Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/58433 E. , 2021/3241 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/58433
Karar No : 2021/3241
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Savunma hakkının, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının, kanunsuz suç ve ceza olmayacağı ilkesinin, Anayasa’nın 15., 36., 493., 90. ve 129. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğü gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin anılan Kurulca verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ve yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
Dava dilekçesinde, anılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararı ile işleminin iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin, sadece bu karar ve işlemin davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından iptal istemi bu yönden incelendi.
Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. …”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, …. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …. hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca …. meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında ismi yer alan davacının yeniden inceleme talebi de anılan Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih, … esas, … karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukuka ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan CD’lerin incelenmesinden, tanık veya şüpheli olarak ifadeleri alınanların beyanları ve davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullandıkları bylock programına ilişkin yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Kaldı ki davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek “6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına” hükmedilmiş ve bu karar istinaf ve temyiz aşamasından geçtikten sonra 15.11.2018 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu durumda FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlı olan davacının meslekten çıkarılmasına dair Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmadığından bu karara karşı davacı tarafından yapılan yeniden inceleme talebinin, aynı Kurulca reddedilmesine ilişkin davaya konu işlemin, davacıyla ilgili kısmının iptalini gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
Diğer taraftan söz konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu karar nedeniyle parasal haklardan yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesi’nin 23/01/2018 tarih ve E:2018/231, K:2018/203 sayılı kararıyla reddedildiği, söz konusu karara karşı yapılan temyiz başvurusunun da Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 15/11/2018 tarih ve E:2018/2622, K:2018/4251 sayılı kararı ile esastan reddedilerek kararın onandığı ve bu suretle kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 11/03/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eki CD, 23/12/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …… abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …… bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 109251. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliklerinin … ve …, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının … ve … olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… gerekçeli kararında; “…Bylock Uygulaması Teknik Raporuna göre; ByLock uygulamasının …, …, …, …, …, …, …, …, … IP adreslerine sahip sunucu üzerinde hizmet sunduğunun tespiti üzerine, sanığa ait GSM hattının internet trafik bilgilerinin incelenerek belirtilen IP numaralarından herhangi birini veya birkaçının bulunup bulunmadığının tespiti için BTK’ya yazılan müzekkere cevabı incelendiğinde, sanık [davacı] …’ ın … numaralı GSM hattı yönünden 30/09/2014-11/10/2014 tarihleri arasında, … numaralı GSM hattı yönünden 11/08/2014-24/12/2014 tarihleri arasında internet trafiğinde birden çok kez belirtilen IP’lerle bağlantı kurduğu…” tespitlerine yer verilmiştir.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde; davacının ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifresinin “…” olduğu, “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Samsun İli’nde görev yaptığı, “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında … ID numaralı kişinin davacıyı “…” olarak kaydettiği görülmektedir.
