YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/13391
KARAR NO : 2014/16503
KARAR TARİHİ : 30.10.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/05/2013
NUMARASI : 2008/234-2013/129
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/05/2013 tarih ve 2008/234-2013/129 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 30.09.2014 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. S.. A.. ile asıl ve birleşen davada davalılar vekili Av. H. Ö. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl ve birleşen davalarda, davalıların müvekkili şirketin hisselerini 18.01.2007 tarihli hisse devir sözleşmesi ile M.G., S. G. M. G., H. Ö. ve A. G.’e devrettiğini, buna göre T.GPS, GSM M.Haberleşme, İ. Teknolojisi A.Ş’nin sözleşmenin yürürlük tarihinden önceki her türlü borç ve yükümlülüklerinin satıcılara ait olduğunu, şirkette çalışan tüm personelin iş ve vergi hukukundan doğan tüm haklarının ödenerek işten çıkarılıp, şirketin personelsiz olarak alıcılara teslim edileceğini, 25.01.2007 tarihinde yönetim kurulu toplantısında hisse devirlerinin kabul edilerek pay defterine işlenmesine karar verildiğini, daha sonra yönetim kurulu üyesi olan davalıların bu görevlerinden istifa ettiklerini, hiçbir yetkileri ve sıfatları kalmayan davalıların şirketin hesaplarının bulunduğu İ.Bankası A.Ş. Balmumcu Şubesi’ne talimat yazarak, şirketin 75.795,16 TL’sini 01.02.2007 tarihinde personelin tazminat ve diğer yasal haklarını ödemekte kullandıklarını, aradaki sözleşmeye göre bu ödemenin davalıların sorumluluğunda olduğunu, müvekkili şirketin Türkiye temsilciliğini yaptığı T. S. T. CO.P.O. firması nezdindeki Kasım 2006, Aralık 2006 ve Ocak 2007 dönemlerine ait konuşma ücretleri borcunu ödemediklerini ileri sürerek, davalıların sorumluluğunda olan meblağların tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, asıl davada davanın kısmen kabulü ile şirket hesaplarından haksız talimat yolu ile çekilen 75.795,16 TL, sözleşme hükümlerine göre davalı tarafça ödenmesi gerektiği halde davacının ödemek durumunda kaldığı 52.423,86 USD karşılığı olan 61.503,67 TL ve eksik demirbaş bedeli için 53.430 TL olmak üzere toplam 190.728,83 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline, bu bedelin 147.298,83 TL’ye dava tarihinden, 43.430 TL’ye ise 29.03.2013 ıslah tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, birleşen davada davanın kısmen kabulü ile evrensel hizmet bedeli olan 15.035 TL., 2006 yılı giderlerine katılım payı olarak ödenen 5.262,10 TL, Ocak 2007 dönemine ait muhtasar beyanname ile ödenen 9.235,85 TL, 2007 Ocak ayı SSK primi olarak ödenen 8.070,29 TL, kanuni defterlere 320 nolu hesapta kayıtlı borç toplamı olarak 5.194,88 TL, 2006 yılı ruhsatname ve kullanım bedeli olarak ödenen 24.308,37 TL ile tesis kullanım bedeli 7.221,32 TL olmak üzere toplam 74.327,81 TL’nin davalılardan müteselsilen tahsiline, bu alacağın 31.691,04 TL’ye 01.07.2008 birleşen dava tarihinden itibaren, 42.636,77 TL’ye ise 29.03.2013 ıslah tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl ve birleşen davalar, 18.01.2007 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca, davalı devredenler tarafından ödenmesi üstlenilen borçların davacı şirketçe ödendiği iddiasına dayalı, alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Anılan sözleşme uyarınca davalı eski ortaklar, davacı şirketteki tüm hisselerini, dava dışı gerçek kişilere devretmişlerdir. Sözleşmenin 5.1. maddesinde, davacı şirketin işbu sözleşmenin yürürlük tarihine kadar doğmuş ve doğacak her türlü borç ve yükümlülüklerinin davalı satıcılara, yürürlük tarihinden sonra doğacak her türlü borç ve yükümlülüklerin dava dışı alıcılara ait olacağı, ayrıca yürürlük tarihinden önceye ait şirket lehine doğacak alacaklar ile açılmış dava ve icra takiplerinin satıcılar tarafından yürütülmeye devam edileceği ve tahsil edilen tutarların davalı satıcılara ait olacağı, 5.2. maddesinde şirkette çalışan tüm personelin iş ve vergi hukukundan doğan tüm alacaklarının ödenerek işten çıkarılacağı, şirketin personelsiz olarak alıcılara teslim edileceği, 5.8. maddesinde de satıcılar tarafından alıcılara ulaştırılan 31.10.2006 tarihli bilanço aktifindeki taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların tamamının şirket mülkiyetinde bırakılacağı belirtilmiştir.
