Danıştay Kararı 10. Daire 2016/735 E. 2021/4719 K. 13.10.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/735 E.  ,  2021/4719 K.
T.C.

D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No : 2016/735

Karar No : 2021/4719

DAVACI : … Başkanlığı

VEKİLİ : Av. …

DAVALILAR : 1- … (Mülga …)

VEKİLİ : …

2- … Başkanlığı

(…)

VEKİLİ : …

DAVANIN_KONUSU :

17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin, 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik;

1- 13. maddesinin 7. fıkrasının ikinci cümlesinin,

2- 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ile 6. fıkrasının,

3- 14/A maddesinin,

4- 16. maddesinin 12. fıkrasında yer alan “Komisyon Müdürü Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde her yıl hakemlerin başvuracakları bilirkişi listesini düzenler. Bilirkişiler bu listelerden seçilir.” ibaresi ile 13. fıkrasının,

5- 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin,

iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :

17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin, 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik;

1- 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.” şeklindeki ikinci cümlenin; avukatların sigorta hakemliği yapmalarını engellemek amacıyla tesis edildiği,

2- 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendindeki “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresi ile kastedilenlerin avukatlar olduğu, avukatların sigorta hakemliği yapmalarının önüne geçilmek istendiği, ancak 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 19. fıkrasında, sigorta hakemliği yapamayacak kişilerin sınırlı olarak açıkça sayıldığı, avukatların sigorta hakemliği yapamayacağına ilişkin bir hükmün bulunmadığı, dava konusu düzenlemenin Avukatlık Kanunu’na aykırı olduğu,

3- 14. maddesinin 6. fıkrasında yer alan “Müsteşarlık, hakem ihtiyacının karşılanması amacıyla, uyuşmazlıkların sayısını ve türünü dikkate alarak şartları taşıyan hakemleri hayat ve hayat dışı grupları arasında aktarmaya yetkilidir.” şeklindeki düzenlemenin hakemlik başvurusunun kişilerin uzmanlık alanlarının belirtilmesi suretiyle yapıldığı, buna rağmen dava konusu düzenlemede gruplar arası aktarımın hangi kriterlere göre yapılacağının belirli olmadığı, idareye keyfi bir alan bırakıldığı,

4- 14/A maddesinin, avukatlık mesleğine mensup hakemlerin sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip etmeyeceğine dair “tarafsızlık taahhütnamesi” adındaki belgeyi komisyona vermesi gerektiğine ilişkin dava konusu düzenlemede sigorta davaları teriminden sadece tahkim uyuşmazlıklarının mı yoksa sigorta hukukundan kaynaklı bütün davaların mı anlaşılması gerektiğinin belirli olmadığı, düzenlemenin yasal dayanaktan yoksun olduğu,

5- 16. maddesinin 12. fıkrasında yer alan “Komisyon Müdürü Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde her yıl hakemlerin başvuracakları bilirkişi listesini düzenler. Bilirkişiler bu listelerden seçilir.” ibaresi ile ilgili olarak, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nda bilirkişi müessesinin düzenlenmediği, tahkimde bilirkişiliğin 6100 sayılı Kanun’un 431. maddesinde düzenlendiği, 6100 sayılı Kanun’un 444. maddesinde tahkim kısmında düzenlenen konularda, aksine bir hüküm bulunmadıkça, 6100 sayılı Kanunun diğer hükümlerinin uygulanmayacağı hükmünün bulunduğu, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca bilirkişi görevlendirmesinin kanunen mümkün olmadığı; 13. fıkrasının, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na aykırı olduğu, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 17. fıkrası gereğince, “Talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücreti, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biridir.” şeklinde düzenlemeye yer verildiği, tahkim başvurusunun sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler tarafından yapıldığı, vekalet ücretinin başvurucu lehine olduğu, vekalet ücreti belirleme yetkisinin … Birliğine ait olduğu, bu nedenle düzenlemenin hukuka aykırı olduğu,

6- 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan “Hakemin söz konusu davada tarafsızlığını engelleyebilecek diğer haller.” ifadesinin muğlak olduğu, bu ifadenin idareye açıkça sınırsız ve keyfi uygulama yetkisi veren bir düzenleme olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALI İDARELERİN SAVUNMASI :

17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin, 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik;