Davacıya ait hizmet cetvelinin ve söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı birlikte değerlendirilmesinden, “…” olarak belirlenen kullanıcı adının kendi adının sessiz harflerinden esinlenerek oluşturulmuş olabileceği, davacının 2011-2014 yılları arasında Çorum Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı, diğer ByLock kullanıcıları tarafından adı ve görev yeri ile uyumlu olacak şekilde (…) kaydedildiği değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların ve Ceza Mahkemesi kararında yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.’ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; “…Ardından tayinim Osmancık’a çıktı. Osmancık’ta göreve başladıktan bir süre sonra Çorum ilinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan … (bu şahıs en son Çarşamba savcısı iken ihraç edildi) beni arayarak kahvaltıya davet etti. Kahvaltı için …’ın evine gittim. Burada …’ın cemaat mensubu olduğunu ve benimle irtibata geçmek üzere görevlendirildiğini anladım. Bu şekilde Osmancık’da da cemaat benimle irtibata geçti. Sonrasında toplantılara Kargı hakimi M.K. (en son Tarsus hakimi iken ihraç edildi) da katılmaya başladı. Ayrıca Çorum’un hatırlamadığım bir ilçesinde hakim olan H.U. (en son … sicil numarasıyla Muş hakimi iken ihraç edildi) isimli kişi de toplantılarımıza geliyordu. Sonradan İskilip’e tayin olan M.U. (en son Düzce 4. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi iken açığa alındı) da toplantılara katılmaya başladı. Yine Çorum Sungurlu’da görevli B.G. (… sicil numarası ile en son Mardin hakimi iken açığa alındı) toplantılara katılıyordu. İlk başlarda toplantının yerini ve zamanını … belirliyor ve bildiriyordu. Maaşlarımızdan verdiğimiz paraları da … alırdı. Onun tayini çıktıktan sonra bu görevi M.U. üstlendi. Toplantılarımızı bazen M.U.’nun evinde, bazen …’ın evinde, bazen de M.K.’nın evinde yapardık. Sonradan Osmancık ilçesine tayini çıkan E.E. isimli savcının da cemaatten olduğunun söylenmesi üzerine o da toplantılara gelmeye başladı. İsmini belirttiğim E.E. daha sonra Yargıtay tetkik hakimliğine atandı, fakat açığa alınıp alınmadığını bilmiyorum. Bir kaç kere E.E.’nin evinde toplanmıştık. Şunu da belirtmem gerekir ki; bu toplantılarımıza dışarıdan sivil M. abi denilen bir şahıs da ara ara katılırdı. M. denilen kişinin nereli olduğunu, ne iş yaptığını bilmem. Gerçek adının da M. olup olmadığı hususunda bilgi sahibi değilim. Cemaat içerisindeki konumunu bilmiyorum ancak cemaat toplantılarımıza gelerek dini sohbetlerde bulundu. Bu kişi şişman yapılı, 1,90 m. boylarında, sarıya çalan kumral, saçları dökülmemiş, siyah saçlı, takriben 35’li yaşlarda, konuşma diksiyonu düzgün, şiveyle konuşmayan biriydi. Yanlış hatırlamıyorsam M. abi denen kişi Samsun’dan gelmekteydi. Hakkında başkaca bilgi sahibi değilim. Katıldığı toplantılarda dini soh- betleri genelde M. denen bu kişi yapardı. 2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’in evinde toplanmıştık. Toplantıya katılan yukarıda ismini saydığım kişilerin bazıları (tam olarak kimlerin olduğunu şu an isim isim hatırlamıyorum) yukarıda ismini belirttiğim M. abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza “ByLock” denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. Benim de telefonuma yükledi. Hatta bir kısmı Play Store / Apple Store bölümünden yüklediler. Bunu benim gibi teknolojik bilgisi zayıf olduğu için yükleyemenlere M. abi yükledi. ByLock’un yüklendiği bahse konu telefon makinam İphone 5 marka/ modelindeydi ve bundan 4-5 ay kadar önce İstanbul ilinde ismini bilmediğim bir ikinci el telefoncuya 500 TL’ye satmıştım. User ID (Nickname’im yani Kullanıcı adım) “…” idi. Çünkü bu programda herkesin bir nickname’i vardı. Nick name’i kaydedildiğinde ancak programla konuşabiliniyordu/ yazışılabiliyordu. Bu şekilde toplantıya katılan herkes birbirlerinin nick’lerini kaydetti. ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. Hatırladığım kadarıyla benim ByLock’um da cemaat mensublarından aynı programı kullanan 6 kişi kayıtlıydı. Bu kişiler yukarıda da ayrıca adlarını belirttiğim …, M.K., E.E., M.U., B.G. ve Y.Y.’ydi. Bu süreçten sonra söz konusu programa gerek dini içerikli yazılar, gerekse bazı yazarların köşe yazıları gönderilmeye başlandı. Ayrıca Gülen’in kitaplarından anektodlar, risalelerden kimi yazılar da paylaşılıyordu. Yine toplantılarımızın gün ve saati bu program üzerinden bizlere bildiriliyordu. HSYK seçimlerine yakın tarihlerde daha çok seçim içerikli yazılar gelmeye başladı. Gelen yazılarda bağımsız olarak seçime gireceği söylenen cemaatçi listeye oy verilmesi gerektiği, adliyedeki hakim ve savcılara da bu yönde telkinlerde bulunulması salık veriliyordu. Hatta bazen kimin kime oy vereceği hakkında bilgi isteniyordu. Bir keresinde de seçim döneminden önce …’ın evinde toplanmışken Ankara’dan birinin geleceği ve sohbetlerde bulunacağı söylendi. Hemen sonrasında bir şahıs geldi ve o şahsın kendisini tanıtması ile onun HSYK üyeliğine adaylığını koyan Y.A. olduğunu anladım. Y. anılan toplantıda cemaat listesinden bahsetti ve mutlaka listenin kazanması gerektiğine dair paylaşımları oldu. Oy ve destek istedi, listenin desteklenmesi