Danıştay Kararı 10. Daire 2016/315 E. 2021/4748 K. 13.10.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/315 E.  ,  2021/4748 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/315
Karar No : 2021/4748

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 07/01/2016 tarih ve 29586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dedesi …’a ait cenazenin Şırnak Devlet Hastanesi morgunda bekletilmekte olduğu, sokağa çıkma yasağı nedeniyle cenazeyi teslim alamadığı ve dava konusu Yönetmelik uyarınca mülki idare amiri veya belediyeye teslimi sorunu doğacağı, defin işlemlerinin 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca halk sağlığını ilgilendiren bir mesele olarak kabul edilip, gerek mezarlıkların yer seçimi, gerekse defin işlemlerinin usulleriyle ilgili düzenlemelerin Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirildiği, mahalli ve müşterek ihtiyaçlardan olan mezarlıklar ve definle ilgili her türlü yetki ve görevin de büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerine ait olduğu, bu nedenlerle dava konusu düzenlemenin Adalet Bakanlığı tarafından yapılmasının yetki tecavüzü niteliğinde olduğu, davalı idarenin yetkisi olmamasına rağmen belediyelerin yerine geçerek düzenleme yaptığı, kimliklerinin tespiti ile otopsi işlemleri tamamlandıktan sonra cenazelerin alınması ve defin işlemlerinin davalı Adalet Bakanlığı’nın yetki alanında olmadığı, hiç kimse veya organın kaynağını Anayasa veya kanunlardan almayan bir yetkili kullanamayacağı, mülki idare amirlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nda defin ve mezarlık işleriyle ilgili yetkiyi valilere veya ilçe düzeyinde kaymakamlara veren hiçbir hüküm bulunmadığı, belediyelere kanunla verilen yetkilerin Yönetmelikle mülki idare amirlerine verilmesi nedeniyle dava konusu Yönetmeliğin konu yönünden hukuka aykırı olduğu, uzun zamandır sokağa çıkma yasaklarının uygulanıyor olması nedeniyle üç gün içinde alınmayan cenazelerin ailenin rızasına bakılmaksızın gömülmek üzere belediye veya mülki amirlere teslim edilmesinin hukuka aykırı olduğu ve infial yaratmaya müsait olduğu, cenazelerin mülki amirlere teslim edilmesinin akıbetlerinin bilinmezliğe terki anlamına geleceği, üç günlük sürenin hem ailenin defin ritüellerini uygun gördüğü şekilde gerçekleştirmesini engelleyeceği hem de cenazelerde karışıklıklar olmasına ve hatta ailenin mezarları bulamamasına varabilecek sonuçlar doğuracağı, bu nedenle kamu yararı bulunmadığı, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisinin istisnai olduğu ve açıkça kanunda öngörülmüş olması gerektiği, yorum yoluyla genişletilmesinin mümkün olmadığı, düzenlemenin halkla merkezi idare arasında yaşanan gerginliklerin artmasına sebep olacağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, yakınlarını gömebilme ve cenazelerinde hazır bulunabilme hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8. maddesi kapsamında değerlendirilerek ihlal kararları verildiği, işkence yasağına ve din ve vicdan özgürlüğüne aykırılığın da söz konusu olabileceği ileri sürülmüştür.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu Yönetmelikle değişiklik yapılan maddenin dava konusu değişiklikten önceki metninde de Morg İhtisas Dairesiyle ilgisi kalmayan cenazelerin defin işlemleriyle ilgili hükümlerin mevcut olduğu, Kanun’un verdiği açık yetkiye dayanılarak klasik otopsi yapılmasına karar verilen cesetlerin defin işlemlerine ilişkin bir konuda Adalet Bakanlığı tarafından var olan Yönetmelik hükmünde değişiklik yapılmasında yetki aşımı bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına veya tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin bir hüküm getirilmediği, otopsi işlemleri yapılmasına rağmen yakınlarınca alınmayan cenazelerin gömülme usul ve esaslarının belirlendiği, idarenin kendisinden kaynaklanmayan zorunluluklar karşısında