötürü ödemede bulunan temsilcinin asıl yükümlüden rücu talebinde bulunabilmesi” kavramı birbirinden farklı hususlardır. Bu bağlamda somut davaya bakıldığında, davalının, ilgili vergi dairesince tesis edilen işlemin yerinde olmadığına ilişkin bir savunmasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bir diğer söyleyişle, davalı savunması, kamu idaresince davacıdan yapılan tahsilat işleminin yerinde olup olmadığına ilişkin olmayıp davacının bu suretle ödemek zorunda olduğu tutarı, öncelikle, 6183 sayılı Kanun’un Mükerrer 35/4. maddesi uyarınca anonim şirketten talep etmesi gerektiği, bu yolda bir girişimde bulunmaksızın diğer yöneticilerden tahsil isteminde bulunamayacağına ilişkindir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü, ilgili vergi dairesince anılan kanun hükmü doğrultusunda yapıldığında ihtilaf bulunmayan tahsilat nedeniyle davacının öncelikle asıl mükellef olan anonim şirkete başvuruda bulunmadan şirketin diğer yöneticilerinden tahsil talebinde bulunup bulunamayacağının saptanması ile mümkündür. Bu nedenle, HMK’nın 25. maddesi de gözetildiğinde, Dairemiz çoğunluğunun bozma kararının gerekçesinde, taraflar arasında ihtilaf bulunmayan açıklanan husus bakımından bir değerlendirme yapılması, giderek mahkemeyi bu yönde araştırmaya sevkedecek bir karara varılmasının isabetli olmadığı düşüncesindeyim.
Kaldı ki, bir an için aksi düşünülecek olsa dahi, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinde yer verilen sorumluluklar ile 213 sayılı Kanun’un 10. maddesinde düzenlenen sorumluluk nedeniyle yapılacak takipler bakımından kanuni temsilciler açısından bir öncelik sıralaması söz konusu olmadığından, kanuni temsilciler hakkında yapılacak takiplere aynı zamanda başlanılması gerektiğine ilişkin Seri A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinin VIII/10 bölümü hükmü uyarınca, davacı ile aynı konumda bulunan davalının, 818 sayılı BK’nın 143. maddesi de gözetildiğinde, davacıya karşı bu hususu ileri sürmesi bir hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görülmelidir.
Şu halde, kanımca, uyuşmazlığın toplandığı husus çerçevesinde konuya yaklaşıldığında, davanın çözümü bakımından, olaya uygulanması gereken 6183 sayılı Kanun’un 35/4. maddesinde yer verilen hükmün bir dava şartı niteliğinde olup olmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekecektir. Madde hükmünün yazımından da anlaşılacağı üzere, söz konusu hüküm emredici nitelikte değildir. Bir başka anlatımla, şirkete (tüzel kişiliğe) ait vergi borcunu ödeyen kanuni temsilcinin, ödediği tutar için asıl mükellefe rücu etmesi ihtiyari nitelikte olup bu konuda mutlak bir hükmün varlığından söz edilemez.
…/…

ESAS NO : 2014/8501
KARAR NO : 2014/16502

-2-

Yine madde hükmü bütünüyle incelendiğinde, kamu alacağının tahsili bakımından asıl borçlu tüzel kişilik ile onun borcunu ödeyen kanuni temsilci arasında, kanundan kaynaklanan müteselsil bir sorumluluğun varlığından da söz edilemeyeceği açıktır. Bir diğer söyleyişle, teselsül, yukarıda kısmen değinildiği ve aşağıda da açıklanacağı üzere, asıl kamu borçlusunun borcundan belirtilen koşullar çerçevesinde sorumlu olan kanuni temsilciler bakımından söz konusu olmakta olup söz konusu kanun hükmünün BK’nın müteselsil borçlular arasındaki içsel rücu ilişkisi bakımından birinin yekdiğerine karşı olan durumunu ağırlaştıran bir yönü olduğundan da söz edilemeyecektir. Tüm bu hususlar gözetildiğinde, söz konusu madde ile getirilen düzenlemenin HMK’nın 114/2. maddesi anlamında bir dava şartı olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı kanısındayım.
Öte yandan, bilindiği üzere, zaman bakımından uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 336. maddesi uyarınca, aksi kararlaştırılmamış ise, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin şirket alacaklılarına karşı olan sorumlulukları müteselsildir. Somut olay bakımından, VUK’nın 10. maddesi ile eTTK’nın 317. maddesi birlikte gözetildiğinde, aksi ileri sürülmediği için aynı zamanda davadışı tüzel kişiliğin temsilcisi ve idare edeni sıfatıyla işbu davanın tarafları olan yönetim kurulu üyelerinin vergi idaresine karşı olan sorumluluklarının müteselsil niteliğinde olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda da, zaman bakımından uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 144. ve özellikle 146. maddesi uyarınca borcun tümünü ödeyen davacının diğer yönetim kurulu üyelerine, bu arada davalıya, mütesaviyen kabul edilmesi gereken hissesinin (1/3) üzerinde ödediği tutar bakımından rücu hakkının olduğu açıktır. Şu halde, mahkemece açıklanan husus ve ilkeler doğrultusunda yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasında usul ve yasaya bir aykırılık yoktur. Kararın onanması gerektiği düşüncesiyle Dairemizin muhterem çoğunluğunun bozma yönündeki düşünce ve kararına katılamıyorum.