YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4984
KARAR NO : 2014/11343
KARAR TARİHİ : 13.06.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/11/2013
NUMARASI : 2013/24-2013/251
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/11/2013 tarih ve 2013/24-2013/251 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı H.. Y.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, davalı şirketin 31/10/2012 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında 4. maddede 2010 ve 2011 yıllarına ait bilanço, kar-zarar hesabı oyçokluğu ile kabul edildiği halde 5. madde ile diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilmesine rağmen müvekkilinin ibra edilmediğini, ibra edilmeme kararının keyfi, objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, dava konusu genel kurul toplantısında alınan 5 numaralı karar içerisindeki davacının ibra edilmemesine ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının muhalefetini tutanağa geçirmediğini, TTK’nın 446. maddesi gereğince dava açma hakkı bulunmadığını, ibra edilmeme kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının ibra edilmemesine ilişkin genel kurul kararının tek başına uygulanabilir bir karar niteliğinde olmadığı, bu kararın yalnızca sorumluluk davasının dayanağı olabileceği, davacının ibra edilmemesine ilişkin kararın iptalini, hakkında sorumluluk davası açılmadıkça bu aşamada dava edebilmesinin mümkün görünmediği, davacı hakkında sorumluluk davası açılmadığı gibi davacının işbu davada ileri sürüp tespitini istediği hususları, ileride açılacak sorumluluk davasında savunma olarak ileri sürebilecek olmasından dolayı bu aşamada dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı anonim şirketin yönetim kurulu üyesi olan davacı hakkında 31.10.2012 tarihli genel kurul toplantısında alınan “İbra edilmeme” kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu genel kurulun 4. maddesinde bilanço ve kar-zarar hesabı oylanıp kabul edilmiştir. 5. maddede ise yönetim kurulu üyelerinin ibraları ayrı ayrı oylanmış ve diğer yönetim kurulu üyeleri ibra edilmesine rağmen davacı ibra edilmemiştir. İbra edilmeme kararı alınırken de somut nedenler ortaya konulmamıştır. Mahkemece, yazılı gerekçeyle, davacının bu aşamada dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak anonim şirketlerde, şirket ile yönetim kurulu üyeleri arasındaki hukuki ilişkide yönetim kurulu üyelerinin, ortaklığın yönetimi ve iş yılı sonunda hesap verme yükümlülüğü bulunmakla birlikte ibra edilmeyi talep hakkı da vardır. Genel kurulun ibra konusunda geniş taktir yetkisi bulunmaktadır. Fakat bu yetki sınırsız değildir. Genel kurul sorunsuz bir bilanço ve yıllık raporla faaliyet dönemine ait işlemlerin hesabını veren bir yönetim kuruluna ibra vermekle yükümlüdür. Ortada somut nedenler yokken ibradan kaçınılması dürüstlük kurallarına aykırı düşer(ÇAMOĞLU, Ersin, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, 2. Baskı, syf.231).
Dava konusu yapılan genel kurulda yönetim kurulunun ibrası ile bilançonun tasdiki hususlarının ayrı ayrı oylamaya sunulduğu anlaşılmıştır. Genel kurulda bu konular birbirinden ayrılarak ayrı ayrı oylandığından, verilen kararların da birbirinden ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece, öncelikle davacı hakkında genel kurulda alınan ibra edilmeme kararına dayanılarak alınmış bir sorumluluk davası açılması kararı ile açılmış bir sorumluluk davası bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir. Davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davasının mevcut olduğunun belirlenmesi halinde, davacı hakkında verilen ibra edilmeme kararının açılmış sorumluluk davasında değerlendirilecek olması karşısında, davacının bu davayı açmakta hukuki yararları bulunmadığının kabulü ile davanın reddi gerekir. Ancak, davacı hakkında açılmış bir sorumluluk davası bulunmadığının ve makul bir süre geçmesine rağmen bu davanın açılmadığının anlaşılması halinde ise bu davada alınan ibra edilmeme kararının TTK ve anasözleşme hükümleri gereğince kanun, anasözleşme hükümleri ve iyi niyet esaslarına aykırı bulunup bulunmadığı yönlerinden tarafların dayandıkları deliller de değerlendirilmek suretiyle ortaya çıkacak sonuca göre, davacının istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.