Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/1757 E. , 2021/3377 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/1757
Karar No : 2021/3377
DAVACI : … vasisi …
DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların savunma hakkı tanınmadan ve soruşturma izni alınmadan tesis edildiği, kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3.maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan Kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’NIN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11’inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24.8.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.9.2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Davacı tarafından dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarma adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan CD’lerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullanılan bylock programına ilişkin tespitler ve her ne kadar kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek 8 Yıl 9 Ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının parasal ve özlük haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun’un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, … sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun savunma dilekçesi ekinde yer alan fakat savunma dilekçesi ile birlikte dosyaya sunulmayan CD’nin ve davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun 02/07/2018 tarihli üst yazısı ile ByLock görüşme içeriğine ilişkin Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile 04/09/2018 tarihli üst yazısı ile ek beyan ve eklerinin dosyaya sunulması üzerine 04/03/2019 tarihli ara kararımızla anılan CD’nin ile birlikte Tespit ve Değerlendirme Tutanağının, ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacıya tebliğine karar verilmiş, cevap hakkını kullanabilmesi ve bunlara karşı beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun … tarih ve … CBS Soruşturma Dosyası sayılı yazısı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderdiği 1776 yargı mensubuna ait ByLock kullanıcı bilgisinin bulunduğu “Excel Tablosu”, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporu”ve “ByLock Tespit Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock kullanan hakim ve savcıların yer aldığı Excel Tablosunun incelenmesinden; söz konusu belgede davacının adı ve soyadının, TC kimlik ve kurum sicil numarasının yer aldığı, davacının ByLock kullandığı tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, ilk tespit tarihinin 06/09/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporunun incelenmesinden; davacının tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, ilk tespit tarihinin 06/09/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 121644. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının … ve tespit edilen ilk tarihin 06/09/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; “…Dosya içerisinde bulunan Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü’nün 31.01.2017 tarihli bylock cbs sorgu sonucuna ve 27.05.2017 tarihli bylock tespit tutanağına göre sanığın (davacının) … nolu GSM hattı üzerinden, … imeili nolu cep telefonu ile 06.09.2014 tarihinden itibaren Bylock kullanıldığının tespit edildiği görülmüştür. … nolu GSM hattını, sanığın (davacının) dosyada bulunan 21.03.2017 tarihli Vakıfbank cevabi yazısına göre adı geçen bankaya iletişim bilgisi olarak verdiği, 25.10.2016 tarihli Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifade tutanağında yine bu numarayı iletişim bilgisi olarak verdiği, aynı ifadesinde adı geçen GSM nosunu kendisinin kullandığını beyan ettiği, yine dosya içerisindeki 14.06.2017 tarihli GSM no sorgulama tutanağına göre hattın sanık (davacı) adına kayıtlı olduğu anlaşılarak, … nolu GSM hattının fiilen sanık (davacı) tarafından kullanıldığı kanaatine varılmıştır.Yukarıda detaylandırıldığı üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, ilgili programa örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olduğunun Yargıtay içtihatları ile belirtildiğinden, bunun tespiti amacıyla, Yargıtay … Ceza Dairesi’nin … – … E-K sayılı ilamına göre ByLock programına ilk kullanım tarihinden son kullanım tarihine kadar ByLock uygulamasına ait IP adresine (…, …, …, …, …,) kaç defa bağlandığının, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumuna yazı yazılarak gelen cevaba göre sanığın (davacının) hukuki durumunun değerlendirilmesi yönündeki görüşü de nazara alınarak BTK’na müzekkere yazılmış, BTK tarafından gönderilen yazı cevapları ve CD incelenmek üzere bilirkişiye verilmiş, dosyaya sunulan 09.10.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre bylock sorgu sonucunda belirtilen 01306300166326 imei numaralı telefonun Iphone 4S marka telefon olduğu, adı geçen telefonun Bylock programını yüklemeye elverişli olduğu, GSM hattının ve telefonun sanık (davacı) adına kayıtlı olduğunun bildirildiği görülmüş, yine BTK CD içeriğindeki bylock serverlarına erişim bilgilerine göre sanığın (davacının) adına kayıtlı ve fiilen kullandığı GSM hattı üzerinden 06.09.2014-24.01.2015 tarihleri arasında bylocka ait serverlerden … nolu IP’den toplam 722 adet sinyal aldığı ve bu şekilde bylocka erişim sağladığı, bylocktan IP lerinden sinyal alınan baz istasyonlarının ağırlıklı olarak sanığın (davacının) mahkememizde ilk celsedeki beyanına göre o dönem görev yaptığı Mardin ili Derik ilçesi olduğu, BTK CD’si içerisinde bulunan HTS ve GPRS kayırlarıyla bylock erişim kayıtlarının uyumlu olduğu, bylock serverlerine erişim yapılan tarih ve saatlerde sanığın (davacının) internet bağlantısının olduğu ve veri alışverişinin bulunduğu, bilirkişi raporunda tespit edilen telefon ile sanığın (davacının) 22.09.2017 tarihli ilk celsedeki beyanında 2014 yılında kullandığını beyan ettiği telefonun aynı marka ve model olduğu anlaşılmıştır. Bylock konuşma/mesajlaşma içeriklerinin bulunup bulunmadığının tespiti hususunda başka dosyalarımıza gelen Ankara KOM daire başkanlığı tarafından verilen cevabi yazılarda bylock mesaj içeriği istenen şahsın KOM bilgi sistemi bylock sorgu modülünden yapılan sorgulamasında bylock kullanıcı ID sinin ve gönderildiği ilin tespit edilerek talepte bulunan mahkeme veya Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla mesaj içeriğinin gönderildiği il Cumhuriyet Başsavcılığından talep edilmesi gerektiği, diğer taraftan bylock sorgu modülünde kaydı olup ta kullanıcı ID si olmayan kayıtlarla ilgili ID eşleştirme çalışmalarının halen devam etmekte olup ID eşleşmesi olması halinde ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğinin bu kapsamda sanığın (davacının) bylock uygulamasını kullanıp kullanmadıklarının içerik bilgileri ile müzekkerede istenilen diğer hususların değerlendirilerek Gaziantep il emniyet müdürlüğü KOM şube müdürlüğünden bilgi edinilmesini ve bylock programına ilişkin bundan sonraki taleplerinin il emniyet müdürlüğü KOM şube müdürlüğünden temin edilmesinin bildirildiği, bu hususta Gaziantep KOM şube müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen 16.10.2017 tarihli cevapta sanığa (davacıya) ilişkin tespit edilebilen User ID, bylock çözümleri mesaj veya mail içeriğinin bulunmadığının bildirildiği, yine 27.05.2017 tarihli bylock tespit tutanağı içeriğinin de benzer olduğu görülmüş, bu zamana kadar bylock içeriklerine ilişkin mahkememize ulaşmış herhangi bir bilgi bulunmadığı anlaşılmıştır. Sanığın (davacının) bylock içerikleri her ne kadar tespit edilememiş ise de Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/16.MD-956 Esas- 2017/370 Karar sayılı içtihadında “ByLock iletişim sisteminde bağlantı tarihinin, bağlantıyı yapan IP adresinin, hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığının, haberleşmelerin kimlerle gerçekleştirildiğinin ve içeriğinin tespiti mümkündür. Bu kapsamda, bağlantı tarihi ve bağlantıyı yapan IP adresi ile hangi tarihler arasında kaç kez bağlantı yapıldığının belirlenmesi durumunda, somut olayın koşullarına göre kişinin bu özel iletişim sisteminin bir parçası olduğu kabul edilecek, ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. Haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise, kişinin terör örgütü içindeki hiyerarşik konumunun (örgüt yöneticisi/örgüt üyesi) belirlenmesinde yol gösterici olacaktır.” şeklinde belirtildiğinden yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere yalnızca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan ve FETÖ/PDY terör örgütü mensupları için üretilen Bylock isimli gizli haberleşme programını sanığın (davacının) kendi adına kayıtlı olup fiilen kendi kullanımında olan … nolu GSM hattında kullandığı BTK tarafından gönderilen teknik veriler ile sabit olmuş ve bylock programını sanığın (davacının) kullandığı kanaatine varılmıştır. Her ne kadar sanık (davacı) ve müdafii morbeyin uygulamaları vb yollarla bylocka girilmiş gibi görüldüğünü iddia etmiş ise de, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … tarih ve … soruşturma sayılı yazıları ekinde gönderilen morbeyin uygulamaları nedeniyle bylock listesinden çıkartılanlara ilişkin listede sanığın (davacının) GSM numarasının bulunmadığı anlaşıldığından sanığın (davacının) ve müdafiisinin bu yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir…” tespitine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, bu tespitlere karşı, dava konusu kararların tarihinden sonra ortaya çıkan hususlar olduğu ileri sürülmektedir.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “Excel Tablosu”, “ByLock CBS Sorgu Bonucu Raporu” ve “ByLock Tespit Tutanağı” ile Ceza Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen “Excel Tablosu”, “ByLock CBS Sorgu Bonucu Raporu” ve “ByLock Tespit Tutanağı” ile Ceza Mahkemesi kararının birlikte incelenmesinden; davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.