1- 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.” ibaresinin; Sigorta Tahkim Komisyonunun sigorta uyuşmazlıklarında özelleşmiş ve sürekli faaliyet gösteren bir yargı mercii olduğu, sigorta tahkim müessesesinin özellikleri dikkate alınarak Sigortacılık Kanununda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndan farklı hükümler ihdas edildiği, Sigorta Tahkim Komisyonu bünyesindeki hakemlik faaliyetinin çerçevesinin taraf iradeleriyle belirlenen serbest tahkimdeki hakemlik müessesesinden farklı değerlendirilmesi gerektiği, sigorta hakemlerinin sadece sigorta davalarıyla (konusu sigorta ile ilgili uyuşmazlıklar) sınırlı olmak kaydıyla, avukatlık ve hakemlik faaliyetlerini aynı anda icra etmemesinin taraf menfaatleri açısından gerekli görüldüğü, dava konusu düzenlemede sigorta davaları hariç olmak üzere avukatlık mesleğinin icrasına ilişkin herhangi bir kısıtlama bulunmadığı,

2- 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendindeki “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresinde hukuka aykırılık bulunmadığı,

3- 14. maddesinin 6. fıkrasında yer verilen gruplar arası geçişin, geçilmek istenilen grubun şartlarını taşıdığına ilişkin belgenin sunulması halinde gerçekleşebileceği, düzenlemenin sistemsel aksamaların önüne geçilmesi amacıyla tesis edildiği,

4- 14/A maddesinde düzenlenen belgenin komisyonda hakemlik yapacak kişilerin tarafsızlığının sağlanması amacıyla istenildiği,

5- 16. maddesinin 12. ve 13. fıkralarında yer alan düzenlemelerin 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 3. fıkrasının (c) ve (d) bentlerine dayanılarak oluşturulduğu, yargılama içeriğine hiçbir müdahale olmadan, tahkim davalarının açılmasından tefhime kadar olan sürecin, bilişim çözümleri ile kolaylaştırılmasının amaçlandığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 436. maddesi ile hakem kararlarının yalnızca içeriğinin belirlendiği; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 17. fıkrasında yer alan “Talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücreti, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biridir.” düzenlemesindeki “talep” kelimesinin irdelenmesi gerektiği, HMK’da taraflar yönünden ayrıma gitmeksizin ilk dilekçeler ile tarafların hükmolunmasını istedikleri sonucun “talep” olarak kabul edildiği, tahkim yargılamasının çekişmeli yargılama olduğu, taleplerin reddedildiği oranda diğer talebin kabul edilmiş sayılacağı, vekalet ücretinin tarafa göre farklılaştırılmasının söz konusu olmadığı,

6- 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin hakemlerin tarafsızlığının sağlanması amacıyla düzenlendiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle, değiştirilen 17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin konusu kalmayan 13. maddesinin 7.fıkrası yönünden karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu Yönetmeliğin, 4. maddesiyle ana Yönetmeliğin 14. maddesine 3. fıkranın (c) bendi olarak eklenen “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresinin; 5. maddesiyle ana Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesinin ve dava Konusu Yönetmeliğin 8. maddesiyle, ana yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (ğ) bendinin iptaline, dava konusu Yönetmeliğin iptali istenen diğer maddeleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …

DÜŞÜNCESİ : Dava, 19/1/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle, 17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin değişik 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır” ibaresinin; 4. maddesiyle ana Yönetmeliğe eklenen 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinin ve yine 14. maddeye eklenen 6. fıkrasının; 5. maddesiyle ana Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesinin; 6. maddesiyle ana Yönetmeliğin 16. maddesine eklenen 12. fıkrasında yer alan “Komisyon müdürü Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde her yıl hakemlerin başvuracakları bilirkişi listesinin düzenler. Bilirkişiler bu listelerden seçilir” ibaresi ile 13. fıkrasının; 8. maddesiyle değişik ana Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin iptali istemiyle açılmıştır.

5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 30. maddesinde sigortacılıkta tahkim müessesesi düzenlenerek, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden veya hesaptan faydalanacak kişiler ile hesap arasında doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla Birlik nezdinde Sigorta Tahkim Komisyonu oluşturulacağı kurala bağlanmıştır.