için de çalışmamız gerektiğini bize ifade etti. ByLock telefona indirildikten sonra kendi oluşturduğum şifremle program açılıyordu. Aradan uzun bir süre geçtiği için şifremin ne olduğunu hatırlamıyorum. Bu şekilde programı açtıktan sonra listeye ekli kişiler herhangi bir paylaşımda bulunmuş ise bu paylaşımlar görünüyordu. Söz konusu paylaşımlar okunduktan belli bir süre sonra kendiğinden siliniyordu. Bu şekilde HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock progra- mını sildim. Söz konusu programın özel olarak belli bir usul ile kaldırılmasına gerek yoktu. Herhangi bir program gibi sil tuşuna basıldığı zaman telefon makinasından silinebilmekteydi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.E.Y.’ye ait, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; “…2015 yaz kararnamesi ile Adıyaman’a atandık. Seçimlerden sonra görüşmeler azalmıştı. 5-6 ay kadar kimseyle cemaat sohbeti yapmadım. Bu konularda konuşmadım. Savcı İ. bey bir gün evine çağırdı. Gerger savcısı … ile tanıştırdı. Birkaç kez daha İ.’nin evinde buluştuk. Şubat ya da Mart ayında olması lazım, tarihini tam olarak hatırlayamıyorum, İ.’nin evine öğretmen olduğunu söyleyen bir şahıs daha geldi. … da bizimle birlikteydi. Öğretmen şahıs il dışından geldiğini söylemişti. Adını hatırlayamıyorum. Cemaatle namaz kıldık, duamızı okuduk, ardından dini içerikli sohbet yaptık. Son zamanlarda kitap taşınmıyordu. Öğretmen irticalen dini konularda konuşarak sohbette bulunmuştu. Öğretmeni görsem teşhis edebilirim. Beyaz tenli, orta boylu, bıyıksız, tıraşlı, şivesiz konuşan, kibar bir şahıstı. En son 19 Haziran’da İ.’nin evinde bir araya geldik. İ. bana whatsapp’tan mesaj atarak müsait olup olmadığımı sordu. O sırada hakime hanımla birlikte çarşıdaydım. Arabamla hakime hanımı eve bırakıp, İ.’nin evine geldim. Gittiğimde öğretmen, İ.nin evinde idi. Öğlen vaktiydi. Birlikte namaz kıldık. Dua ettik. Öğretmen başka yere de gideceğini, işi olduğunu söylemişti. Burs verip veremeyeceğimizi sordu. Yakında bulunan adliye önündeki bankamatikten bir miktar para çektim. İ.’nin evine döndüm. 500-600 TL civarındaki parayı öğrenciler için bağış olarak öğretmene verdim. Öğretmen bizden önce mi çıktı, benden sonra mı ayrıldı, nasıl bir arabayla gelip gitti, arabası var mıydı, yok muydu göremedim. Cep telefonu ya da başkaca bir iletişim bilgisi paylaşmadı. Adıyaman Adliyesi’nde İ. dışında cemaat sohbeti yaptığımız kimse yoktu. İ.’yle da toplasanız 3 kez bu şekilde bir araya gelmişizdir. … ile de 1 ya da 2 kez beraber olmuştuk. İ. … ile geçmişe dayanan dostlukları olduğunu söylemişti. İ., Ankara’ya bir Avukat arkadaşından araba almak için gidip geldiğini anlatmıştı. Audi marka eski model bir araba ile dönmüştü…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.D.’ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 26/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; “…Ben mezun olduktan sonra İstanbul ilindeki evime gittim. 2007 yılının Eylül ayında Y.K. beni telefonla arayarak “Ankara’ya eşyalarınla birlikte gel” dedi. Ertesi gün valizimi hazırlayarak Ankara iline gittim. Aşti ‘ye indiğimde beni telefonla birisi aradı. zayıf, uzun boylu, yüzü sivilceli, adını ve soyadını hiç bilmediğim ve daha sonra da hiç görmediğim bir şahıs beni toplu taşıma aracıyla Keçiören’de Meteoroloji yakınlarında Macid marketin sokağında bulunan 3 katlı evin 2. katına götürdü. Burada Üniversiteden tanıdığım arkadaşım … […] … (Adıyaman’ın Gerger ilçesinde en son Cumhuriyet Savcısıydı) ve M.K. (en son Hakim olarak Karaman il merkezine tayininin çıktığını biliyorum) isimli arkadaşlarım da vardı. Ankara’da Bakanlıkta katip olarak çalışan, daha sonra Cumhuriyet Savcısı olduğundan Karaman’da birlikte görev yaptığımız M.İ. da arasıra bu eve geliyordu. bu her üç arkadaşım da halen cemaatle bağları devam etmektedir. Hatta M.İ.’nin görevi Karaman’da bana abilik yapıp sorumluluğumu üstlenmiş olmasıydı. Ben, … ve M.K. üçümüz 3 Kasım 2007 tarihindeki sınava kadar bu evde birlikte ders çalıştık. Hakim ve savcılık sınavını kazanmış olan ismini Z. olarak hatırladığım (Z. kişinin kod adı da olabilir) fakat bu isimle hakim veya savcı olduğunu düşündüğüm kişi haftada bir eve gelerek kimin kaç saat ders çalıştığını not ediyor ve hedefler veriyordu. Bu evden İ.E.’nin hazırlamış olduğu 2. Sayfa Yayınevi’nden çıkan hakim ve savcılık sınavlarına hazırlık kitaplarını okuyorduk. Borçlar Hukukunu F.E.’nin kitabından çalışıyorduk. Ayrıca özel olarak hazırlanmış üzerinde DIAMOND yazan test kitaplarıyla ders çalışıyorduk. Bu evde 1,5 – 2 ay kadar çalıştıktan sonra 3 Kasım 2007 ‘de hakimlik ve savcılık sınavına girdim; fakat barajı geçemeyerek sınavda başarısız sayıldım. Bİr sonraki sınavın tarihi belli olmadığı için İstanbul’a döndüm. Kendi imkamlarımla tanıştığım bir avukatın yanında ücret karşılığı çalıştım. Avrasya Hukuk Bürosu isimli bu büronun Gülen Cemaati ile ilgisi yoktu. Daha sonra 30 Mart 2008 yılında sınav ilanı yapılınca yeniden Y.K. tarafından Ankara iline çağırıldım. Bu sefer aynı arkadaşlarla Dikmen semtinde bulunan adresini hatırlamadığım fakat yerini gösterebileceğim bir evde aynı şartlarda ders çalışmaya başladık. Diğer arkadaşlar da (M. ve …) ilk sınavı kazanamadıkları için 2. sınava da beraber hazırlandık. 