iii.Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışma İçerikleri
Davalı idarece dosyaya sunulan “…” ID numaralı, “…” kullanıcı isimli ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile “…” ID numaralı İ.S. isimli Bylock kullanıcısı arasında geçen muhtelif tarihlerdeki yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
21/12/2015 tarihinde;
“…: abi hafta içi bulusup tangoyu kuracaktık
…:turkoglundan …yuce de gelecekti ikisine kuracaktık
…:bendeki bilgisayari verdim
…:siz bulusup yukleyebilirmisiniz abi hem parada vetecekti
…: nerde gorusuyordunus abi
…:abi primallin onundaki duragin karsisinda bulusup oradan daha musayit yerde isimizi halletmeyi dusunuyorduk abi
…: abi sivillerin en cok gezdigi yerde yerde niye bulusuyorwunz
…:abi bilmiyorlar merkezi baska yerde olabilir…. ”
27.01.2016 tarihinde;
“…:abi diger abilerle ilgili gorusme takvimi koysak olurmu abi
…:abi haftadan itibaren olur
…:abi urfadan … abi t4 sivasli takvim ne diyelim abi
…:…abiler hafta ici yine bir gun diyebilirsiniz..”
03.02.2016 tarihinde;
” …:abi bizim abiler sizi tangodan kaydetmis siz kaydedebildinizmi abileri
…:bide abi …ve nazim abiyle hafta ici gorusebilirmisiniz hafta ici
…:yok abi bunlar t5
…:abi mekan problemi var
…:…abi turkoglunda oturuyor evi dısarıda
…:beni bilmesinler istiyorum……
…:abi …abiyle tangodan irtibatınız varmı
…:nazim aboyle var
…:nazim abiiyle hem tangodan hem bayloktan irtibatiniz var hamza99
…:dun …abi tangodan kaydettim demisti
…:abi tangoda problem.olabiliyoe.
” şeklinde mesajların gönderildiği görülmüştür.
Davalı idarece dosyaya sunulan “…” ID numaralı, “…” kullanıcı isimli İ.S. Adına kayıtlı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile “…” ID numuralı Bylock kullanıcısı arasında geçen muhtelif tarihlerdeki yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
18.12.2015 tarihinde;
“…:saati ve yeri konusalim …abiyi aramaniz gerekebilir
…:olur abi yer zaman soyleyin geleyim ins
..
…:…abide gelsin ulasamiyorum kendisine
…:…abide tabletini getirirse”
22.12.2015 tarihinde;
“…:yeri ben bildireyim …abiyide arasiniz cunku abiye ulasamiyorum”
24.12.2015 ve 25.12.2015 tarihinde;
“…: ne zaman gorusecegiz
…:…abi haber bekliyor
…
…:o gun …abiyide davet etseniz …abiyle irtibat sikintisu var” şeklinde mesajların gönderildiği görülmüştür.
Davalı idarece dosyaya sunulan “…” ID numaralı, ” …
” kullanıcı isimli S.K. adına kayıtlı ByLock hesabına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile “…” ID numuralı Bylock kullanıcısı arasında geçen 18/12/2015 tarihli yazışma içeriklerinin incelenmesinden;
…:…ve … beyin gorev yerleri neresi
…:kartin sifresi … … … antep idarede”
Bununla birlikte davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; “…Yine HSK tarafından dosyaya gönderilen 06.02.2018 tarihli yazı cevabı ve CD içeriğinde gönderilen Malatya Bölge sorumlusu olduğu tespit edilen … ID numaralı Bylock kullanıcısı S.K.’ye ait bylock içeriklerinin ve yine … ID numaralı İ.S.’ye ait bylock içeriklerinde sanığın (davacının) adının geçtiği görülmüştür…. ID numaralı İ.S. ile … ID numaralı kişi arasında geçen 21.12.2015 tarihli konuşma içeriğinin: …: abi hafta içi bulusup tangoyu kuracaktık …:turkoglundan …yuce de gelecekti ikisine kuracaktık …:bendeki bilgisayari verdim …:siz bulusup yukleyebilirmisiniz abi hem parada vetecekti …: nerde gorusuyordunus abi …:abi primallin onundaki duragin karsisinda bulusup oradan daha musayit yerde isimizi halletmeyi dusunuyorduk abi …: abi sivillerin en cok gezdigi yerde yerde niye bulusuyorwunz …:abi bilmiyorlar merkezi baska yerde olabilir…. Şeklinde olduğu, aynı kullanıcılar arasındaki 27.01.2016 tarihli konuşma içeriğinin; …:abi diger abilerle ilgili gorusme takvimi koysak olurmu abi …:abi haftadan itibaren olur …:abi urfadan … abi t4 sivasli takvim ne diyelim abi …:…abiler hafta ici yine bir gun diyebilirsiniz Şeklinde olduğu, aynı kullanıcıların 03.02.2016 tarihli konuşma içeriklerine göre; …:abi bizim abiler sizi tangodan kaydetmis siz kaydedebildinizmi abileri …:bide abi …ve nazim abiyle hafta ici gorusebilirmisiniz hafta ici …:yok abi bunlar t5 …:abi mekan problemi var …:…abi turkoglunda oturuyor evi dısarıda …:beni bilmesinler istiyorum …. …:abi …abiyle tangodan irtibatınız varmı …:… aboyle var …:nazim abiiyle hem tangodan hem bayloktan irtibatiniz var … …:dun …abi tangodan kaydettim demisti …:abi tangoda problem.olabiliyoe. Şeklinde olduğu, … ID numaralı İ.S. ile … ID numaralı kişi arasında geçen 18.12.2015 tarihli konuşma içeriğinin: …:saati ve yeri konusalim …abiyi aramaniz gerekebilir …:olur abi yer zaman soyleyin geleyim ins… …:…abide gelsin ulasamiyorum kendisine …:…abide tabletini getirirse Şeklinde olduğu, yine aynı kullanıcılar arasındaki 22.12.2015 tarihli konuşma içeriğinin; …:yeri ben bildireyim …abiyide arasiniz cunku abiye ulasamiyorum Şeklinde olduğu, yine aynı kullanıcılar arasındaki 24.12.2015 ve 25.12.2015 tarihli konuşma içeriklerinin; …: ne zaman gorusecegiz …:…abi haber bekliyor……:o gun …abiyide davet etseniz …abiyle irtibat sikintisu var Şeklinde olduğu, … ID numaralı S.K. ile … ID numaralı kullanıcı arasında geçen 18.12.2015 tarihli konuşma içeriğinin: …:…turkoglunda omer antep idarede Şeklinde olduğu, 2015 yılında görev yaptığı Türkoğlu’nda olduğu yönündeki içeriklerin sanığın (davacının) soruşturma aşamasında alınan 25.10.2016 tarihli beyanı ile örtüştüğü, bylock içeriklerinde sanığın (davacının) adının ve o dönem bulunduğu Türkoğlu ilçesinin adının açıkça zikredildiği, bylock içeriklerine göre sanığın (davacının) bylock kullanan diğer örgüt üyeleri ile ilişki içerisinde olduğu, bu kişilerle görüşmeler yaptığı, örgütsel gizliliğe riayet ederek örgüt içi haberleşme amacıyla tango programını kullandığı kanaatine varılmıştır…” tespitlerine yer verilmiştir.