kamu hizmetlerinin sorunsuz olarak yerine getirilmesi amacıyla bir hakkın esasıyla ilgili olmayan usule ilişkin uyulması gereken düzenlemeler yapmasının idarenin yasallığı ilkesine aykırı olmadığı, cenaze yakınlarına teslim alınması konusunda haber verilmesine rağmen büyük ölçüde terör örgütlerinin baskı ve korkutmaları nedeniyle cenazelerin teslim alınmadığının cenazelerin ortada kaldığının anlaşıldığı, gömülmesine karar verilen cenazelerin belediyelere teslim edilmesine rağmen defnedilmeyerek mezbahalarda bekletildikleri, terör örgütü yandaşlarının bu konuda propaganda yaptıkları ve bu durumun infiale yol açtığı, cenazelerin haber verilmesine rağmen yakınları tarafından teslim alınmamasından kaynaklı olarak yığılma yaşandığının, yeni cenazeler nedeniyle yer sıkıntısı meydana geldiğinin tespit edildiği, Mezarlık Yerlerinin İnşaası ile Cenaze Nakil ve Defin İşlemleri Hakkında Yönetmelik’te 16/01/2016 tarihinde yapılan değişiklik ve ilavelerle dava konusu Yönetmeliğe paralel düzenlemeler getirildiği, buna göre mülki idare amirlerinin mevzuatta defin görevinin kendilerine verildiği durumlarda defin işlemlerinin yerine getirilmesi amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarına görev vereceği, anılan olumsuzlukların giderilmesi, kamu hizmetinin sorunsuz olarak sürdürülmesi amaçlarıyla dava konusu düzenlemenin yapıldığı, kimliği tespit edilemeyen cesetler için on beş günlük sürenin uygulanmaya devam ettiği, dava konusu düzenleme ile getirilen üç günlük sürenin kimliği tam olarak tespit edilen ve defin ruhsatı verilen cenazeleri işaret ettiği, cenaze yakınlarının teşhis işlemlerinin kolluk güçleri vasıtasıyla yerine getirildiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davalı Adalet Bakanlığının, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun kendisine vermiş olduğu yönetmelik çıkarma yetkisi sınırlarını aşarak, otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapmasında yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, bu nedenle dava konusu Yönetmeliğin iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ :.Dava; 07/01/2016 günlü, 29586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle açılmştır.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 2. maddesinde adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; anılan Kanunun “Morg ihtisas dairesinin görevleri başlıklı” 17. maddesinde ise, Morg İhtisas Dairesinin, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan düzenlemeye dayanılarak çıkartılan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelikte, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümlerin ve Adlî Tıp Kurumu Kanununun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde yapılan dava konusu değişiklikle; “Otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyal, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde (Değişik ibare:RG-7/1/2016-29586) belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir. (Ek cümle:RG-16/1/2016-29595) Cesedin teslim veya gömülme işlemleri sırasında kamu düzeninin bozulabileceği veya toplumsal olayların meydana gelebileceği ya da suç işlenebileceği mülki idare amirince değerlendirildiği takdirde cesetler, gömülmek üzere doğrudan mülki idare amirliğine teslim edilir. Ancak; yabancı uyruklu kişiye ait olduğu tespit edilen ceset, ailesi, yakınları veya vatandaşı bulunduğu ülkenin diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince tesliminin istenilmesi halinde, ülkelerine nakledilmek kaydıyla kendilerine ya da yetkili temsilcilerine teslim edilir. Ailesi veya yakınlarınca Ülkemizde defnedilmek istenilen, vatandaşı bulunduğu devlet tarafından ülkesine kabul edilmeyen, yabancı ölüm bildirimine diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince onbeş gün içinde cevap verilmeyen (Ek