Anılan Kanununun 30 maddesinin 8. fıkrasında, sigorta hakemlerinin;

a) Malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması,

b) En az dört yıllık yüksek okul mezunu olması,

c) Sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıl deneyimi olması, gerektiği, Müsteşarlığın bu fıkra uyarınca aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirlemeye yetkili olduğu,

Maddenin 17. fıkrasında; talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücretinin, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biri olduğu, 19. fıkrasında; sigorta hakemleri ve raportörlerin tarafsız olmak zorunda oldukları, sigorta şirketlerinin, reasürans şirketlerinin, sigortacılık yapan diğer kuruluşların, sigorta eksperlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile tüm bu kuruluşlarda meslekî faaliyette bulunanlar ve sigorta eksperleri, sigorta acenteleri ve brokerlerin sigorta hakemliği yapamayacakları, bu sınırlandırmaların söz konusu kimselerin eş ve çocukları için de geçerli olduğu, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun 28. (HMK 34. madde) maddesinin sigorta hakemleri hakkında da uygulanacağı, 23. fıkrasında; bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin, sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 12. maddesinde; hakemlik, arabuluculuk, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev veya hizmet, avukatlıkla birleşebilen işler arasında sayılmış, aynı Kanunun 35. maddesinde; kanun işlerinde ve

hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatların yapabileceği işler arasında sayılmıştır.

Diğer yandan, 5684 sayılı Kanunun 30. maddesinin 19. fıkrasında atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 34. maddesinde (HUMK 28. madde); hâkimin,

a) Kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu davada.

b) Aralarında evlilik bağı kalksa bile eşinin davasında.

c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davasında.

ç) Kendisi ile arasında evlatlık bağı bulunanın davasında.

d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında.

e) Nişanlısının davasında.

f) İki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davada, talep olmasa bile çekinmek zorunda olduğu hükmü getirilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelerle, sigorta hakemlerinin; malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması, en az dört yıllık yüksek okul mezunu olması ve sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıl deneyimi olması gerektiği ifade edilmiş; ayrıca, sigorta hakemi olabilmek için sigorta hukukunda veya sigortacılıkta sahip olunması gereken deneyimin ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütlerin belirlenmesi yetkisi Hazine Müsteşarlığına verilmiştir.

Bununla beraber 5684 sayılı Kanunun 30. maddesinin 19. fıkrasında sigorta hakemliği yapamayacak kişiler sayma yoluyla belirlenmiş ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin sigorta hakemleri hakkında da uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

5684 sayılı Kanunun 30. maddesine dayanılarak 17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazetede Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmelikle, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla tahkim sistemine ilişkin usul ve esasları düzenlenmiş, 19/1/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle de, 17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin bir kısım maddelerinde değişikliğe gidilmiştir.

Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle, 17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin değişik 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır” ibaresine; 4. maddesiyle ana Yönetmeliğin 14. maddesine 3. fıkranın (c) bendi olarak eklenen “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresine; 5. maddesiyle ana Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesine yönelik iptal istemleri incelendiğinde;

19/1/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle, ana Yönetmeliğin 13. maddesinin birinci fıkrasındaki “hakemliği yapmak” ibaresi “hakemi olmak” şeklinde, “Hakemlik yapmak” ibaresi “Hakem olmak” şeklinde değiştirilmiş; üçüncü fıkrasındaki “Hukuk alanında doçent ve üzeri akademik unvana sahip olanlar ile adli yargı hâkim emeklileri sınavdan muaftır.” ibaresi ile “Ancak itiraz hakem heyetinde yer alacaklar hariç olmak üzere,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı maddeye sigorta hakemlerinde aranacak deneyim şartının belirlenmesindeki ölçütleri gösteren dördüncü fıkra eklenmiş ve yedinci fıkrası; “Sigorta hakemleri başka işle iştigal edebilir. Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.” şeklinde değiştirilmiştir.

Yönetmelik değişikliğinin 4. maddesiyle ana Yönetmeliğin 14. maddesine 3. fıkra eklenmiş, 3. fıkranın (c) bendi olarak “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresi getirilmiş, 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendinin uygulanması ile ilgili olarak, ana yönetmeliğe 14/A maddesi eklenmiş ve yine Yönetmelik değişikliğinin 10. maddesiyle, yapılan değişikliklerle bağlantılı olarak, ana Yönetmeliğe “Dosya üstlenmesinde hukuki ve fiili engeller bulunan hakemler” başlıklı geçici 1. madde eklenmiştir.

5684 sayılı Kanunun 30. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, sigorta hakemlerinde aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirleme noktasında Hazine Müsteşarlığının yetkisi olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Kanun koyucu, sigorta hakemlerinin; malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması, en az dört yıllık yüksek okul mezunu olması ve sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıllık deneyimi olması gerektiğini, belirterek, bu kişilerde bulunması gereken niteliklerle ilgili asli düzenlemeyi yapmış ve bu şekilde Hazine Müsteşarlığına verilen yetkinin çerçevesini belirlemiştir. Diğer yandan 5684 sayılı Kanunun 30. maddesinin 19. fıkrasında da Kanun koyucu, kimlerin sigorta hakemliği yapamayacağını belirlemiştir.

Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle ana Yönetmeliğin 13. maddesinin 7. fıkrasında değişikliğe gidilerek, sigorta hakemlerinin başka işle iştigal edebilecekleri, ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14. maddesinin 3. fıkrası hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiş ve 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendinde, tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişilerin fiilen sigorta hakemliği yapamayacağı belirtilmiştir ve bu maddeler ile bağlantılı olarak 14/A maddesi ihdas edilerek, kanuni temsilcilik dışında sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip edenler arasından fiilen sigorta hakemliği yapmak isteyen hakemlerin; bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren dört ay içinde, 14. maddenin 3. fıkrasının (c) bendi kapsamında Komisyona sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip etmeyeceğine dair taahhütname vermesi gerektiği ifade edilmiştir.

Yönetmelikte yapılan ve yukarıda izah edilen değişikliklerde, açıkça “avukat” ifadesine yer verilmemekle birlikte, “kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ifadesine yer verildiği ve yine Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesinde de, fiilen sigorta hakemliği yapmak isteyen hakemlerin, sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip etmeyeceğine dair taahhütname vermesi gerektiği belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesinde; kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatların yapabileceği işler arasında sayılmıştır. Buna göre Yönetmelik değişikliğinde yer alan “kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ifadesi mevcut hukuk düzeni içerisinde avukatları işaret etmektedir. Kaldı ki davalı idareler tarafından verilen savunma dilekçelerinde de, avukatlık ve sigorta hakemliği faaliyetlerinin aynı anda yapılmasının tarafsızlık ilkesine aykırı düştüğünden bahsedilerek yapılan değişikliğin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.

5684 sayılı Kanunun 30. maddesinde, davalı idareye verilen yetki sigorta hakemlerinde aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirlemekle sınırlıdır. Kaldı ki 5684 sayılı Kanunun 30. maddesinin 19. fıkrasında kimlerin sigorta hakemliği yapamayacağı sayma yoluyla gösterilmiştir. Ancak Yönetmelikte yapılan değişiklik ile sigorta davalarını kanuni temsilcilik dışında vekil sıfatıyla takip edebilme konusunda yetkisi bulunan avukatların, sigorta hakemliği yapma hakkının kanun hükmünü aşar bir şekilde sınırlandırıldığı, sigorta hakemliği yapmak isteyen avukatlardan, sigorta davalarını temsil etmeyeceğine yönelik taahhütname verilmesini içeren bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir.

Buna göre, 5684 sayılı Kanunda sigorta hakemliği yapamayacak kişiler açıkça gösterilmesine rağmen, Kanunun Hazine Müsteşarlığına verdiği düzenleme yetkisi aşılarak, kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil yetkisine sahip avukatların sigorta hakemliği yapmasını kısıtlayan, sigorta hakemliği ile sigorta davaları arasında tercih yapılmasını şart koşan Yönetmelik değişikliğinin yukarıda izah edilen kısımlarında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Yönetmeliğin iptali istenen diğer hükümlerinde ise üst normlara ve hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 19/1/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesiyle, 17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin değişik 13. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “Ancak fiilen sigorta hakemliği yapacak hakemler için bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri saklıdır.” ibaresinin; değişikliğin 4. maddesiyle ana Yönetmeliğin 14. maddesine 3. fıkranın (c) bendi olarak eklenen “Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ibaresinin; değişikliğin 5. maddesiyle ana Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesinin iptali, Yönetmeliğin iptali istenen diğer hükümleri yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince,18/10/2019 tarihli ve 30922 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 47 sayılı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu kurulduğu, 47 sayılı Kararnamenin Geçici 2. maddesi uyarınca mülga Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü ve Sigorta Denetleme Kurulu Başkanlığı’nın iş ve işlemleriyle ilgili açılmış ve açılacak davalarda bu kurumun taraf sıfatını haiz olduğu anlaşıldığından, Hazine Müsteşarlığı yerine Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu hasım mevkiine alınarak, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

17/8/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’te değişiklik yapılmasına ilişkin 19/1/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin yayımlanması üzerine bakılan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE :

USUL YÖNÜNDEN:

Davalı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüş ise de; dava konusu değişikliklerin 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı ve bakılan davanın 23/02/2016 tarihinde, dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. maddesinde öngörülen 60 günlük sürede açıldığı anlaşıldığından, söz konusu itiraz yerinde görülmemiştir.