30 Mart 2008 yılında gerçekleşen adli yargı hakimlik ve savcılık sınavında 73 puan alarak mülakata girmeye hak kazandım. Mülakat aşamasında bizim de tanıdığımız herkese gitmemiz tembihlendi. … Mülakata girdiğimde sınavı kazandım. Ankara Adliyesinde staja başladım. Diğer iki arkadaşım … ve M. 30 Mart sınavını da kazanamadılar…”
Aynı şahsa ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 04/08/2016 tarihli şüpheli ek (2) sorgulama tutanağı; “…Önceki ifademde Fetullah Gülen Cemaati mensubu olarak … şeklinde ismini belirttiğim kişi en son Cumhuriyet Savcısı olarak Çarşamba’da görev yapmaktaydı. 2006-2007 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. Bu hakimin ismi bana gösterilen 2016 yılı Temmuz ayında açığa alınan hakim savcılar listesinde yer almaktadır. Daha önceki görev yerleri sırasıyla Çorum ve Gerger’dir. … ile ben 2007 yılında cemaat evinde kalmıştım. Şu anda bu savcının cemaatle aktif bağı devam etmektedir. … Yukarıda sözünü ettiğim M.K. ve … ile birlikte hakim-savcılık sınavı için ders çalıştığımız cemaat evine C.Ö. isimli kişi gidip gelirdi. Cemaatte bu tür kişilere “murakıp” adı verilmekteydi ve bunların görevi cemaat evlerinde kalan kişilerin çetelesini tutmak, bu anlamda moral motivasyon vererek kaç saat ders çalıştığını kontrol etmekti. Hatta biz çalışırken hiç dışarı çıkmazdık ve alışverişimizi murakıp denilen bu kişiler yapardı. C.Ö. de murakıp olarak adlandırılan bu kişilerden biriydi ve eve gelip bizleri bu anlamda kontrol eder, not (çetele) tutar, alışverişimizi yapardı. Bunların cemaatle aktif bağları daha yoğundu. C.Ö. 2006 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve 2013 yılında Tatvan’dan Diyarbakır’a Cumhuriyet Savcısı olarak tayinen gitti…”
Yine aynı şahsa ait, HSK Başmüfettişliğince düzenlenen 25/08/2016 tarihli ifade tutanağı; “…M.D.’nin 17-25 Aralık 2013 tarihi sonrasındaki ve 2014 yılı HSYK seçimleri öncesindeki tutumunu bilemiyorum. Kendisi ile mezun olduktan sonra görüşmem olmamıştır. Yine 04.08.2016 tarihli ifademde geçen M.K., Y.K., …’ın 17-25 Aralık 2013 tarihi sonrasındaki ve 2014 yılı HSYK seçimleri öncesindeki tutumlarını bizzat bilemiyorum. Ancak 17-25 Aralık sürecinden sonra da FETÖ ile bağlantıları devam ediyordu, bu nedenle bağımsızlar olarak lanse edilen FETÖ adaylarına oy verdiklerini düşünüyorum. Ayrıca M.K., Y.K. ve …’ın eşlerinin hakimlik mesleğinden olmadıklarını biliyorum. … Hakimlik sınavına hazırlandığım dönemde FETÖ’ye ait çalışma evinde iken soruların verilip verilmeyeceğini merak etmiştim. Ancak bana soru verilmesi durumu söz konusu olmadığı gibi bu evde kalan diğer arkadaşlarım M.K. ve …’a da verilmedi. Ben ikinci kez girdiğim yazılıda sınavı kazandım, M. ve … ise bu yazılıyı kazanamadılar ve yine bu evde hazırlanmaya devam ettiler, ben yazılı sınava hazırlanırken FETÖ gücünün zirvesinde olduğu halde bana sınav soruları verilmedi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.’ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; “…Besni ilçesinde görev yaptığı dönem: Besni ilçesinde benimle irtibat kuran sivil şahıs B. bana benim grupta Gerger Savcısı … …, Gerger Hakimi R.Ü. ve Kahta Hakimi ismini hatırlamadığım sadece bir kere gördüğüm, görsem tanıyabileceğim bir şahsın olduğunu söyledi. Bizim grubun sistemi bu şekilde oturmayınca Besni Hakimi V.H.G., ben, Adıyaman Savcısı İ.K. ve eşi hakim F.K. ve yine Adıyamanda eşi doktor olan bir Hakime Hanımla bir grup oluşturacağımızı B. söyledi. Bana eşi doktor olan hakimle görüşmemi söyledi. Ancak görüşemedim. Kim olduğunu bilmiyorum. Ancak V.H. Beyle görüştüğünü biliyorum. Ben bu gruptan İ. ve eşini tanıyorum. V. ile de aynı yerde çalışıyordum. Benim başka Tanıştık. Bu grupta oturmadı. Bunun sebebide V. çekiniyordu. İ. ve eşide çekingendi. Ben, İ., Eşi ve V.H. tanışma maksatlı kahvaltı yaptık. Kahvaltıyı benim evde yaptık. O sırada eşim ve çocuğum yoktu. Memlekete gitmiş olabilirler. Tanıştık. Bundan sonra V.H. beyle zaten görüşüyorduk ama grupça görüşemedik. Zaten ilk yıllarda toplantılarda Kuran okunuyordu. Genelde Risale ve Fetullah GÜLEN’in kitapları okunuyordu. Son iki sene toplantılarda bu tür etkinlikler olmuyordu. Cemaat vasfı ortadan kalkmıştı. Ben Besni dönemimde B.’ye himmet adı altında elden para veriyordum. Bazen R.