ibare:RG-7/1/2016-29586) veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan veya kimsesi bulunmayan yabancı uyruklu ceset ise o yer mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülür. (Ek cümle:RG-17/12/2011-28145) Gerektiği hallerde İçişleri Bakanlığının belirleyeceği yerde ve şartlarda başka bir ilde de gömülebilir. Morg İhtisas Dairesi, kimlik belirlenmesi için gerekli görülen örnekleri alır ve beş yıl süreyle saklar. Morg ihtisas dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyeti bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere yüksek öğretim kurumlarına verilebilir. Ceset üzerinde tekrar bir inceleme yapılması ihtimali düşünülerek cesedin gömüldüğü yer veya mezara, morg defterindeki numarayı taşıyan bir işaretin konulacağı, cesedi alanlar tarafından yazılı olarak taahhüt edilir ve cesedi teslim alanların da adresleri ile imzaları alınır. Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde organ ya da organ parçaları adlî mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra, Adlî Tıp Kurumu Eğitim ve Bilimsel Araştırma Komisyonu ve Adlî Tıp Kurumu Etik Kurulunun da onayı ile transplantasyon için alınabilir.” kuralına yer verilmiştir.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin anılan maddelerinde, otopsinin sonuçlanması ve hüviyetin tespiti işlemlerinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan cenazelerin kime, ne şekilde ve şartlarda teslim edileceğini ilişkin düzenlemelerin 2659 sayılı Yasanın anılan hükümleri ile davalı İdareye verilen görev ve yetki alanı içersinde bulunduğu açıktır.
Öte yandan; olağan koşullarda makul ve yeterli olan üç günlük sürenin deprem, sel, heyelan gibi tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar, şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması veya şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, savaş hali, ayaklanma, sokağa çıkma yasağı ve benzeri tedbirlerin alındığı hallerde, Yönetmelikte ailesi veya yakınları bulunanlar yönünden getirilen üç günlük sürenin makul, yeterli ve ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Yönetmeliğin 2. ve 3. maddelerinde ise; Yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği ve Yönetmelik hükümlerinin Adalet Bakanınca yürütüleceği belirtilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin yukarıda yer verilen “Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir.” cümlesinde yer alan “…üç gün…” ibaresi dışında kalan hükümlerinde ise hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 7.1.2016 tarih ve 29586 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin; 1. maddesininin “Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir.” cümlesinde yer alan ” …üç gün…” ibaresinin iptaline, diğer düzenlemelere yönelik iptal isteminin ise reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
31/07/2004 tarihli ve 25539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyalin, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde belediyeye teslim edileceği düzenlenmişken; 07/01/2016 tarih ve 29586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan dava konusu Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, her yerde belediye teşkilatının bulunmadığı da dikkate alınarak, cenazelerin teslim alınmaması nedeniyle yaşanan yığılmaların önlenmesi ve genel sağlığın korunması amacıyla, ceset veya beraberindeki materyalin belediyeye veya mülki idare amirine teslim edileceği, kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetlerin de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edileceği düzenlemesine yer verilmiş; ayrıca aynı amaçlar gözetilerek mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülecek cesetler arasına, yabancı ölüm bildirimine ilgili dış temsilcilik tarafından cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan yabancı uyruklu kişilere ait cesetler de ibaresi eklenmiştir.