ESAS YÖNÜNDEN:

İlgili Mevzuat:

14/06/2007 tarihli ve 26552 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunun amacı, ülkemiz sigortacılığının geliştirilmesini sağlamak, sigorta sözleşmesinde yer alan kişilerin hak ve menfaatlerini korumak ve sigortacılık sektörünün güvenli ve istikrarlı bir ortamda etkin bir şekilde çalışmasını temin etmek üzere bu Kanuna tabi kişi ve kuruluşların, faaliyete başlama, teşkilat, yönetim, çalışma esas ve usulleri ile faaliyetlerinin sona ermesi ve denetlenmesine ilişkin hususlar ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik olarak sigorta tahkim sistemi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir.” hükmüne yer verilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinde, sigortacılıkta tahkim müessesesi düzenlenerek, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden veya hesaptan faydalanacak kişiler ile hesap arasında doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla … Birliği nezdinde Sigorta Tahkim Komisyonu oluşturulacağı kurala bağlanmıştır.

Anılan Kanun’un 30. maddesinin 8. fıkrasında, sigorta hakemlerinin;

a) Malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması,

b) En az dört yıllık yüksek okul mezunu olması,

c) Sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıl deneyimi olması, gerektiği, Müsteşarlığın bu fıkra uyarınca aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirlemeye yetkili olduğu,

Maddenin 17. fıkrasında, talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücretinin, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biri olduğu; 19. fıkrasında, sigorta hakemleri ve raportörlerin tarafsız olmak zorunda oldukları, sigorta şirketlerinin, reasürans şirketlerinin, sigortacılık yapan diğer kuruluşların, sigorta eksperlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile tüm bu kuruluşlarda meslekî faaliyette bulunanlar ve sigorta eksperleri, sigorta acenteleri ve brokerlerin sigorta hakemliği yapamayacakları, bu sınırlandırmaların söz konusu kimselerin eş ve çocukları için de geçerli olduğu, 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun 28. Maddesinin (Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 34. maddesinin) sigorta hakemleri hakkında da uygulanacağı; 23. fıkrasında, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin, sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesinde, hakemlik, arabuluculuk, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev veya hizmet, avukatlıkla birleşebilen işler arasında sayılmış; aynı Kanun’un 35. maddesinde, kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatların yapabileceği işler arasında sayılmıştır.

Öte yandan, 5684 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 19. fıkrasında atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılmış olup, 6100 sayılı Kanunun 447. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 1086 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu Kanuna yapılmış sayılmaktadır. Buna göre, 6100 sayılı Kanunun 34. maddesinde (mülga HUMK 28. madde); hâkimin,

a) Kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu davada,

b) Aralarında evlilik bağı kalksa bile eşinin davasında,

c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davasında,

ç) Kendisi ile arasında evlatlık bağı bulunanın davasında,

d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında,

e) Nişanlısının davasında,

f) İki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davada, talep olmasa bile çekinmek zorunda olduğu hükmü getirilmiştir.

Yukarıda yer verilen yasal düzenlemelerle, sigorta hakemlerinin; malî güç dışında sigorta şirketi ve reasürans şirketi kurucularında aranan nitelikleri taşıması, en az dört yıllık yüksek okul mezunu olması ve sigorta hukukunda en az beş yıl veya sigortacılıkta en az on yıl deneyimi olması gerektiği ifade edilmiş; ayrıca, sigorta hakemi olabilmek için sigorta hukukunda veya sigortacılıkta sahip olunması gereken deneyimin ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütlerin belirlenmesi yetkisi Hazine Müsteşarlığına verilmiştir.

Bununla beraber 5684 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 19. fıkrasında sigorta hakemliği yapamayacak kişiler sayma yoluyla belirlenmiş ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin sigorta hakemleri hakkında da uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

5684 sayılı Kanun’un 30. maddesine dayanılarak 17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Yönetmelikle, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla tahkim sistemine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

1- Dava Konusu Yönetmeliğin 13. maddesinin 7. fıkrasının 2. cümlesinin İncelenmesi:

Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 13. maddesi, 18/04/2019 tarih ve 30749 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi ile daha ayrıntılı düzenlemeler getirilmek suretiyle tamamen değiştirilmiş, aynı Yönetmelik değişikliğiyle eklenen 13/B maddesinin 6.fıkrasında da “Sigorta hakemleri başka işle iştigal edebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Anılan değişiklik ile Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 13. maddesinin iptali istemi yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşılmaktadır.

2- Dava Konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve “Tarafsızlık taahhütnamesi” başlıklı 14/A maddesinin incelenmesi:

Anayasa’nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.