Öncelikle davacı şirket anılan sözleşmenin tarafı değildir. Bu sözleşme ile sadece davacı şirkete ait tüm hisseler el değiştirmektedir. O halde davacı şirket anılan sözleşmenin tarafı sıfatıyla sözleşmeye dayanarak herhangi bir istemde bulunamaz.
Dava konusu ödemelerin davacı şirketçe yapıldığı, davalı devredenlerden bu ödemeler dolayısıyla talepte bulunabileceği ileri sürülebilir ise de davacı şirket bu ödemeleri ile esasen yine kendi borçlarını ödemiş durumundadır. Dava konusu ödemeler davacı şirket kasasından yapılmış olsa da bu ödemeler nedeniyle davacının sebepsiz yere fakirleşmesi söz konusu olmadığından, davacı şirketin sebepsiz zenginleşmeye dayanarak da davalılardan talepte bulunması mümkün değildir.
Bu noktada dava konusu hisse devir sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu, davacı şirketin de kendisi yararına hükümler içeren bu sözleşmeye dayanarak üçüncü kişi sıfatıyla talepte bulunabileceği düşünülebilirse de, bu türden sözleşmeler tam üçüncü kişi yararına ve eksik üçüncü kişi yararına sözleşmeler olarak ikiye ayrılır. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabilmesi mümkün iken eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bu mümkün değildir. Yine üçüncü kişi yararına sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişinin bizzat talepte bulunamayacağı kabul edilir. Bunun aksi, yani üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceği ya sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmelidir, ya da bu konuda bir örf veya adet bulunmalıdır. Somut uyuşmazlıkta ise dava konusu sözleşmede bu konuda açık bir hüküm yoktur. Sözleşmenin maddelerinden, tarafların üçüncü kişi davacı şirkete bizzat talepte bulunabilme hakkını vermek iradesinde olduğu da anlaşılamamaktadır. Bu yönde ticari hayatta bir örf veya adet de bulunmamaktadır. O halde dava konusu hisse devir sözleşmesinin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak kabul edilmesi ve davacı şirketin bu sözleşmeye dayanarak kendisi adına talepte bulunabilmesi de mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davada davacıdan alınıp asıl ve birleşen davada davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden asıl ve birleşen davada davalılara iadesine, 30.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Üçüncü kişi lehine sözleşme, sözleşmelerin nisbiliği ilkesinin kanunen genel olarak öngörülmüş bir istisnasıdır. BK m.129’a (e BK m.111) göre, sözleşme tarafları, ifanın üçüncü kişiye veya üçüncü kişi lehine yapılacağını kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşme, ifada bulunacak olan borçlu ile ifayı kabul etme hakkına sahip olan üçüncü kişi arasında bir edim ilişkisi kurar. Ancak üçüncü kişi, edimi bizzat talep etme hakkına sahip olsa bile, ne sözleşmenin tarafı haline gelir, ne de sözleşme alacaklısının temsilcisi durumundadır.