Bunun üzerine 07/01/2016 tarih ve 29586 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden ve 02/07/2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 61. maddesiyle, adı, Adli Tıp Kurumu İle İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun olarak değiştirilen 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 1. maddesiyle, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulmuş; 2. maddesinde, adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; yine dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 8. maddesinde, Adli Tıp İhtisas Dairelerinin; Morg, Gözlem, Kimya, Biyoloji, Fizik ve Trafik Daireleri Başkanlıkları ile yönetmelikte belirtilen şubelerinden oluştuğu belirtildikten sonra Adli Tıp İhtisas Dairelerinin çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceği hükmüne; “Morg İhtisas Dairesinin görevleri” başlıklı 17. maddesinde de, Morg İhtisas Dairesinin mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlükte olan 2992 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 26. maddesinde de, Adli Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığının bağlı kuruluşu olduğu belirtilmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’na dayanılarak çıkartılan ve 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelikte, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümler ile Adlî Tıp Kurumu Kanununun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesinin Morg İhtisas Dairesinin görevleri ve çalışma usullerine ilişkin 3. fıkrası, (c) bendi, dava konusu Yönetmelikle yapılan değişiklik ve eklemelerle; “Otopsinin sonuçlanması veya hüviyetin tespitinden sonra morg ihtisas dairesiyle ilgisi kalmayan ceset veya beraberindeki materyal, tahkikatı idare eden hakim veya Cumhuriyet savcısı veya hüviyet tespiti için gönderilen makam tarafından gömülmesinde sakınca olmadığını bildiren yazılı belge üzerine ailesine veya yakınlarına veya kimsesiz ise onbeş gün içinde (Değişik ibare:RG-7/1/2016-29586) belediyeye veya mülki idare amirliğine teslim edilir. Kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen ailesi veya yakınları tarafından üç gün içinde teslim alınmayan cesetler de belediyeye veya mülki idare amirliğine gömülmek üzere teslim edilir. Ancak; yabancı uyruklu kişiye ait olduğu tespit edilen ceset, ailesi, yakınları veya vatandaşı bulunduğu ülkenin diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince tesliminin istenilmesi halinde, ülkelerine nakledilmek kaydıyla kendilerine ya da yetkili temsilcilerine teslim edilir. Ailesi veya yakınlarınca Ülkemizde defnedilmek istenilen, vatandaşı bulunduğu devlet tarafından ülkesine kabul edilmeyen, yabancı ölüm bildirimine diplomatik ya da konsolosluk temsilciliklerince onbeş gün içinde cevap verilmeyen (Ek ibare:RG-7/1/2016-29586) veya cevap verilmesine rağmen ailesi, yakınları veya yetkili temsilciliklerce üç gün içinde teslim alınmayan veya kimsesi bulunmayan yabancı uyruklu ceset ise o yer mülki idare amirliğinin belirleyeceği yerde gömülür. (Ek cümle:RG-17/12/2011-28145) Gerektiği hallerde İçişleri Bakanlığının belirleyeceği yerde ve şartlarda başka bir ilde de gömülebilir. Morg İhtisas Dairesi, kimlik belirlenmesi için gerekli görülen örnekleri alır ve beş yıl süreyle saklar. Morg ihtisas dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg ihtisas dairesi ile ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımları adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyeti bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere yüksek öğretim kurumlarına verilebilir. Ceset üzerinde tekrar bir inceleme yapılması ihtimali düşünülerek cesedin gömüldüğü yer veya mezara, morg defterindeki numarayı taşıyan bir işaretin konulacağı, cesedi alanlar tarafından yazılı olarak taahhüt edilir ve cesedi teslim alanların da adresleri ile imzaları alınır. Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde organ ya da organ parçaları adlî mercilerden gerekli izinler alındıktan sonra, Adlî Tıp Kurumu Eğitim ve Bilimsel Araştırma Komisyonu ve Adlî Tıp Kurumu Etik Kurulunun da onayı ile transplantasyon için alınabilir.” şeklini almıştır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 4. maddesinde, valinin il genel idaresinin başı ve mercii olduğu; 9. maddesinin dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, valinin ilde Devletin ve Hükümetin temsilcisi ve ayrı ayrı her Bakanın mümessili ve bunların idari ve siyasi yürütme vasıtası olduğu, bu sıfatla kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının neşir ve ilanını ve uygulanmasını sağlamak ve Bakanlıkların talimat ve emirlerini yürütmekle ödevli olduğu, bu işlerin gerçekleştirilmesi için gereken bütün tedbirleri almaya yetkili olduğu, Kanun’un dördüncü maddesinin son fıkrasında belirtilen adli ve askeri teşkilat dışında kalan bütün Devlet daire, müessese ve işletmelerini, özel işyerlerini, özel idare, belediye köy idareleriyle bunlara bağlı tekmil müesseseleri denetleyip teftiş edeceği, ilin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olduğu, ilde teşkilatı veya görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare şube veya daire başkanından isteyebileceği, il içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla ilin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini isteyebileceği; 11. maddesinin dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan halinde, valinin il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri olduğu, suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alacağı, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanmasının ve önleyici kolluk yetkisinin valinin ödev ve görevlerinden olduğu, bunları sağlamak için gereken karar ve tedbirleri alacağı hüküm altına alınmış; anılan Kanun’un 27. ve devam eden maddelerinde ise, kaymakamın ilçe genel idaresinin başı ve mercii ve ilçede Hükümetin temsilcisi olduğu belirtildikten sonra yukarıda anılan maddeler uyarınca il yönetimi bakımından Valiye ait olduğu belirtilen görev, yetki ve sorumlulukların ilçe düzeyinde Kaymakama ait olduğuna ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava Konusu Yönetmeliğin Yetki Unsuru Yönünden İncelenmesi:
2659 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 8. maddesi ile, Adli Tıp Kurumu’nun diğer ihtisas daireleri ile birlikte Morg İhtisas Dairesinin de çalışma esas ve usullerinin yönetmelikte gösterileceği hüküm altına alınmış olup, anılan hükmün de dayanak maddeleri arasında yer aldığı 31/07/2004 tarih ve 25539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nde, diğer düzenlemelerin yanı sıra, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak Morg İhtisas Dairesinin çalışma esas ve usulleri de gösterilmiştir.
Ayrıca, 2659 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 2992 sayılı Kanun’un 26. maddesinde, Adli Tıp Kurumu’nun, Adalet Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu olduğu hükmüne yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, “bağlı kuruluş”; genel itibarıyla bakanlıkların hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere, Bakanlığa bağlı olarak özel kanunla kurulan ve kural olarak tüzel kişiliği bulunmayan, Bakanlığın hiyerarşi yetkisi altındaki kuruluşlardır.
Buna göre, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli yürütülmesini teminen gerekli her türlü araştırma ve hukuki düzenlemeleri yapmakla görevli ve yetkili bulunan davalı Bakanlığın, adalet işlerinde resmi bilirkişilik başta olmak üzere adalet hizmetlerinin bilimsel gerçekler doğrultusunda etkin bir şekilde yürütülmesi konusunda önemli bir işleve sahip bağlı kuruluşu olan, dolayısıyla Bakanlığın hizmet ve görev alanına giren Adli Tıp Kurumunun teşkilat ve görevlerine ilişkin dava konusu Yönetmeliği, hiyerarşi yetkisinin yanı sıra yukarıda anılan yasal hükümlerde verilen düzenleme yetkilerine de istinaden (yeni baştan hazırlama ve) değiştirme yetkisi bulunduğu açıktır.
Öte yandan; 2659 sayılı Kanun’un, Morg İhtisas Dairesinin görevlerini düzenleyen 17. maddesinde de görüleceği üzere, adı geçen Dairenin temel görevi, mahkeme, hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen ceset ve ceset kısımları üzerinde gerekli incelemeleri yapıp otopsi raporu düzenlemek ve kimlik tespiti yapmak ise de; söz konusu işlemlerin tamamlanmasını müteakip yakınlarınca alınmayan veya kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya ceset kısımlarını elinde bulundurması sebebiyle teslimi noktasında da görevli olduğunun, başka bir ifadeyle, ceset veya ceset kısımlarının teslim edileceği kişi, kurum ya da yer ile teslim usulünün, Dairenin temel görevinin tamamlayıcısı niteliğinde olduğunun kabulü zorunludur.