Ancak, bu düzenlemeler arasında uyulması gereken “normlar hiyerarşisi” kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.

17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin, 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 14. maddesinin 3.fıkrası, “Dosya üstlenmesinde hukuki ve fiili engeller bulunan hakemler, bu amaçla tutulan ayrı bir listede yer alır. Buna göre; a) Mücbir nedenler ve umulmayan haller nedeniyle fiili hakemlik yapması dört aydan daha uzun bir süre mümkün olmayan kişiler, b) Kanunun 30 uncu maddesinin ondokuzuncu fıkrası uyarınca sigorta hakemliği yapması yasaklanmış kişiler, c) Tahkim davalarında kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler, fiilen sigorta hakemliği yapamaz ve bu listede izlenir. Sigorta hakemlerinde, belirtilen listede bulunma haline sebep olan durumların sona ermesi halinde, Listede ilgili değişikliğin yapılabilmesini teminen keyfiyet, ilgili hakem tarafından derhal Komisyona bildirilir.”; “Tarafsızlık taahhütnamesi” başlıklı 14/A maddesi, “(1) 14 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendinin uygulanması ile ilgili olarak aşağıdaki esaslar dikkate alınır. a) Mevcut hakemlerle ilgili olarak, kanuni temsilcilik dışında sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip edenler arasından fiilen sigorta hakemliği yapmak isteyen hakemlerin; bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren dört ay içinde, 14 üncü maddenin 3 üncü fıkrasının (c) bendi kapsamında Komisyona sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip etmeyeceğine dair taahhütname vermesi gerekmektedir. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce, vekil sıfatıyla sigorta davası takip etmekte olan hakemlerin sonuçlanmamış davaları bu taahhütname kapsamında değerlendirilmez. b) Bu madde yürürlüğe girdikten sonra hakem olan ve sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip eden hakemlerin, hakemliğe başladıkları tarih itibarıyla (a) bendinde belirtilen taahhütnameyi vermesi gerekmektedir. c) Taahhütname vermeyen hakemler, bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında değerlendirilir. (2) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilen taahhütnameye aykırı davranılması durumu, Kanunun 30 uncu maddesinin onbirinci fıkrasının (a) bendi uyarınca tarafsızlık ilkesine aykırı davranılması şeklinde değerlendirilir. (3) Müsteşarlık bu maddenin uygulanmasına ilişkin gerekli tedbirleri alır.” şeklindedir.

Dava konusu Yönetmelikte yapılan ve yukarıda izah edilen değişikliklerde, açıkça “avukat” ifadesine yer verilmemekle birlikte, “kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil edebilmesi mümkün kişiler” ifadesine yer verildiği ve yine Yönetmeliğe eklenen 14/A maddesinde de, fiilen sigorta hakemliği yapmak isteyen hakemlerin, sigorta davalarını vekil sıfatıyla takip etmeyeceğine dair taahhütname vermesi gerektiği belirtilmiştir.

5684 sayılı Kanun’un 30. maddesinde, davalı idareye verilen yetki, sigorta hakemlerinde aranacak deneyim ve bu deneyime esas teşkil eden bilginin tespitine ilişkin ölçütleri belirlemekle sınırlıdır. Kaldı ki 5684 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 19. fıkrasında kimlerin sigorta hakemliği yapamayacağı sayma yoluyla gösterilmiştir. Ancak Yönetmelikte yapılan değişiklik ile sigorta davalarını kanuni temsilcilik dışında vekil sıfatıyla takip edebilme konusunda yetkisi bulunan avukatların, sigorta hakemliği yapma hakkının kanun hükmünü aşar bir şekilde sınırlandırıldığı, sigorta hakemliği yapmak isteyen avukatların, sigorta davalarında tarafları temsil etmeyeceğine yönelik taahhütname vermesini içeren bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir.