Davacının hizmet belgesinin incelenmesinden, mesajların atıldığı tarihte Kahramanmaraş ili Türkoğlu Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacı tarafından söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Sonuç olarak, davacının adına açıkça yer verildiği görülen örgütsel faaliyet kapsamındaki ByLock yazışma içerikleri davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Hakim adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.Y.’ye ait, Adalet Müfettişlerince düzenlenen 06/09/2016 tarihli tanık ifade tutanağı;”…Aşağıda ismini belirttiğim kişiler üniversite döneminde cemaat evi veya yurdunda kalan kişilerdir………: 15. dönem Adli Yargı hâkim adayıdır. Sicili …’dur. 2011 Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Cemaat evlerinde kalıp, aktif görev almıştır. Ev abiliği yapmıştır. Cemaat bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum. Şu an nereye atandığım bilmiyonım…”
Aynı şahsın davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararında yer verilen beyanı; “ben bu olayla ilgili daha önce Türkiye Adalet Akademesinde beyanda bulunmuştum, ordaki beyanlarım doğrudur, aynen tekrar ediyorum, sanık (davacı) …… 2011 yılı Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur, cemaat evlerinde kalıp ev abiliği yapmıştır, cemaatle bağlantısının devam edip-etmediğini bilemiyorum, bildiklerim üniversite içerisinde duyduklarımdan ibarettir”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U.’ya ait, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2016 tarihli ifade tutanağı; “…Bu evde birlikte kaldığım arkadaşlarımın hepsi hakim savcı oldular…Ben bu yapıya ait evde hakimlik sınavına çalışmaktayken 25 kasım 2011 gecesi idari hakimlik sınavından bir gün önce gece saat 04:00 da evimizle ilgilenen B.’ın abisi olan ismini B. (takma isim olabilir) diye bildiğim Konya Seydişehirli 13 üncü dönem Ankara Hukuk mezunu olan sermurakıp bize geldi.Size soruları getirdim şeklinde beyanda bulundu. Ben önce bunun bir şaka olduğunu düşündüm. Daha sonra ciddi olduğunu anlayınca ben ağlayarak ben böyle bir haksızlığı adaleti dağıtacağım makama haksızlık yaparak gelemeyeceğimi beya ettim. Oda başta beni ikna etmeye çalıştı. Dindar insanların bu makamlara girmesi gerektiğini söyleyerek iknaya çalıştı, benim kararımda ısralı olduğumu görünce bu durumun gizli kalması gerektiğini ve evde bulunan Kuran’ı Kerim’i getirterek üzerine el basmak ve çocuğumun sakat doğacağına, ailesinin başma kötü şeyler geleceği şeklinde bu yaşanılan soru verme olayının anlatılmaması üzerine yemin ettirildim. Daha sonra ben odama gidip uyudum. Diğer arkadaşlarıma soruları verdiler. Bu yukarıda belirttiğim 4 arkadaşım soruları alıp 2011 yılında yapılan idari hakimlik sınavını yüksek puanla kazandılar. Ben 2011 yılındaki anılan sınavı 65 puan alarak kaybettim. Yine çalışma evinde devam ederken 25 aralık 2011 adli yargı hakimlik sınavının bir gün öncesinde aynı kişi adli yargı sorularını vermek üzere eve geldi. Ben yine aynı şekilde böyle bir haksızlığa ortak olamayacağını, hakkı ve hukuku savunduğum ortamda haksız yere hakim olamayacağımı belirtip itiraz ettim. Yine aynı şekilde olanları anlatmamam için Kuran’a el basmak suretiyle bana yemin ettirdiler…Soruların verildiği şahıslar 2011 yılı adli yargı hakimlik sınavını çok yüksek puanlarla kazandılar. Ben 2011 yılı adli yargı sınavından 66 puan alarak başarısız oldum. Yine çalışma evime yakın Keçiörende bulunan yapı evinde de hakimliğe çalışan kişiler bulunmaktaydı. Bunlarda sınavlarda yüksek puan alarak başarılı oldular. Bu kişilerinde bizzat şahit olmasam da yine soruları alarak başarılı olduklarını düşünüyorum. Çünkü bizim eve soruları getiren adını B. olarak bildiğim şahsın bu evden de sorumlu olduğunu, orada kalan fakülteden arkadaşım ……’den öğrendim. Bu evde kalanların da hepsi şu an hakim savcı olarak görev yapmaktadırlar. Erzincan Üniversitesi hukuk fakültesi mezunu Kahramanmaraşlı ……, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Denizlili O.Ö., Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Mardinli M.E.K., 9 Eylül mezunu Bitlisli S.Ö., Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Kahramanmaraşlı M.T.,…birlikte bahsettiğiın evd kalıyorlardı ve hepsi sınavı kazandı. Bu kişilerin soruları aldığını düşünüyorum. Belirttiğim kişilerden …… aynı zamanda Erzincan Universitesi Hukuk Fakültesinden arkadaşımdır. Kendisi yapı içerisinde askeri okullara yetiştirilen özel öğrencilerden sorumlu olduğundan bahsediyordu. Ben 2011 yılı sınavında yüksek puan alan kişilerin araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Girdiğim 2011 yılı adli ve idari hakimlik sınavı soruları çok zordu. Ben bu zor soruları kendi hakkıyla sınavı kazanan insanları en asgari düzeye indirmek amacıyla ve kendileri tarafından soru verilen kişilerin sınavı kazanmaları ve bütünüyle o dönem hakim ve savcılarm bağlantılı kişilerin sınavı kazanmalarını sağlamak amacıyla yapıldığını düşünüyorum. Bu nedenle 2011 yılı adli ve idari yargı hakim ve savcılık sınavını kazanan kişilerin çok detaylı araştırılması gerektiğini düşünüyorum…Daha sonra ben sınavı kazanamayınca memleketim olan Kars’a döndüm. Ancak bu yapının soruları çaldığını bildiğim için sürekli birileri tarafından arandım. Hep kontrol altında tutulmaya çalışıldığımı hissettim. 2012 hakimlik savcılık sınavları öncesinde yine çalışma evlerine beni davet ettiler. Beni dönem arkadaşım …… aramıştı. Ben gitmek istemedim çünkü haksızlık yapıyorlardı. Ancak sınavı kazansamda mülakatta başarısız olacağımı söyleyip, evlerine gelmem gerektiğini söylediler. Bende hayalim olan hakimlik sınavına çalışmak üzere Ankaraya gittim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.I.’ya ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/03/2017 tarihli ifade tutanağı; “…Benim FETÖ/PDY yapılanmasına dahil olduğunu düşündüğüm kişiler şunlardır; Lisans döneminden tanıdığım S.E., S.U., T.