Bu itibarla, Morg İhtisas Dairesinin söz konusu tamamlayıcı görevi yerine getirmesine yönelik esas ve usullerin; hizmetin herhangi bir tereddüte ve uyuşmazlığa neden olunmaksızın yürütülmesi, bu suretle adli tıp hizmetinin tamamlanmasının sağlanması amacıyla davalı Bakanlıkça düzenlenmesinde, bu yönüyle de yetki aşımı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Buna göre; davalı idare tarafından, dayanağı 2659 sayılı Kanun’un verdiği açık yetkiye dayanılarak, bağlı kuruluşunun birimi olan Morg İhtisas Dairesinin görev ve çalışma esas usullerine ilişkin düzenleme getiren dava konusu Yönetmelik kuralında yetki yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava Konusu Yönetmeliğin Diğer Unsurlar Yönünden İncelenmesi:
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun yukarıda yer verilen hükümleri uyarınca; il ve ilçe genel idaresinin başı olan mülki idare amirleri, il ve ilçenin her yönden genel idare ve genel gidişini düzenlemek ve denetlemekten sorumlu olup; il ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliği, kişi dokunulmazlığını, tasarrufa müteaallik emniyeti, kamu esenliğini sağlamak ve bunları temin için önleyici kolluk yetkisi kapsamında gereken karar ve tedbirleri almak mülki idare amirlerinin ödev ve görevlerindendir.
Ayrıca; anılan Kanun uyarınca mülki idare amirlerinin, il ve ilçede teşkilatı veya görevli memuru bulunmayan işlerin yürütülmesini, bu işlerin görülmesiyle yakın ilgisi bulunan herhangi bir idare şube veya daire başkanından isteyebileceği, il ve ilçe içindeki idare ve müesseselerde çalışan uzman veya fen kollarına dahil memur ve müstahdemlerden asli vazifelerine halel getirmemek şartıyla il ve ilçenin genel ve mahalli hizmetlerine müteallik işlerin görülmesini isteyebileceği de muhakkaktır.
Dava konusu Yönetmelik değişikliğinin; kimliği tespit edilmiş olmasına rağmen yakınlarınca zamanında teslim alınmayan cesetlerin süresiz bir şekilde Morg İhtisas Dairesinde bekletilmesinin, fiziki kapasite yetersizliğinin yanı sıra kamu sağlığı ve düzeni açısından da taşıdığı sakıncalar nedeniyle kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun görülmemesi üzerine, kamu düzeninin bozulmasına engel olmak ve kamu hizmetlerinin sorunsuz olarak devam etmesini sağlamak amacıyla, Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak yapıldığı görülmekte olup; mülki idare amirlerinin 5442 sayılı Kanun’dan kaynaklanan görev ve yetkileri de dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelikte sebep ve amaç unsurları yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, gerek 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 211 ve devamı maddeleri, gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesi, 1. fıkrası, (a) bendi ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesi, 1. fıkrası, (s) bendi uyarınca mezarlıkların tesisi, cenazelerin bulundukları mahalden mezarlıklara nakli ve defni, belediyelerin görev ve sorumluluğunda bulunmakta ise de; uyuşmazlığa konu düzenlemeyle, mülki idare amirlerine verilen cenazeyi teslim alarak gömme ve görev yetkisinin; Cumhuriyet savcılıkları tarafından şüpheli olduğuna karar verilip klasik otopsi yapılması uygun görülen vakalardan, cenazelerin belediye teşkilatı bulunmayan yerlerde teslim edilecek olması, belediyelerce defnetmek üzere cenazelerin zamanında veya hiç teslim alınmaması veya kamu düzeninin ciddi surette bozulma ihtimalinin bulunması gibi istisnai hallere münhasıran verildiği sonucuna varıldığından, belediyelerin yukarıda anılan kanunlardan doğan yetkilerini ortadan kaldırmayan ve kamu sağlığı ile kamu düzenini gözeten dava konusu kuralda bu bakımdan da hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Son olarak; dava konusu Yönetmelikle, cenazelerin teslim alınmasına yönelik olarak getirilen üç günlük sürenin olağan koşullarda makul ve yeterli olduğu; tabii afetler, tehlikeli salgın hastalıklar, şiddet olayları gibi sebeplerle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulduğu veya sokağa çıkma yasağı ve benzeri tedbirlerin alındığı