Buna göre, 5684 sayılı Kanun’da sigorta hakemliği yapamayacak kişiler açıkça gösterilmesine rağmen, Kanunun Hazine Müsteşarlığına verdiği düzenleme yetkisi aşılarak, kanuni temsilcilik dışında tarafları temsil yetkisine sahip avukatların sigorta hakemliği yapmasını kısıtlayan, sigorta hakemliği ile sigorta davaları arasında tercih yapmasını ve sigorta davalarında tarafları temsil etmeyeceği yönünde taahhütname vermesini şart koşan Yönetmelik değişikliğinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

3- Dava Konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 6. fıkrasının incelenmesi:

Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 21. fıkrasında, “Komisyonun yapısı ve görevleri ile Komisyon müdürü ve Komisyon müdür yardımcılarının nitelikleri, çalışma usûl ve esasları, raportörlerin, sigorta hakemlerinin çalışma usûl ve esasları, kararların ne şekilde düzenleneceği, Komisyona başvuru esasları, Liste tutulmasına ve bütçeye ilişkin esaslar ile katılım ücreti gibi hususlar yönetmelikle belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yönetmeliğin dava konusu 14. maddesinin 6. fıkrasında, “Müsteşarlık, hakem ihtiyacının karşılanması amacıyla, uyuşmazlıkların sayısını ve türünü dikkate alarak şartları taşıyan hakemleri hayat ve hayat dışı grupları arasında aktarmaya yetkilidir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu Yönetmelik ile “hayat” ve “hayat dışı” olarak iki gruba ayrılan sigorta tahkim komisyonunda görev yapacak hakemlerin gruplar arası aktarımı konusunda davalı idareye (dava tarihi itibariyle Müsteşarlığa) yetki verildiği görülmektedir.

Davacı Baro tarafından, davalı idareye tanınan bu yetkinin sınırlarının belirli olmadığı, idareye keyfi bir alan bırakıldığı iddia edilmektedir.

Dava konusu düzenleme incelendiğinde, Müsteşarlığa verilen bu yetkinin hakem ihtiyacının karşılanması amacıyla tanındığı, değişikliklik yapılırken uyuşmazlıkların sayısını ve türünü dikkate alarak ve ancak gerekli şartları taşıyan hakemlerin “hayat” ve “hayat dışı” grupları arasında aktarılabileceğinin düzenlendiği görülmektedir.

Bu durumda, davalı idareye tanınan bu yetkinin sınırsız olmadığı, değişikliklik yapılırken uyuşmazlıkların sayısını ve türünü dikkate alarak ve gerekli şartları taşıyan hakemlerin gruplarının değiştirilebileceği, bu değişikliklerin de ancak hakem ihtiyacı olması halinde yapılabileceği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede dayanağı olan Kanuna ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, davalı idarenin bu madde kapsamda tesis edeceği bireysel işlemlerin dava konusu düzenlemede yer verilen şartları taşıyıp taşımadığı hususunun tespitinin ise başka davaların konusunu oluşturacağı tabiidir.

4- Dava Konusu Yönetmeliğin 16. maddesinin 12. fıkrasında yer alan “Komisyon Müdürü Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde her yıl hakemlerin başvuracakları bilirkişi listesini düzenler. Bilirkişiler bu listelerden seçilir.” ibaresinin incelenmesi:

Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16. maddesinin 12. fıkrası, “Hakem, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakemler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar, bilirkişiler bakımından da uygulanır. Bu kapsamda, hakem ve bilirkişi ile taraf ve bilirkişi arasındaki ilişki bakımından 17 nci ve 18 inci maddeler kıyasen uygulanır. Komisyon Müdürü Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde her yıl hakemlerin başvuracakları bilirkişi listesini düzenler. Bilirkişiler bu listelerden seçilir. Bilirkişiye, sarf etmiş olduğu emek ve mesaiyle orantılı bir ücret ile varsa diğer giderleri ödenir. Bu konuda, Adalet Bakanlığınca çıkarılan ve her yıl güncellenen tarifenin asliye ticaret mahkemelerinde görülecek işler için uygulanacak kısmı esas alınır. Komisyon Müdürü, Müsteşarlığın belirleyeceği esaslar çerçevesinde söz konusu tarifenin uygulanmasına ilişkin işlemleri yürütür.” şeklinde iken, anılan düzenleme önce 14/06/2018 tarihli, ardından 10/08/2021 tarihli Resmi Gazete nüshalarında yayımlanan Yönetmeliklerle değiştirilmiş ise de; söz konusu değişikliklerin esas ilişkin değil, kurumların isim değişikliklerine yönelik olduğu görüldüğünden, iptal isteminin esasının incelenmesi uygun görülmüştür.