Ü.’ye de B.’ye ulaştırmak üzere verdiğim oluyordu. V.H.’nın düzenli para verdiğini zannetmiyorum. Bir kere B.’ye ulaştınnak üzere bana 250-300 TL para vermişti. Başka kimin para verip vermediğini bilemiyorum. … 28-Örgütün iletişimde kullandığı BYLOCK yada sair programlardan birini telefonunuza yada kişisel bilgisayarınıza yüklediniz mi, bunlarla diğer örgütle bağlantısı olan şahıslarla görüştünüz mü, görüştüyseniz kimlerle ve hangi hususlarda görüştünüz? Cevap: Besni ilçesine tayinim çıktıktan sonra yanlış hatırlamıyorsam 2014 senesinde Adıyaman’ın Gerger ilçesinde Hakimlik yapan R.Ü. isimli şahıs adliyeye gelip gitmiş. Beni sormuş. Daha sonra beni Adıyaman’da bir kafeye çağırdı. Eşimde yanımdaydı. Bana bir programdan bahsetti. Ancak ismini hatırlayamıyorum. Ancak Bylock olabilir. Bende akıllı telefon olmadığı için eşimin telefonuna yüklemeyi teklif etti. Bu sırada benle R. farklı masada, eşlerimiz farklı masadaydı. Ben eşimden telefonu aldım. Orada yüklemeye çalıştı. Ancak yüklemeyi başaramadı. İnternetten indirdiğini hatırlıyorum. Daha sonra yine Gerger ilçesinde Hakimlik yapan R.Ü. veyahut aynı adliyede Savcılık yapan … … isimli şahıs B. isimli sivil şahsı evime getirdi. B.’yi görsem teşhis edebilirim. En son bir birbuçuk yıl önce Besnide gördüm. B. isimli şahıs telefonuma Block yüklemek istedi. Ancak telefonum akıllı olmadığı için yükleyemedi. Akıllı telefon istedi. Bende eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Birşeyler yaptı. Bundan sonra burdan haberleşeceğiz dedi. Kullanıcı adı olarak ab … belirledi diye hatırlıyorum. Ancak sıralı numaraların nerede bittiğini tam olarak hatırlayamıyorum. Şifre olarakta aynısının sonuna nokta virgül gibi işaretler ekledi. Ben bu programdan sadece B.’yle yazıştım. B. genelde ayet, hadis, dua gibi şeyler atıyordu. Seçim döneminde kimin nereye oy verebileceğini sordu. Ben özel olarak birisini yazmadım. Şu kadar oy çıkar bu kadar oy çıkar diye geçiştirdim. Ben Gerger Adliyesinde …’i ekledim diye hatırlıyorum ancak yazışmadım. Zannediyorum R.’de de yüklüydü. Ancak emin değilim yazışmadık. B. hakim savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüşünü, vs.) özellikle Bylocktan ona atmamı istiyordu. Ben kesinlikle bunu yapmadım. Eşimin kesinlikle ilgisi yoktur. … Bu yapıya dini hassasiyetim nedeniyle katıldım. Bu yapının dini hassasiyeti ön planda tutması nedeniyle üniversite yıllarımda evlerinde kaldım. Yasa dışı herhangi bir eylemlere şahit olmadığımdan dolayı ve arkadaş çevremin yarıya yakın kısmının bu yapıya mensup olması nedeniyle duygusal nedenlerle kopamadım. Esasen bu örgütü dini bir cemaat olarak görmekteydim. Fetullah GÜLEN’in doğa üst güçleri olduğunu, mehti, mesih yada kainat imamı olduğuna hiçbir dönem inanmadım. Halen daha inanmıyorum. Dini inancıma da bu şekilde bir inanç anlayışı terstir. FETÖ/PDY örgütü içerisinde evlilik yaptırdığını bilmekteyim ancak katalog evliliği denilen evlilikler hakkında herhangi bilgim yoktur. FETÖ/PDY terör örgütünden 2006/2007 yıllarında ülkücü geçmişim olduğu için siyasi sebeplerden dolayı soğudum. Ancak arkadaşlarımla arama mesafe koymadım. Son bir birbuçuk yıldır yapıyla bağımı kopardım. Tamamen kopması 2016 yılının Mayıs aylarında oldu. Ondan öncede çıkmak istedim ancak 2016 yılından itibaren R.Ü. ve … sürekli benim Besnideki evime geliyorlardı. İrtibatı telefonla kuruyorduk. Son 1.5 yıldır Bylock kullanmadığım için telefonla haberleşiyorduk. Eşimin evde olmadığını söylememe rağmen ısrar edip geliyorlardı. Benim bu yapıdan çıkmak istediğim için benimle irtibatı koparmamak maksadıyla bu şekilde davranmış olabileceklerini düşünüyorum. Ben evime gelmelerini engellemek için takip edildiğimi, sık gelmelerinin tedbirsizlik olduğunu söylememe rağmen R. ve … sürekli evime geliyordu. Önceden B.’yle birlikte geliyorlardı. Daha sonradan yukarıda bahsettiği kendini dershanede öğretmen olarak tanıtan ismini hatırlayamadığım Eagle’yi B.’nin getirdiği tablete yükleyen şahısla geliyorlardı. Sivil şahıslar B. ve dershane öğretmeni olduğunu söylediğim şahıs R.Ü. ve …’a sorulursa bu şahıslar hakkında daha ayrıntılı bilgiler verebillirler…”