İşte bu nedenle üçüncü kişi lehine sözleşmenin, sözleşmelerin nisbiliği ilkesine istisna oluşturduğu söylenir. Üçüncü kişinin edim talep hakkına sahip olduğu sözleşmeler, tam üçüncü kişi lehine sözleşme, üçüncü kişiye talep hakkı tanımayan sözleşmeler ise eksik üçüncü lehine sözleşme olarak adlandırılır. Eksik üçüncü kişi lehine sözleşmede sözleşme ediminin yerine getirilmesini yalnızca sözleşmenin tarafı olan alacaklı talep edebilir. Üçüncü kişi sadece ifayı kabule yetkilidir. Tam üçüncü kişi lehine sözleşmede ise, hem alacaklı hemde edimin lehine ifası kararlaştırılan üçüncü kişi ifa talebinde bulunabilir. Böylece lehtar üçüncü kişi, tarafı olmadığı sözleşmeden doğan bir alacak hakkı kazanır. Bu hakkın kazanılması için üçüncü kişinin ne rızası ne de bilgisi gerekmez. Üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Bu durumun aksi ya sözleşmede açıkca kararlaştırılabilir, ya da sözleşmenin yorumu yoluyla böyle bir hakkın zımmen kararlaştırıldığı sonucuna varılabilir. Sözleşmenin yorumunda aranacak olan, tarafların ortak niyetidir. Sözleşmenin hangi hallerde tam üçüncü kişi lehine sözleşme olarak yorumlanabileceği konusunda kesin bir ilke benimsemek mümkün gözükmemektedir. Ayrıca taraflar arasındaki menfaat dengesi, tarafların sözleşmenin akdinden sonraki ve özellikle ilgili üçüncü kişiye karşı davranışları da, üçüncü kişiye talep hakkı tanınıp tanınmadığı hususunun belirlenmesinde dikkate alınır. Sözleşmenin yorumundan tarafların ortak niyetinin bu olduğu anlaşılmıyorsa, örf ve adete bakılır. Bazı hallerde teamül gereği üçüncü kişiye doğrudan borçluya başvurma hakkı tanınabilir. (Nilson Okutan Gül, Anonim Ortaklıklarda Pay Sahipleri Sözleşmeleri sayfa 307, 308, 309)
Bu açıklamadan sonra somut olaya gelindiğinde; 18.01.2007 tarihli hisse devir sözleşmesinin 5.1 maddesinde davacı şirketin işbu sözleşmenin yürürlük tarihine kadar doğmuş ve doğacak olan her türlü borç ve yükümlülüklerinin davalı satıcılara, yürürlük tarihinden sonra doğacak her türlü borç ve yükümlülüklerin dava dışı alıcılara ait olacağı, ayrıca yürürlük tarihinden önceye ait şirket lehine doğacak alacaklar ile açılmış dava ve icra takiplerinin satıcılar tarafından yürütülmeye devam edileceği ve tahsil edilen tutarların davalı satıcılara ait olacağı, 5.2 maddesinde şirkette çalışan tüm personelin iş ve vergi hukukundan doğan tüm alacaklarının ödenerek işten çıkarılacağı, şirketin personelsiz olarak alıcılara teslim edileceği , 5.8 maddesinde de satıcılar tarafından alıcılara ulaştırılan 01.10.2006 tarihli bilanço aktifindeki taşınır ve taşınmaz mallar ile hakların tamamının şirket mülkiyetinde bırakılacağı belirtilmiştir. Bu hükümler bir bütün olarak göz önüne alındığında, davacı şirket lehine yapılan bu düzenlemelerin, üçüncü kişi lehine olduğu, böylece sözleşmeyi bu yönü ile üçüncü kişi lehine sözleşme olarak nitelemek gerekir. Tarafların ortak niyeti ve taraflar arasındaki menfaat dengesi karşısında, bu sözleşme tam üçüncü kişi yararına bir sözleşmedir. Bu nedenle davacı şirketin 18.01.2007 tarihli sözleşmeye dayanarak, sözleşme kapsamında belirlenen dönemde davalılar tarafından ödenmesi üstlenilen ve davacı şirket tarafından ödenen borçları davalılardan tahsilini isteyebileceğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.