Ö., T.S., A.D., A.I., A.A., A.Ç., M.B.Ç., …… ve M.O.’dur. Bu isimler Erzincan Hukuk Fakültesi mezunudur. Lisans döneminde FETÖ yapısına ait ev ve yurtlarda kaldılar. Sonrasında da hakimlik ve savcılık sınavını kazandılar. Bu şahısların daha sonra hazırlık veya staj evlerinde kalıp kalmadıklarını, örgüt ile irtibatlarının sürüp sürmediğini bilmiyorum. Bu şahısların görev yerlerini bilmiyorum ancak A.I.’nın askeri savcı olduğunu duydum. Bu bilgim de net değil. Diğerleri adli hakim savcılığı kazandılar, ancak görev yerlerini bilmiyorum. Bu isimlerden …… koyu FETÖcüdür zaten kendisi meslekten ihraç edilmiştir…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli ifade tutanağı; “…F. KOD ADLI F. İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden birincisinde F.Y., Y.A., Y.T., Y.O. isimli şahıslar kalıyordu. F.Y.’nin arkadaşım olması münasebetiyle yapının bu staj evini biliyordum. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum. Yine belirtmiş olduğum bu staj evine de yapı tarafından Erzurum iline staj için gönderilen ve Erzurumdaki yapıya ait staj evlerinde kalan H.T. ve K.K. isimli şahısların olduğunu arkadaşım F.Y.’nin bahsetmesi üzerine öğrendim.F. KOD ADLI F. İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden ikincisinde M.N.E., … …, M.T., O.Y. isimli şahıslar vardı. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum…Eşim mesleğe Kastamonu ilini kura çekerek 2013 yılında hakim olarak atandı, bende 3 ay sonra 2013 yılı Temmuz ayında Mersin İli Erdemli ilçesine hakim olarak atandım. Yapıda kalan arkadaşlarım atanma yerlerine göre gidecekleri yerde birbirleri ile irtibat kurabilmeleri amacıyla aynı bölgeye atanan kişilerin göreve başlamadan önce staj evlerinde topladılar. Bu evlere sivil şahıslar gelerek bizden irtibat numaramızı aldılar. Ben sivil şahısla görüşmeye gittiğimde evde … …, C.A. ile İSMiNi VE SOYİSMİNİ HATIRLAYAMADIĞIM görsem teşhis edebileceğim bir şahıs vardı. Bu şahıslarda benim gibi sivil şahıs ile görüşmeye gelmişlerdi. Ben, … …, C.A. ile İSMİNİ VE SOYİSMİNİ HATIRLAYAMADIĞIM şahıs dışında bizimle görüşmeye gelen İSMİNİ, SOYİSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM iki sivil abi vardı. Bu iki şahıs bizi tek tek odaya alarak görüştü. Ben de odaya girerek bunlarla görüştüm. Bu görüşmede bizim tüm kişisel bilgilerimizi aldılar. Özellikle güncel telefon numaralarımızı aldılar. Ayrıca gideceğimiz yerlerde bizimle önceden belirlenen grup sorumlularının görüşeceklerini bu kişilerin evlerine giderek program yapacağımızı bu nedenle telefon numaralarımızı bu kişilere vereceklerini, bu kişilerin de atandığımız yere vardığımızda bizi arayarak bizimle irtibata geçeceklerini söylediler. Toplantı sona erdi..”
Aynı şahsın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli ek ifade tutanağı; “…124-… …: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır, Hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum, bu şahıs hakim olarak görev yapıyordu, görsem teşhis ederim..”
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.T.’ye ait, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli ifade tutanağı; “… ……, Fetö evlerinde kaldı, Fetö evlerinde “imamlık” yaptı, Erzincan’da Fetö yapılanmasında Bölge İlköğretim öğrenci mesullüğü görevinde bulundu, bu kişi genelde üniversitede farklı görüşte olan insanlar hakkında sürekli bazı yakıştırmalarda bulunurdu, Ankara’da kamp evlerinde Hakim Savcılık sınavlarına hazırlandığını, üniversitedeki arkadaşlarımdan duymuştum, ayrıca bu yapılanma içerisinde aktif olarak görev alan birisiydi, kamuoyundan duyduğum kadarıyla meslekten açığa alınmıştır,…”
Aynı şahsın davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararında yer verilen beyanı; “Ben Erzincan Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde 2007-2011 yılları arasında okudum. Çanakkale C.Başsavcılığı’nın 02/12/2016 tarihinde ayrıntılı olarak vermiş olduğum ifademde üniversitede bulunduğum süre içerisinde Fetö denilen yapılanmanın evlerinde kaldığımı, ancak daha sonradan bu yapılanma ile ters düşmem nedeniyle ayrıldığımı ayrıntılı olarak belirtmiştim. Mezun olduğumuz üniversitenin kontenjanının az olması, mezuniyet tarihinin de 17 Aralık’tan önce olması nedeniyle üniversitede kimin nerede kaldığı bilinirdi ayrıca bende bu yapılanmaya ait üniversitede evlerinde kalmam nedeniyle bu yapılanmanın evlerinde ya da yurtlarında kalan kişilerin daha iyi bilirdim. …… isimli kişiyi üniversiteden tanırım kendisi benim üniversiteden sınıf arkadaşım olurdu. …… isimli şahsın üniversitede bu yapılanmaya ait evlerde kaldığını biliyorum. …… üniversitedeyken bu yapılanma içerisinde Bölge İlköğretim Öğrenci Mesulluğü şeklindeki “imamlık” görevinde bulunduğunu hatırlıyorum. …… üniversitedeyken bu yapılanma içerisinde aktif olarak bulunan birisiydi. ……’nin üniversiteden sonra bu yapı ile bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.N.’ye ait, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli ifade tutanağı; “Mesleğe başlayınca M.D. beni aradı, benim telefonumu Ankara’da birilerine verdiğini, bunların meslekteki cemaat mensupları olduğunu, bana meslekte yardımcı olacaklarını, beni arayacaklarını ve bunlarla irtibatlı olmamı söyledi. Bir kaç gün sonra D.A. isimli bir kişi beni telefon ile aradı, M.D.’nin selamı ile aradığını, benimle görüşmek istediğini söyledi, onunla Ankara Elvankent’te görüştük. Yanında A.Ş.’de vardı, bu kişiler ile konuştuk, bana ne yaptığımı, nerede kaldığımı söylediler, bende “iki gündür amcamda kaldığım, iki yıldır nişanlıyım, haziran ayında düğünüm olacak, kiralık ev arıyorum adliyeye yakında dedim. Onlarda 15. Dönem adli yargı hakim savcı adayları arkadaşlarının olduğunu, Sincan adliyesine yakın bir evleri olduğunu, orada 3 tane meslekten arkadaşın olduğunu, onlarla ev tutana kadar kalabileceğimi” söyledi. Bende kabul ettim, 1 gün sonra A.