YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4104
KARAR NO : 2014/11882
KARAR TARİHİ : 23.06.2014
MAHKEMESİ : GAZİANTEP 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/10/2013
NUMARASI : 2011/369-2013/730
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/10/2013 tarih ve 2011/369-2013/730 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1979 yılından beri hem ticaret unvanı hemde marka olarak kullandığı tescilli A. ibare ve logosuna, davalının gerek adına tescil ettirdiği AKIŞ markası ile gerekse bu markayı tescil edildiği şeklinden farklı olarak A. şeklinde kullanmak sureti ile tecavüz oluşturmasının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, müvekkili markasının gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında tanınan bir marka haline geldiğini, dava konusu A. ibaresinin dava dışı Muhittin Dai tarafından 16/02/2000 tarihinde marka başvurusu yapıldığını ve tescil tarihinden sonra markanın kullanılmayarak 2009-2010 yıllarında davalıya devir edildiğini, davalının ise 11/03/2009 tarihinde ticaret siciline kaydını yaptırdığını, davalının markayı aldıktan sonra hiç kullanmadığını, davalının 2010 yılından sonra haksız rekabet içeren eylemlerde bulunarak müvekkilini maddi manevi zarara uğrattığını, davalının tescilde ve kullanımda kötüniyetli olduğu gibi tescil edildiği şeklinden farklı olarak markayı kullanmasının müvekkilinin ticaret unvanının çekirdeğini oluşturan A. ibaresine tecavüz oluşturduğunu, davalıya ait markanın müvekkiline ait marka ile iltibas yaratacak şekilde benzer olduğunu ileri sürerek, davalıya ait markanın hükümsüzlüğüne ve ticaret sicilindeki unvanının terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hükümsüzlüğü istenilen markanın 16/02/2000 tarihinde tescil edildiğini, 11 sene sonra 556 sayılı KHK’nın 42. maddesine göre hükümsüzlük talepli dava açılmayacağını savunarak, usulden ve esastan davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının A. marka ve at logolu tescil belgesini 08/03/1989 tarihinde aldığı, davalının ise A. markasını 16/02/2000 tarihinde aldığı, davacı ve davalının aynı iş kollarında çalışmaları nedeni ile markaları arasında tüketici açısından iltibas yaratacak şekilde benzerlik bulunduğu, markaların karıştırılması ihtimalinin çok yüksek olduğu ve 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde aranan şartların gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı adına tescilli bulunan A. markasının hükümsüzlüğüne ve davalının A. markasını ticaret unvanı olarak kullanmasının men’ine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının marka tescilinde kötüniyetli olduğunun öne sürülmüş olmasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı tarafça, A. ibaresinin ticaret unvanında kullanımının önlenmesi ve terkini talep edilmiş ve mahkemece de bu yönde hüküm tesis edilmiş ise de, davalının tescilli ticaret unvanında uyuşmazlık konusu A. ibaresinin klavuz sözcük olarak tescili söz konusu olmadığı gibi, davalı şirketin bu ibareyi içeren tescilsiz bir unvan kullanımı da söz konusu olmadığına göre, bu yöndeki davacı talebinin reddi gerekirken kabulü hatalı olup davalı yararına bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, davacı, dava dilekçesinde aynı zamanda dava konusu markanın 556 Sayılı KHK’nın 14 ve 42/1-c bendi uyarınca da kullanmama hukuki sebebine dayalı olarak hükümsüzlük talebinde bulunduğu halde, bu hususta mahkemece olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün anılan taraflar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 23/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.