hallere ilişkin olarak farklı bir süre öngörülmesinin ise, dava konusu düzenlemelerin sebep unsuru ve kamu yararı amacı ile bağdaşmadığı, diğer bir ifadeyle, bu gibi hallerde cenazelerin şiddet olaylarının yatışması ve sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması gibi sonu belli olmayan süreler boyunca bekletilmesinin, genel sağlığı ve kamu düzenini tehlikeye sokabileceği gibi fiziki kapasite yetersizliği nedeniyle fiilen de mümkün olmayabileceği, bu itibarla dava konusu Yönetmelik değişikliğinde bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya ve davalı idareye iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 13/10/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(X)-KARŞI OY :
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’nun 2. maddesinde, adlî tıp hizmetlerinin görülmesi sırasında yapılması zorunlu sağlık hizmetlerini vermek Adlî Tıp Kurumunun görevleri arasında sayılmış; anılan Kanunun “Morg ihtisas dairesinin görevleri başlıklı” 17. maddesinde ise, Morg İhtisas Dairesinin, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen cesetler ve ceset kısımları ile canlılara ait doku ve biyolojik materyal üzerinde her türlü incelemeleri yapacağı ve sonucunu bir rapor ile tespit edeceği, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, adlî tahkikatla ilgisi kalmamış olması ve aksine vasiyet bulunmaması şartıyla, en az altı ay süreyle muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yükseköğretim kurumlarına verilebileceği, ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerin yönetmelikle düzenleneceği hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan düzenlemeye dayanılarak çıkartılan Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, bu Yönetmelikte, Adlî Tıp Kurumu Başkanlığının kuruluşuna dahil birim ve müdürlüklere; ihtisas dairelerinde bulunacak şubeler ve bu dairelerde çalıştırılacak uzmanların sayısına; grup başkanlıklarının kuruluş, görev, çalışma usul ve esaslarına; adlî tıp şube müdürlüklerinin oluşumuna, hizmetlerine, çalışma usul ve esaslarına, kurulacakları yerlerin tespitine; kurum dışından görevlendirilecek bilirkişilere ödenecek ücretin tespitine dair esaslara; ihtisas daireleri şubelerinde görevlendirilecek personelin niteliklerine, çalışma usul ve esaslarına; yükseköğretim kurumları veya birimlerinde tetkik edilecek adlî tıp ile ilgili işlere, Adlî Tıp Kurumunda uzman yetiştirilmesinin esaslarına ilişkin hükümlerin ve Adlî Tıp Kurumu Kanununun uygulanmasına dair hususların düzenlendiği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; 2659 sayılı Kanun’la Adalet Bakanlığına verilen düzenleme yetkisinin “adli tıp hizmetleri”nin yerine getirilmesine yönelik olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanak maddesi olarak gösterilen 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun 17. maddesi uyarınca, morg dairesine getirilen ve otopsinin sonuçlanması ile hüviyetinin tespitinden sonra morg dairesiyle ilgisi kalmayan ve yakınlarınca alınmayan veya araştırmalar sonucu kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemler, diğer bir anlatımla adli tıp hizmetleri konusunda Adalet Bakanlığının yetkisi bulunduğunda şüphe bulunmamaktadır. Ancak dava konusu Yönetmelik değişikliği ile getirilen hükümler incelendiğinde, adli tıp hizmetleriyle ilgisi bulunmadığı gibi, kimsesiz olduğu anlaşılan ceset veya kısımlarının, bilimsel araştırma amacıyla yükseköğretim kurumlarına verilmesiyle ilgili işlemlerle de ilgisinin bulunmadığı, düzenleme ile otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esasların belirlendiği görülmektedir.
Bu durumda, Adalet Bakanlığının, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanununun, kendisine vermiş olduğu yönetmelik çıkarma yetkisi sınırlarını aşarak, otopsi işlemleriyle ilgisi kalmayan cesetlerin defin işlemlerine ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapmasında yetki yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı ve dava konusu Yönetmeliğin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.