Ş. ile görüştüm. A.Ş. beni bu 3 arkadaş ile tanıştırdı. Bu arkadaşlar ile Sincan adliyesinde beraber staj yapıyorduk. Bunlar Y.K. şuan Elazığ hakimi olarak görev yapmakta, T.K. Elmadağ hakimliğinden eşi ile birlikte ihraç edildi. B.K. Cumhuriyet Savcısıyken ihraç edildi, bu üç arkadaş İle 10 gün beraber aynı evde kaldık, daha sonra ben evin eşyaları gelince kendi evime geçtim, staja başladıktan 15 gün sonra A.Ş. gelerek “cumartesi günü Yenimahallede bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki meslekteki arkadaşlarımız ile tanışacağımızı” söyledi. Cumartesi günü A.Ş.ile beraber biz 5 kişi Yenimahalledeki 15. Dönem adli yargı hakim adaylarının bulunduğu Yenimahalle belediyesinin yakınlarında olan dubleks görsem tanıyabileceğim bulabileceğim bir eve gittik. Bu dubleks evde de 4 tane 15. Dönem adli yargı hakim adayları kalıyordu, Bunlardan …… şu an İstanbul Gaziosmanpaşa hakimi olarak görev yapmakta, M.N.E. şu an Tavşanlı Hakimi olarak görev yapmakta, M.T. Kırklareli hakimi iken ihraç edildi…”
Aynı şahsın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25/06/2018 tarihli ifade tutanağı; “…Staj evinde kaldığımız bir günde Grup sorumlumuz A.Ş. isimli şahıs evimize gelerek cumartesi günleri Yenimahalle semtinde bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki 15. Dönem hakim savcı adayları ile tanışacağımızı söyledi. O hafta cumartesi günü A.Ş. ile birlikte ben, Y.K., T.K., B.K. ile Yenimahalle de 15. Dönem Hakim Savcı Adaylarının olduğu başka bir yapının staj evine gittik. Bu ev Yenimahalle Belediyesine yakın alt katında bayan kuaförünün olduğu tam açık adresini hatırlamadığım bir dubleks bir evdi. Bu staj evinde kalan şahıslar M.N.E., O.Y., M.T., … … idi. Bu evinde grub sorumlusu A.Ş. isimli şahıs idi. DEVRECİSİ ise D.A. isimli şahıstı. DEVRECÎNİN bir üst sorumlusu olan şahıs ise F.A. idi….Akademi döneminde sınıf başkanları seçiminde kimlere oy vermemiz gerekiğini GRUPÇUMUZ A.Ş. ve DEVRECİMİZ D.A. isimli şahıs bizlere söylerdi. İlk akademide oyumuzu … … isimli şahsa verdik Son akademi de ise oyumuzu E.S.’ye verdik Bu şahısların yapıya mensup kişiler olduğunu GRUPÇUMUZ ve DEVRECİMİZ bizlere söylerdi….İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI, MESLEKLERİ VE YAPIDAKİ POZİSYONLARI HAKKINDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; …47-… …: Bu şahıs Kahramanmaraşlıdır. Erzincan Hukuk mezunudur. Bu şahısla staj döneminde aynı grup içerisindeydik Bu şahıs bizim kardeş ev nitelendirdiğimiz yapının farklı bir staj evinde kalıyordu. Bu şahıs sonrasında Mardin bir ilçesine hakim olarak atanmıştır. Görsem teşhis ederim… “
Aynı şahsın davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararında yer verilen beyanı; “Ben daha önce 16/11/2016 tarihinde Erzincan C. Başsavcılığında vermiş olduğum ifadem doğrudur, tekrar ederim. Ben …… ile adalet akademisinde tanıştım. Daha sonra onların Yenimahallede kaldıkları ev vardı, oraya gittim. Burada 5 kişi beraber kalıyorlardı. Bu evde sohbet toplantıları yapılıyordu, bende katılıyordum, ……nin himmet verip vermediğini bilemiyorum.Bunun dışında grup abisi olan A.Ş. ve grup sorumlusu olan D.A. akademide sınıf temsilcisi seçimlerinde ……ye oy vermemizi söyledi bizde verdik”
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01/07/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/01/2018 tarihli ifade tutanağı; “…Kahramanmaraş Türkoğlu İlçesine atanan … … 2015 yılı ağustos-eylül aylarında beni aradı. Aynı dönem arkadaşım olması nedeniyle ben de görüştüm. Bana görüşmede yapıdan neden ayrıldığımı, tekrar toplantılara gelmem gerektiğini, ayrıca mesleğe başladıktan sonra himmetlerimi vermediğimi, çok (12.000 tl) borcum olduğunu söyledi. Ben de artık ilişkimi tamamen bitirdiğimi ve bir daha yapı ile görüşmeyeceğimi söyledim. Bundan sonra da beni bir kaç kez yine aradı ancak ben yine telefonlarına cevap vermedim. Ben 2016 yılı ağustos ayında tutuklanıp Kahramanmaraş Ceza Evine girdikten sonra … … de 2016 yılı eylül ayında HSYK tarafından bylock nedeniyle açığa alınıp tutuklandı. Yukarıda bahsettiğim şekilde Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcısı M.A.O.E. ve Türkoğlu Hakimi olan … … ile benim aramdaki telefon trafiği HTS raporları incelendiğinde benim yapıdan ayrıldığım ve bu kişilerin çağrılarına cevap vermediğim ortaya çıkacaktır. Kahramanmaraş Cumhuriyet Savcısı M.A.O.E. ve Türkoğlu Hakimi olan … …’nin bylock mesaj içerikleri de tespit edilirse ve dosyama eklenirse benim 2015-2016 yıllarında bu yapı ile herhangi bir ilişkimin olmadığı ve bu yapıdan ayrıldığım tespit edilecektir. Benim bu yapı ile ilgili bildiklerim bundan ibarettir, dedi…”
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/02/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.B.Ç.’ye ait, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli ifade tutanağı; “…Yine benim üniversite okuduğum dönemde öğrenci olup daha sonra Hakim olan T.S., A.A., ……, en son Diyarbakır’da Hakim olarak görev yapıp 15 Temmuz’dan hemen sonra açığa alınan M.O., en son Siverek’te görevli olup açığa alınan Ş.K., en son Beyşehir’de savcılık yapan A.Ç., C.U. isimli şahısların hepsi hakimlik savcılık sınavına Ankara’daki fetöye ait bir evde çalışmışlar. Bu şahısların aynı evde kalıp kalmadıklarını, sınav sorularını alıp almadıklarını bilmiyorum. Daha sonra 15 Temmuz sürecinden sonra açığa alınan C.U.’nun itirafçı olduğunu, sınav sorularını aldığını haberlerden duydum. Yaptıkları evliliklerin yine cemaatin ayarladığı şekilde katalog evlilik olduğunu duydum. Bu şahısları ben hem Erzincan Hukuk Fakültesinden hemde Adalet Akademisinden tanıyorum. Özellikle saydığım fetö/pdy mensubu hakim savcı adayları Adalet Akademisinde bu konuları kendi aralarında konuşulardı…”
