YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2079
KARAR NO : 2014/10920
KARAR TARİHİ : 09.06.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/09/2013
NUMARASI : 2011/212-2013/337
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 26/09/2013 tarih ve 2011/212-2013/337 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin yüklendiği taşıma işlerini alt taşıyıcı olarak bir dönem davalıya yaptırdığını, bu taşımalardan birinde yükün geç taşınması nedeniyle taşıtanın ortaya çıkan zararını müvekkilinin ödemek zorunda kaldığını, yaptığı ödemeler için davalı hakkında başlatılan takibe, borçlu davalının haksız itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacı hakkında daha önce dava dışı taşıtan tarafından açılan dava sonucunda davacının ödeyeceği tazminat miktarını tayin eden mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren CMR’nin 32. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra itirazın iptaline konu takibi yaptığı, zamanaşımı süresinin davalı yönünden kesilmesini veya durmasını gerektiren bir durumun da olmadığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, uluslararası taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat alacağının rücuen tahsiline yönelik olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı üst taşıyıcı aleyhine taşıtan tarafından işbu davadan önce açılan itirazın iptali davası sonucunda, davacının taşıtana ödeyeceği tazminat miktarını tayin eden mahkeme kararının üst taşıyıcı tarafından temyiz edildiği ancak Yargıtay’da temyiz incelemesi aşamasında, temyiz isteminden feragat edilmesi nedeniyle 13.11.2008 tarihinde temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve mahkemece Yargıtay karar tarihi, kesinleşme tarihi olarak kabul edilmek suretiyle yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
CMR Konvansiyonu’nun 32. maddesinde öngörülen 1 yıllık dava açma süresinin, 39/son maddesi uyarınca, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Ancak, üst taşıyıcı ile taşıtan arasında daha önce görülen davada verilen karara karşı karar düzeltme yolu açık olduğundan mahkeme kararının kesinleşme tarihi buna göre belirlendikten sonra zamanaşımı süresinin geçip geçmediğinin tespiti suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/06/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
1086 sayılı HUMK’nın 432. maddesinde açıkça gösterildiği üzere temyiz süresi, ilamın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar. Şu halde ilamın tebliğ işlemi temyiz hakkının doğumunu sağlamamakta, hakkın kullanılma süresini başlatmaktadır. Karar verildikten ve hakkın kullanılma süresi başladıktan sonra tarafların temyiz haklarından feragat etmeleri geçerlidir. Temyiz isteminden feragate ilişkin irade beyanı iptal edilmedikçe hüküm ifade eder. Keza bu irade beyanının karşı tarafa ulaşması da gerekli değildir. Şu halde feragat tarihinde, yerel mahkeme kararı kesinleşmiştir (bkz. Kuru, B., HMU, C.4, sh. 3283, p.4 vd.). Temyiz hakkından feragat edilmiş iken temyiz incelemesi yapılması söz konusu değildir. Karar düzeltme ise Yargıtay kararlarına karşı başvurulan bir kanun yoludur. Üstelik, somut olay bakımından bu yola gidilmiş de değildir. Bu durumda, Dairemizin muhterem çoğunluğunun, temyizden feragat edilmiş olmasına karşın, evvelce verilen kararın kesinleşmesi için karar düzeltme süresinin geçmiş olması gerektiği yolundaki değerlendirmesine katılmaya olanak görmüyorum. Sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının onanması görüşündeyim.