Aynı şahıs, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli teşhis tutanağında; “…… (…), ifademde belirttim. Ben Besnide görev yaptığım sırada Gerger’de çalışıyordu. Sohbetlere geliyordu. İfademde bahsettiğim B. isimli şahsı tanır. Tam ve eksiksiz olarak teşhis ettim…” şeklinde beyanda bulunarak davacıyı teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ç.’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen tanık ifade tutanağı; “…Cumhuriyet Savcısı (…) …’a whatsapptan mesaj göndererek yargıda birlik platformu adayları adına oy istediğimde kendisinin liste yaptığını, bakanlığın listesine oy vermeyeceğine dair bana mesaj gönderdi…”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.A.’ya ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 14/10/2016 ifade tutanağı; “…6-…: Çorum Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladığımda … da burada savcı olarak görevli idi. Kendisi kuradan gelmişti. Yaptığı soruşturmalara hakimiyeti açısından çok zayıftı. Kendisinin normal şartlarda hakimlik sınavını kazanmasının mümkün olmadığını o gün de ve halen de düşünmekteyim. Bu durumu da çeşitli platformlarda hep söylemişimdir. … bey elinde olan en basit soruşturma dosyasını bile hakkı ile sonlandıramıyordu. O günlerde gördüğüm kadarıyla her sabah 3-5 dosyayı alıp A. beyin yanına gidip, götürdüğü dosyalarla ilgili ne yapması gerektiğini A. beyden öğrenip gereğini yapmaya çalışıyordu. Haricen … beyin de üniversite yıllarında cemaate ait evlerde kaldığını duymuştum. Normal şartlarda diğer savcıların mesleki bilgi ve görgüsünden dolayı … beyi dışlamaları gerekirken sürekli açıklarını kapamaları başlarda ilginç gelmişti. Hatta A. bey gibi bireyselliği ön planda olan bir kişinin … beye ve M.E.E.’ye aynı şekilde davranmasının ancak ideolojik bir gerekçeyle açıklanabileceğini düşünmekteyim. Seçim zamanı daha önceden Çorum Savcısı olması nedeniyle tanıdığı ve Gaziantep’in Arapgir ilçesinde o dönemde savcılık yapan E.K.’yı bir hafta sonu Gerger’den yanma giderek ziyaret ettiğini, yaptığı ziyaret sırasında da sözde bağımsız adaylar lehine oy istediğini, halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi başkanı B.E.’dan duymuştum…”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan G.M.P.’ya ait, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 19/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; “…HSYK seçiminin yapıldığı gün sabah saat 08:30 da adliyeye geldim, YBP için gözlemci olarak görev alacaktım. Ağır ceza mahkemesi duruşma salonunda sandık kurulmuştu, oy verme işlemleri başlamıştı. Duruşma salonunda E.G., … ve İ.K.’yı gördüm, şaşırdım. İ.K.’yı daha öncesinden de tanıdığım dönem arkadaşım olduğu için ” sen de mi İ. ” şeklinde takıldım. Ben 4. Gelen kişiydim. Benden önce gelenlerin dikkatini çekmişti. O.C. da benden hemen sonra geldi. Sandık kurulu başında beklemeye başladık. Sonrasında gelenleri karşılamak için duruşma salonunun dışına çıktım. … Oy döküm ve sayım işlemleri başladı. Görevliler haricinde Ö.U. ve ben yargıda birlik üyelerinin isimleri okundukça çentik atıyorduk. F.S. de bize yardımca oluyordu. Sözde bağımsız adaylar için ise E.G. ve … çetele tutuyordu. M.A.B. ve M.F.Z. ile O.C. yanlarında duruyorlardı. Sayım döküm işlemleri bitince aynı gruptakiler sevinç çığlığı attılar, E.G. elindeki çeteleyi aldı duruşma salonunun dışına çıktı, kısa bir süre sonra tekrar içeriye geldi. İl seçim kurulu sonuçları taslak tutanağa geçildi. … ısrarla taslağın, fotokopisini istedi. İ. hakim acelen ne veririz diye çıkıştı. Başkan istiyorsan fotoğrafını çek deyince … cep telefonu ile tutanağın fotoğrafını çekti. Ardından heyet il seçim bürosuna indi. Ben de peşlerinden büroya geçtim. Memur üyelerden birisi seçim sonuçlarını okurken sisteme işliyordu. İşlem bitince … listeyi kontrol etmek istediğini söyledi. Küçük bir tartışma oldu. Başkan izin verdi, okuyan kişinin yanma oturdu. Ardından da bilgisayardan alman çıktıyı kontrol etti. Bu şekilde seçim sonuçları sisteme girildi. Tutanak çıktıları alınıp sistem üzerinden gönderildi. Sonuç tutanaklarını da … cep telefonu ile fotoğrafını çekti…”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.Ş.’ye ait, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; “…HSYK seçiminin yapıldığı gün esas görev sandık kurulunda olduğu için öğleden sonra adliyeye gelmiştim. Oyumu kullanıp oy sandığının kumlu olduğu Ağır Ceza Mahkemesi duruşma salonunun koridorunda bulunan A.Ş. başkanın odasına geçtik. Oy verme işlemleri tamamlanıncaya kadar orada diğer üye M. Hakim ile birlikte bekledik. Duruşma salonunun girişinde YBP için Hakim G.M.P. ve Savcı E.G. bekliyordu. Sözde bağımsızlar için E.G.’nin beklediğini görmüştüm. Oy kullanma işlemi bitti. … Salonda oy pusulaları okundukça çetele tutuldu. E.G.’nin oturduğu masada çetele yaptığını gördüm. Oy dağılımının bulunduğu sandık seçim sonuç çizelgesi sandık kurulunca düzenlendi. Sonuçlar okunarak ilan edildi. Bize il seçim kuruluna teslim edildi. Bir alt katta bulunan il seçim müdürlüğü odasına İl Seçim Kurulu heyeti olarak indik. Bizimle birlikte sonrasında Gerger Savcısı olduğunu öğrendiğim … …, Hakim B.K. ve Hakim G.M.P. geldi. Seçim kaleminde sonuçların SEÇSİS sistemine girilmesi için ben listeyi okudum. Seçim katibi de bilgisayar ekranına işledi. Bu sırada … … beni rahatsız edecek yakınlıkta durarak okuduğum sonuçların ekrana doğru girilip girilmediğine baktı. Sonuçlar sisteme işlendikten sonra başkanımız A. bey’e “bir de ben okuyayım, katip kontrol etsin” diyerek bendeki listeyi istedi. Ben bu duruma alındım. Yüz ifade ile bunu belli ettim. A. başkanım sorun değil deyince listeyi …’e verdim. … listeyi okudu. Katip de ekrandan kontrol etti. En son bilgisayar çıktıları alındı. Çıktıları da isteyen arkadaşlara verdik. Bunlardan G.M.P., B.K., … …’ı hatırlıyorum. Bu arkadaşlar kendi tuttukları çetelelerle listeyi karşılaştırdılar. Bir itiraz olmayınca listeyi onaylayarak sistemden gönderdik…”