Aynı şahsın davacının yargılandığı …Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih E:…, K:… sayılı kararında yer verilen beyanı; “……’yi Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesinden tanırım. ……, 2007-2011 yılları arasında üniversitede öğrenciydi. Ben üniversiteye başladığımda (2008) …… 2. Sınıftı. Üniversite bitene kadar bu yapının evlerinde kaldığını biliyorum. Ben de üniversiteye başladığımın ilk dört ayında bu yapının evlerinde kaldığımdan dolayı bu bilgiye sahibim. Evde abilik yapıp yapmadığını bilmiyorum. üniversiteden sonra 2011 yılında yapılan hakimlik savcılık sınavlarına bu yapının evlerinde hazırlandığını duydum. Ancak bu hususla ilgili bir görgü sahibi değilim. Çevrede konuşuluyordu. Bilgim ve görgüm bundan ibarettir”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.N.E.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/05/2018 tarihli ifade tutanağı; “…İLK VE SON OLARAK KALACAĞI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ (2011 Yılı Haziran-2012 Yılı Ocak Başı olduğu beyan eder) B. KOD ADLI H. isimli şahıs beni Aşti otogarında karşıladı. Otogarda 15-20 dakika kadar M.T. isimli sınıfarkadaşımı bekledik. Daha sonra M.T. geldikten sonra B. KOD ADLI H. isimli şahısla Keçiören ilçesinde bulunan tam açık adresini hatırlamadığım yapıya ait hakim savcı çalışma evine ticari taksiyle gittik. Eve çıktığımızda B. KOD ADLI H. İSİMLİ şahıs hakim savcılık sınavına kadar bu evde çalışacağımızı bize söyledi. Bize burada bir kuraldan bahsetmedi ve evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. Bende M.T. isimli şahıs ile iki hafta boyunca birlikte kaldık, bu iki haftalık süreçte telefonlarımız toplanmadı ve telefonlarımızı kullandık. Bu iki hafta boyunca kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz hakim savcılık kitaplarından günde 6-7 saat sınavlara çalıştık. Daha sonra B. KOD ADLI H. İSİMLİ şahıs eve gelerek yanında bizimle birlikte kalması için … … isimli şahsı getirdi. Yine evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra evden ayrıldı. Daha sonra yine eve belli bir müddet sonra geldive yanında M.E.K., S.Ö., H.Ö. isimli şahısları getirdi. Bundan da yaklaşık bir hafta sonra O.Ö. isimli şahsı eve getirdi. Bu saatten sonra evde 2011 yılı adli/idari yarg sınavına kadar biz bu şahıslarla birlikte hazırlandık. Yani toplamda bu evde ben, M.T., … …, M.E.K., S.Ö., H.Ö. toplamda 7 kişi kaldık…Bu evde evin SERMURAKIBI olan B. KOD ADLI H. isimli şahıs tarafından aşağı yukarı ayda bir getirilen denemeler yapılıyordu. Evde birlikte kaldığım M.T., M.E.K., H.Ö., O.Ö., S.Ö., … … isimli şahıslarla yaklaşık 5 tane deneme sınavı olduk. Bu deneme sınavlarını gerçek bir sınavmış gibi hepimiz salonda toplanıp çözüyorduk. Cevaplarını optik formamı yoksa herhangi bir kağıda mı doldurduğumuzu hatırlamıyorum.Bana sorduğunuz şekli ile çözdüğümüz denemelerin cevaplarının üstüne murakıp veya ser murakıbın kod isimlerini yazıyorduk. Sınav sonrası SERMURAKIBI olan B. KOD ADLI H. İSİMLİ ŞAHIS bizlere bir iki gün sonra puanlarımızı söylüyordu…Ben bu evde 2011 yılı ekim ayının sonunda veya kasım ayının başında yapılan askeri hakimlik sınavına girdim. Buna girmemizi bize B. KOD ADLI H. İSİMLİ şahıs söylemişti. Herkesle birebir görüşme yaptı… Benimle birlikte H.Ö. ve … … isimli şahısların da bu sınava benimle birlikte katıldıklarını hatırlıyorum. Bu sınavla ilgili bazı çıkmış sorulara çalıştığımı ve askeri ceza kanunu birkaç defa okuduğumu hatırlıyorum. Bize bu şekilde çalışmamızı B. KOD ADLI H. isimli şahıs söylemişti. Ben hatırladığım kadarıyla sınır puan olan 50 civarında bir puan alarak başarılı oldum. Diğer iki şahsın puanlarını bilmiyorum. Ancak onlarda başarılı oldular. Hatta ilerleyen dönemde H.Ö. askeri yargı mesleğine atandı. Ben ve … … sağlık bölümünden elendiğimiz için bu mesleği kazanamadık. Bu askeri hakimlik sınavı öncesinde bana ve diğer şahıslara kesinlikle soru verilme olayı olmadı…Hatırladığım kadarıyla bu sınavı M.T., M.E.K., O.Ö., S.Ö., … … isimli şahıslar kazandılar.Daha sonra 2011 yılı 25 Aralık tarihinde Adli hakimlik sınavına girdim. Bu sınavdan 86 puan alarak yazılı sınavı kazandım. Evde kalan şahıslardan M.T., M.E.K., O.Ö., S.Ö., … …, H.Ö. isimli şahıslar sınavı kazandılar… Yine hatırladığım kadarıyla adli yargı sınavı bittikten bir iki gün sonra okuma kampı başladı. Bu okuma kampına benimle birlikte M.T., M.E.K., O.Ö., S.Ö., … … H.Ö. isimli şahıslar katıldılar. Bu okuma kampını hakim savcı çalışma evindeki B. KOD ADLI H. isimli şahıs organize etmişti…MÜLAKAT EVİ (2012 ocak sonu-nisan ayının başında kaldığım beyan eder) Benim yukarıda kaldığımı belirttiğim hakim savcı çalışma evi bu dönemde evde kalan herkesin adli yargı sınavını kazanması sonucunda mülakat evine çevrildi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam telefonlar açıktı. Bu evde M.T., M.E.K., O.Ö., S.Ö., … …, H.Ö. isimli şahıslarla 2012 yılı mart ayında yapılan idari ve adli yargı mülakatlarına hazırlandık. H.Ö. isimli şahıs o dönemde nişanlı olduğu için bizden bir iki hafta geç geldi…Mülakat evinde birlikte kaldığım M.T., M.E.K., O.Ö., S.Ö., … … isimli şahıslarla birlikte hiç kimsenin gerçek mülakatı başlamadan mülakat evinde kalmaya devam ederken mülakat provası adı altında prova yaptık…Mülakat provasından sonra gerçek mülakat vaktine kadar okuma programlarına ve referans gezmelerine devam ettik. Ben bu evde iken 2012 şubat ayında yapılan idari yargı ve 2012 mart ayında yapılan adli yargı mülakatlarına girdim. Adli yargı mülakatından başarılı oldum ve hakim adayı olarak Ankara Adliyesinde göreve başladım.Ayrıca Adli yargı mülakatınıbenimle birlikte M.T., S.