İfadesine başvurulan C.A.’ya ait, KOM Şube Müdürlüğü biriminde düzenlenen 27/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “……, Bu şahıs Fetullah Gülen cemaatinin evlerinde Konya’da kaldığım dönemde gördüğüm şahıstır…”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan R.B.’ye ait, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2016 tarihli ifade tutanağı; “…Temmuz ayı içerisinde Çorum Adliyesinde göreve başladım, Adli Tatil içerisinde göreve başladığım için Çorum Adliyesinde çalışan diğer Hakim ve Savcılar ile ilk etapta her hangi bir tanışma ve tanıma imkanı bulamadım, o dönemde bizimle birlikte ataması yapılan Başsavcı Vekilimiz O.K. ile yine ayni tarihlerde göreve başlayan Başsavcımız Ö.F.Y. ve Cumhuriyet Savcısı B.A. ile Eğitim merkezinden dönem arkadaşım olan Hakim B.E. ile tanışarak bu kişilerden yakın ilgi ve alaka gördüm, adliye içerisinde ilk etapta bir guruplaşma olduğu farkediliyordu, özellikle 17-25 Aralık sonrası süreçte cemaat yapılanması olarak bildiğimiz oluşuma yakın olduğunu açıkça belli eden ve Çorum adliyesindeki Hakim-Savcıların büyük bir çoğunluğunu teşkil eden Hakim ve Savcılar ile aramızda ciddi fikir ayrılıkları ve düşünsel mesafe vardı, o dönemde HSYK seçimleri de yaklaşmıştı, bu süreçte ben özellikle 2012 yılında MİT müşteşannm ifadesinin alınmaya çalışılması, İstanbul’ da adliye önünde bir Cumhuriyet Savcısının basın açıklaması yapması, sonraki süreçte önce 17 Aralık , sonra 25 Aralık 2013 tarihlerinde Emniyet içerisindeki bir grup veya hizbin mevcut siyasi ve Hükümet iradesine yönelik algı operasyonu destekli müdahale girişimi ve sonrasında özellikle MİT Tırlarının durdurulması olarak bildiğimiz Ocak 2014 tarihindeki bu girişimlerin devamı niteliğindeki olayları sıkı şekilde takip etmekte olup arkasındaki iradenin ülkenin bütünlük ve mevcut demokratik sistemine yönelik şüpheli müdaheleler taşıdığı kanaatine ulaşmıştım. … bu süreçte YBP adına aktif olarak faaliyet göstermeye çalıştığımız sırada cemaat listesi için her biri ayrı ayrı çaba gösteren ekli 1 nci listedeki Hakim- Savcalar ile zaman zaman bire bir zaman zaman ise toplu halde tartışma ve durum teatileri yapmış isek de, bu grup Çorum’ da ciddi şekilde organize olduğu için başarılı olamadık, bir kısmı tartışma ve fikir teatilerinde hiç bir şekilde makul ilişki kuramayacağımız kadar keskin ve mesafeli davranmakta idi … Yapılan IISYK seçimlerinde bizim desteklediğimiz YBP adayları Çorum’ da yaklaşık 25 civarında ağırlıklı oy alabildi. Cemaatin desteklediği ve bağımsızlar olarak lanse ettikleri adaylar ise yaklaşık 60 a yakın ağırlıklı oy aldı, seçim sonrası süreçte de yine kemikleşmiş gruplaşma artarak devam etti, 2015 yaz kararnamesi ile önceki dönemlerde Başsavcı ve Başsavcı vekili olan bazı Savcılarla adliyemize Savcı olarak atandı bu kişiler de öncesi grup ile anında bütünlük ve beraberlik içerisinde uyum sağladılar, bizler ile aralarındaki mesafe ve duvar gittikçe arttı, ben bu kapsamda ekli 1 nci listede isimleri içen tüm Hakim ve Savcıların bire bir cemaat listesi olan ve bağımsızlar olarak lanse ettikleri adaylar için çaba sarf ettiklerine, fikir ve fiili destek olduklarına bir veya bir kaç adaya oy istediklerine şahit oldum, hatta adayların cemaatle alakalarının olmadığı tamamen bağımsız bir yargı oluşturma amaçlı davrandıkları yönündeki algı operasyonları ile son güne kadar mücadele ettiklerini biz ve arada kalan diğer Hakim ve Savcılardan alabildikleri kadar oy almaya çabaladıklarına şahit oldum. … Ekli İkinci listede yer alan isimlerden ise Cumhuriyet Savcıları M.Y. ve M.B. ile Hakim E.K. dışındaki Hakim- Savcılar yine seçim sürecinde bizlere açık şekilde tavır ve mesafe alarak cemaat listesi olduğu açık olan ve bağımsızlar listesi olarak lanse edilen listedeki adaylar için çaba sarf etmişler, ekli 1 nci listede yer alan isimleri geçen Hakim- Savcılar ile birlikte dışarıdan bariz şekilde görülecek halde hareket etmişlerdir… bunları vicdani olarak söylemek gerektiğini düşünüyorum ancak bu üç kişi dışında kalan ekli 1 nci liste ve 2 nci listedeki Hakim- Savcıların açıkça YBP karşısında pozisyon aldıklarını, birlikte hareket ettiklerini, platform üyelerinin olabildiğince az oy alması için bazen bire bir bazen toplu şekilde algı operasyonlarına dahil olduklarına şahit oldum … Bu bağlamda Çorum adliyesinde ekli 1 nci ve 2 nci listedeki isimlerde ayrık tuttuğum M.B., M.Y. ve E.K. dışındaki tüm Hakim ve Savcıların 17-25 Aralık sonrasındaki süreçte olanları makul bir izahı olmamasına rağmen görmezden gelişleri, HSYK seçimlerinde algılar oluşturarak yargıda tek ses sahibi olmak isteklerini, YBP adaylarına yönelik her biri içn ayrı ayrı karalayıcı senaryoları kararsız kalan seçmen Hakim- Savcılar üzerinde manipüle aracı olarak kullandıklarını, platform adaylarını destekleyen bizler ile aralarında ciddi bir mesafe ve zaman zaman Hükümet seviyesine varan tavırlar sergilediklerine şahit oldum…”
Tanık sıfatıyla ifadesi alınan R.B. isimli şahsa ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/09/2016 tarihli ifade tutanağı ekinde yer alan EK-2 sayılı listede davacının ismine de yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bununla birlikte, davacının, hakkında Çarşamba Cumhuriyet Savcılığınca düzenlenen 19/07/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; “…Lise 2 ve 3.sınıflarında eğitim görürken Ünyede o zaman itibariyle Fetullah GÜLEN cemaatine ait olduğu bilinen Sakarya Dersanesinde üniversite sınavlarına hazırlandım. Bu dersaneyi seçmemin sebebi yapılan seviye belirleme sınavında dereceye girmem nedeniyle tarafıma %50 indirim sağlanması, benimde ailemin maddi durumunun iyi olmaması, Ünyede o zaman itibariyle sadece üç dersane bulunması, bu dersanelerden eğitimi iyi olan dersanenin Sakarya Dersanesi olarak isim yapması, ailemin beni yönlendirmesi ve o gün itibariyle bu dersanenin ait olduğu grubun son yıllarda ortaya çıkan faaliyet ve yapılanmasının o tarih itibariyle bilinmemesi olmuştur. … Bağımsız olarak seçime giren adaylardan birebir tanıdığım yoktur. Ancak staj döneminde akademide görevli olan A.K. ve A.N.G. o dönemde beni arayarak oy vermemi istediler bende kıramadığım için bağımsız adaylardan bu iki isme ve ayrıca H.T., A.B., M.B., A.S.P.’ye ve yargıda birlik platformundan da R.K. ve A.Ç.’ye oy verdim. Bu isimlere oy verirken HSYK seçiminin meslekteşları böldüğünü düşünerek ne bağımsız olduğunu iddia eden cemaate yakın isimlere ne de yargıta birlik platformuna yakın olan isimlere oy vermemeye gayret gösterdim. Gerçekten bağımsız olduğunu düşündüğüm isimlere oy vermeye çalıştım…” yönünde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte üyeleri tarafından berilen paraları topladığına, sınavlara örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde hazırlandığına, Bylock kullandığına, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ”bağımsız” adaylarını destekler şekilde tutum ve davranışlarda bulunduğuna, seçim sonucunda sadıkların açılması esnasında çetele tuttuğuna ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık aşamasında örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve 2014 HSK seçimlerinde sözde bağımsız adaylardan bazılarına oy verdiğine yönelik kendi beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Diğer Hususlar
c-1) HTS kayıtları
Davalı idare tarafından, davacı hakkında düzenlenen Bilirkişi HTS İnceleme Raporunun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğu ileri sürülmüştür.
Davacıya ait olan … numaralı GSM hattı üzerinde yapılan inceleme neticesinde bilirkişi tarafından tanzim edilen 26/07/2017 tarihli Bilirkişi HTS İnceleme Raporunun incelenmesinden; davacının 31/12/2014-16/07/2016 tarihleri arasında, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları kapsamında işlem gören ve Bylock abonelik bilgileri mevcut olan çok sayıda şahıs ile telefon görüşmesi yaptığının tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturmaları kapsamında işlem gören ve Bylock abonelik bilgileri mevcut olan çok sayıda şahıs ile yaptığı görüşmeleri içerir HTS kayıtlarının, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c-2) Ev Aramasında Ele Geçirilen Dökümanlar
Davalı idare tarafından, davacının ikametinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen kitapların, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında yürütülen adli soruşturma kapsamında davacının ikametinde yapılan arama neticesinde düzenlenen 17/07/2016 tarihli “İkamet Arama ve El Koyma Tutanağı”na göre, davacının evinde, üzerinde “Fetullah Gülen’e ait Sohbet Atmosferi ve Bir Kırık Dilekçe isimli kitapların, … Dumanlı’ya ait Alimler ve Zalimler isimli kitabın, Veysel Ayhan’a ait Darbe Oyunu isimli kitapların bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının evinde yapılan aramada yukarıda belirtilen kitapların bulunması hususu, davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.