Ö., … … isimli şahıslar kazandılar…Mülakat evinin sorumlusu B. KOD ADLI H. isimli şahıs Yenimahalle semtinde ev bulmamız gerektiğini söyledi. Ayrıca bize O.Y., … … ve M.T. bulacağımız evde birlikte kalacağımızı ve bu evin staj evi olarak kullanılacağını söyledi. STAJ DÖNEMİ (2012 yılı nisan ayı-2013 temmuz ayında kaldığını beyan eder)…Tutmuş olduğumuz bu staj döneminde kullanacağımız evde benimle birlikte O.Y., … … ve M.T. ile birlikte kaldık. Bu evi tuttuğumuzu B. KOD ADLI H. isimli şahsa söyledikten sonra bahsettiğim eve depo diye tabir edilen bir yerden bir kısmı sıfır, bir kısmı kullanılmış eşya getirildi. Bu ev artık kullanıma hazır hale geldi. Mülakat evinden staj döneminde kalacağımız bu eve geçiş yaptık dedi….Bu evde de ben hatırladığım kadarıyla F.Y., K.K. ve Y.T. isimli şahıslar vardı. Bu evde toplandığımız zamanda dini sohbet olmuştu. Bu sohbeti bize İSMİNİ BİLMEDİĞİM VE İLK DEFA ORADA GöRMÜŞ OLDUĞUM BİR ŞAHIS yapmıştı. Biz bu sohbete bizim evdekiler, kardeş evimizde kalan Y.K., İ.N., B.K., T.K. ile birlikte gitmiştik Orada DEVRECİMİZ D.A. ve GRUPÇUMUZ A.Ş. isimli şahıslarda bulunuyordu, Bir keresinde ise aynı ekiple birlikte ekipteki bekar olan B.K., M.T., O.Y., … …, F.Y., Y.T. isimli şahıslarla evlilik sohbeti adı altında bizim evimizde bir kez toplanmıştık…Benim dönemimin evlilik sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİMŞAHIS idi. Bu şahıs bizim eve gelip benimle birlikte … …, M.T., O.Y. isimli şahıslarla evlilik hususunda belli aralıklarla birebir görüşüyordu…Bu dönemde evlilik görüşmesi yapan şahıslar O.Y., M.T. ve … … isimli şahıslardı. M.T. isimli şahıs evlilik görüşmesi yaptı. Ancakbekar kaldı. … … meslek döneminde ailesinin tanıştırmış olduğu meslek dışından ana sınıfı öğretmeniyle evlendi…BEN MURAKIPLIĞI 2012 YILI TEMMUZ AYINDA 2013 YILI NİSAN AYINA KADAR YAPTIM Ben yukarıda bahsetmiş olduğum adli yargı stajına başladıktan yaklaşık 2 ay sonra B. KOD ADLI H. isimli şahıs benimle birlikte M.T. ve … … isimli şahısları staj evinde ziyaret etti. Bize hitaben bu saatten sonra yapı içerisinde murakıb olarak görev yapacağımızı ve hepimizin birer tane hakim savcı çalışma evinden sorumlu olacağımızı söyledi…M.T. ve … … isimli şahısların murakıb olarak sorumlu oldukları evde kalan şahısların kimler olduklarını bilmiyorum…SERMURAKIB B. KOD ADLI H. isimli şahıs bana ve M.T., … … ye murakıb olarak sorumlu olacağımız evlerde kalacak şahısların isim listesini bizlere verdi. Bu şahısları aramamızı ve hakim savcı çalışma evine davet etmemizi söyledi. Bu şahısları aramamız için de benimle birlikte M.T. ve … … isimli şahsa birer adet akıllı olmayan Samsung marka tuşlu bir telefon verdi. Kendisinde de bu telefondan vardı…Bana sormuş olduğunuz şekilde murakıp dönemde kullandığım hat ile benim gibi murakıp olan … …, M.T. ve SER MURAKIP OLAN B. KOD ADLI H. İSİMLİ şahısla görüşüyorduk…Ayrıca benim gibi murakıp olan … … ve M.T. isimli şahıslar da benim açık hattı zaman zaman kullandığı olmuştur. Çünkü biz staj evinde de birlikte kalıyorduk. Bu nedenle bana okumuş olduğunuz ve benim açık hatla görüştüğümü söylediğiniz kişilerin bir kısmı ile … … ve M.T. görüşmüş olabilir…Ayrıca yine bu hatlardan bir kısmı açık hat olabilir, çünkü benim gibi murakıp olan … …, M.T. Ve sermurakıp olan B. KOD ADLI H. İSİMLİ şahıslarda beni gibi açık hat kullanıyorlardı ve bu kişilerle benim kullanmış olduğum açık hat ile irtibata geçiyordum. Muhtemelen benim açık hattın görüşme yoğunluğu çok olan hatlar … …, M.T. ve ser murakıp olan B. KOD ADLI H. isimli şahısların kullanmış olduğu açık hatlardır. Ancak bu kişilerin açık hatların kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum…Benim gerçek ismimi de herkes bilir. Yine yeri gelmişken şunu belirtmek istiyorum, benimle birlikte murakıplık görevi yapan … … ve M.T.’ye kod adı kullanmaları B. KOD ADLI H. tarafından söylenmişti, bu şahısların bir kod adları vardı ancak ben gerek bu şahısların arkadaşlarım olması ve gerekirse de bu şahıslarla aynı evde kalmam nedeniyle gerçek isimleri ile hitap ediyordum, bu nedenle kod adlarını hatırlamıyorum…Bu mülakat evleri benim daha önceden bahsettiğim M.T. ve … … isimli şahısların ve benim murakıb olarak sorumlu olduğumuz evlerdi… Ben yapıda yer aldığım süreçte B. KOD ADLI H. dışında ser murakıp, YILMAZ KOD ADLI … … ve M.T. dışında murakıplık görevini yapan kimseyi bilmiyorum… 21-… …: Bu şahıs Kahramanmaraş/Elbistanlı idi. Bu şahsın Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu hatırlıyorum. Bu şahısla çalışma evinde, Mülakat evinde ve Staj evinde birlikte kaldık. Staj döneminde benim gibi bu şahısta yapı içerisinde Murakıplık görevinde bulunmuştur. 15.Dönem Adli Yargı Hakim Adayıdır. Görsem teşhis ederim … “
Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07/05/2018 tarihli teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T.’ye ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli ifade tutanağı; “…Şimdi ise sırayla tespit ettiğim yeni isimleri ve örgüt içerisindeki konumlarını size aktaracağım…19- …… …: Üniversite ve çalışma döneminde nerede kaldığını bilmiyorum ancak staj döneminde zaman zaman diğer gruplarla bizim grubu birleştirirlerdi. Bu toplantılarda hiyerarşisi içerisinde üst kademelerde olan kişiler bazen de yargıtay da görevli olan üyeler toplantılar düzenlerdi. Yine 2012 yılı içerisinde örgütün bu şekilde yapmış olduğu toplantıda ……’de vardı. Ancak kendisi ile bir samimiyetim olmadığı için hakkında daha fazla bilgiye sahip değilim. Bu kişi FETÖ[PDY örgütü üyesidir…”
Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli … Soruşturma No, … İddianame Nolu iddianamede yer verilen ve Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlendiği belirtilen 25/10/2016 tarihli ifadesinde; “Ben 2013 yılında kura ile Mardin Derik İlçesine atandım. Daha sonra 2015 yaz kararnamesiyle Kahramanmaraş Türkoğlu ilçesine atandım. 2016 yaz kararnamesiyle ilk önce İstanbul Gaziosmanpaşa adliyesine tayinim çıkmıştı. Kayınpederim Kahramanmaraş Elbistan’da oturmaktadır. Ona yakın olmak istedim. O yüzden itiraz edip Şanlıurfa’ya atandım. Burada görev yaparken en son HSYK kararıyla açığa alındım. 15 Temmuz darbe girişimi olduğu zaman görev yaptığım Türkoğlu ilçesinde 21:30 sıralarında evdeydim. Kaymakam bey aradı askeri bir hareketlilik olduğunu söyledi. Ben ortaokulu Özel Ceyhan İlk Öğretim Okulu, liseyi Kahramankentte lisesinde okudum. Liseden 2005 yılında mezun oldum. Bu okullar FETÖ yapısına yakın okullarmış. Ancak ben lise 2 den sonra farkına vardım. O zaman bana Peygamberimizi anlatan bir kitap verdiler. Ancak doğru olmayan bilgiler vardı. Ben okumak istemedim. Babama gösterdim o da kızdı. Okulu değiştirmedim. Bunun nedeni de ÖSS sınavına yaklaşık 1 yıl zaman kalmıştı, bundan dolayı okul değiştirmedim. Benim ailemin bu yapıyla hiç bir alakası yoktur. 2008 yılında yaşanan kumpas davalarında evimizde STV kanalarını silmiş izlemiyorduk. Üniverteyi Erzincan Hukuk bölümünde okudum. İlk 3 ay ben kendime ev tutmuştum. Babamın maddi durumu iyiydi. Evde kaldım. Daha sonrasında bir arkadaşta yanımda kaldı. İstanbul’da avukatlık yapan M.M.’yle kaldım. 1 yıl sonra Elbistan’da hemşerim olan Elbistan’da avukatlık yapan O.G.’de kazanınca üçümüz birlikte kaldık. Bu ev herhangi bir şekilde FETÖ ile bağlantısı yoktu. Üniversite yıllarında bu yapıyla alakalı hiç bir bağlantım olmadı. Bu yapıyla hiç bir bağlandım olmadı. Görüş olarak bana hitap eden bir durumu yoktu. Evliyim, 1 çocuk var 1 yaşında. Eşim de devlet okulunda öğretmen olarak görev yapmaktadır. Ben Fetullahçı yapılanmanın hiçbir zaman içerisinde bulunmadım. Sohbetlerine katılmadım. Ben FETÖ/PDY terör örgütünün düzenlediği hiçbir organizasyona katılmadım. Ben geçmişte, Zaman gazatesine veya Sızıntı dergisine abone olmadım. Abone olduğum herhangi bir gazete ve dergi bulunmamaktadır. Bunlara herhangi bir yardım yapmadım. Ben hiçbir zaman bank asyaya para yatırmadım. Ben üniversite yıllarında bu yapıya yakın olan kişilerin söylemlerini ve hareketlerini samimiyetsiz bulduğum için bir örgüt olarak hareket ettiklerini gördüm. Ben hakimlik stajını Ankara’da yaptım. Herhangi bir görev almadım. Görev yaptığım sürede HSYK tarafından yurt dışı ve dil eğitimine katılmadım. HSYK seçimlerinde Mardin Derik ilçesindeydim. İlçede terör olayları yaşandığı için ilde oyumuzu kullandık. Ben adalet.org üyeliğim yoktur. Adalet gündemi sitesine de üyeliğim vardır. Paylaşım da yapmıyorum. Sadece girip yazılanları okuyorum. Facebook ve Twitter adresimde yoktur. Ben … nolu cep telefon hattını kullanmaktayım. Yaklaşık 5 yıldır bu telefon hattını kullanmaktayım. Şuanki kullandığım cep telefonu Iphone 6S’dir. Mart ayında aldım. Aldığımda 2.el olarak almıştım. Bundan önce … marka cep telefonum vardı. O cep telefonunu da 2013 yılının sonuna doğru almıştım. 2,5 yıl kullanmıştım. Ondan önce … model cep telefonu vardı. … dışında diğer telefonlar akıllı telefondur. Cep telefonu hattımın internet paketi bulunmaktadır. Ben Mart ayında değiştirdiğim … marka telefonu Elbistan’da Yağmur isimli iş yerine kayıt dışı satmıştım. Herhangi bir belge almamıştım. Üstüne para koyarak şuanki telefonumu aldım. Telefonumu sattığım için ibraz edemiyorum. Yeni aldığım telefonuda alırken herhangi bir belge almamıştım. Hayatın olağan akışında da 2.el telefon alım satımda da bir belge verilmiyor. … bazı yerlerde çekmediğinden dolayı telefoncuya gittim. Telefoncu da yeni sürümler çıktıkça eski sürümlerde sinyalleri kesiyorlar şeklinde söylemesi üzerine telefonumu değiştirdim. Cep telefonumdan byLock programına girdiğimi kabul etmiyorum. Ben hiç bir zaman byLock programını kullanmadım. Darbe sürecinden sonra programın adını duydum. Mardin Derik ilçesinde lojmanda kalan A. isimli arkadaşın üzerine kayıtlı wifi vardı. Bizde bu hattı ortak olarak kullanıyorduk. Türkoğlu’nda evimde kendi üzerime bulunan internet hattı vardı. Şifremi hiç bir zaman başkasıyla paylaşmadım. Benim byLock kullandığım yönünde listede ismim olduğunu görünce şaşırdım. Suçlamaları kabul etmiyorum.” olarak belirttiği görülmüştür.
Davacı hakkında yapılan yargılama sonucunda verilen … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; “FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü yönetici ve mensuplarının büyük bir gizlilik içinde kullandığı şifreli haberleşme sistemi olan BYLOCK isimli kriptolu haberleşme programını cep telefonu hattı üzerinden kullandığının sabit olduğu, şüphelinin Vakıfbank’a bildirdiği cep telefon numarası ile BYLOCK kullanım raporunda yazılı telefon numarasının aynı olduğu, Hakkında verilen beyanlarda askeri okullara yetiştirilen öğrencilerden sorumlu olduğu, Üniversite döneminde FETÖ ye ait yurt ve evlerde kaldığı, Fetö evlerinde ”imamlık” yaptığı, Erzincan’da FETÖ Yapılanmasında Bölge İlköğretim öğrenci mesullüğü görevinde bulunduğu, sınav sorularının kendisine verildiği, örgütle iltisaklı okullarda eğitim gördüğü, örgütün yayın kanallarının dijital platformdan çıkarıldığı tarihten sonra örgüt elebaşının talimatı üzerine digitürk aboneliğini sonlandırdığı, bu suretle şüphelinin örgütle organik bağ kurarak hiyerarşik ilişki içerisinde girerek FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olduğu anlaşılmıştır.” gerekçesine yer verilmiştir.
Davacı tarafından tanık ifadelerine karşı, tanık ifadelerinin dava konusu kararların tesisi tarihinden sonra ortaya çıkan deliller olduğu, gizli tanık ifadelerinin idare hukukunda disiplin işlemine gerekçe yapılamayacağı ileri sürülmektedir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, üniversitede örgüt evlerinde ve yurtlarında kaldığına ve ev abiliği yaptığına, örgüt adına himmet topladığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, staj döneminde örgüt evlerinde kaldığına ve murakıplık yaptığına, hakim olduktan sonra örgütle aktif bağının devam ettiğine, örgüt toplantılarına katıldığına yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile ortaokul ve lise döneminde örgüte müzahir okula gittiğine yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarınıın iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.