14/06/2007 tarih ve 26552 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunun amacı, ülkemiz sigortacılığının geliştirilmesini sağlamak, sigorta sözleşmesinde yer alan kişilerin hak ve menfaatlerini korumak ve sigortacılık sektörünün güvenli ve istikrarlı bir ortamda etkin bir şekilde çalışmasını temin etmek üzere bu Kanuna tabi kişi ve kuruluşların, faaliyete başlama, teşkilat, yönetim, çalışma esas ve usulleri ile faaliyetlerinin sona ermesi ve denetlenmesine ilişkin hususlar ve sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik olarak sigorta tahkim sistemi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir.” hükmüne yer verilmiştir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinde sigortacılıkta tahkim müessesesi düzenlenerek, sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden veya hesaptan faydalanacak kişiler ile hesap arasında doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla … Birliği nezdinde Sigorta Tahkim Komisyonu oluşturulacağı kurala bağlanmış; anılan maddenin 21. fıkrasında, Komisyonun yapısı ve görevleri ile Komisyon müdürü ve Komisyon müdür yardımcılarının nitelikleri, çalışma usûl ve esasları, raportörlerin, sigorta hakemlerinin çalışma usûl ve esasları, kararların ne şekilde düzenleneceği, Komisyona başvuru esasları, Liste tutulmasına ve bütçeye ilişkin esaslar ile katılım ücreti gibi hususların yönetmelikle belirleneceği kuralı yer almıştır.

Yukarıda yer verilen Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden; dava tarihi itibariyle Müsteşarlığa, Komisyonun görevleri, Komisyon müdürünün çalışma usul ve esasları konularında yönetmelikle düzenleme yapma yetkisinin verildiği, başka bir ifadeyle, bilirkişi listesinin düzenlenmesi konusunda komisyon müdürüne görev verilmesinin de Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 21. fıkrası ile Müsteşarlığa tanınan yetki kapsamında yer aldığı anlaşılmış olup, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

5- Dava Konusu Yönetmeliğin 16. maddesinin 13. fıkrasının incelenmesi:

Dava Konusu Yönetmeliğin 16. maddesinin 13. fıkrası, ”Tarafların avukat ile temsil edildiği hallerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti, her iki taraf için de Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biridir.” şeklindedir.

Dava konusu fıkranın, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ”Sigortacılıkta Tahkim” başlıklı 30. maddesinin 17. fıkrasında yer alan ”Talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekalet ücreti, Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesinde belirlenen vekalet ücretinin beşte biridir.” hükmü doğrultusunda, hem başvurucu konumunda bulunan kişiyi hem de davalı konumunda bulunan sigortacılık yapan kuruluşu kapsar şekilde düzenlendiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

6- Dava Konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin incelenmesi:

Dava Konusu Yönetmeliğin 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi, “Hakemin söz konusu davada tarafsızlığını engelleyebilecek diğer haller.” şeklindedir.

Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadı haline gelmiş hukuk devleti tanımına göre hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin unsurları, doktrin ve yargı kararlarıyla belirlenmiş olup, bunlardan konuyla ilgili iki tanesi “hukuki güvenlik” ve “belirlilik” ilkeleridir. Bireyin devlete güven duyması, ancak hukuki güvenliğin sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde mümkün olabilecektir. Anayasada öngörülen temel hak ve hürriyetlerin kullanılması ve insan haklarının insan hayatına egemen kılması için Devlet, bireylerin hukuka olan inançlarını ve güvenlerini korumakla yükümlüdür.

Belirlilik ilkesi, hukuki güvenlikle bağlantılı olup bireyin hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki müeyyidenin veya neticenin bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmesi anlamına gelir.

5684 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 19. fıkrasında, “Sigorta hakemleri ve raportörler tarafsız olmak zorundadır. Sigorta şirketlerinin, reasürans şirketlerinin, sigortacılık yapan diğer kuruluşların, sigorta eksperlerinin, sigorta acentelerinin ve brokerlerin ortakları, yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ve bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar ile tüm bu kuruluşlarda meslekî faaliyette bulunanlar ve sigorta eksperleri, sigorta acenteleri ve brokerler sigorta hakemliği yapamaz. Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve çocukları için de geçerlidir. Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun 28 inci maddesi sigorta hakemleri hakkında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.

5684 sayılı Kanunun atıfta bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesinin atfıyla 34. maddesinde (mülga HUMK 28. madde), hâkimin yasaklı olduğu haller, hakimin (dolayısıyla hakemin) reddinin mümkün olduğu hallerden farklı olarak “tahdidi” şekilde sayılmıştır.

6100 sayılı Kanun uyarınca hakimin yasaklılık halleri; kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla ilgili olduğu dava, aralarında evlilik bağı kalksa bile eşinin davası, kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davası, kendisi ile arasında evlatlık bağı bulunanın davası, üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davası, nişanlısının davası ve iki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sıfatıyla hareket ettiği davalardır.

Bakılan uyuşmazlıkta; Yönetmelik’in dayanağı olan 5684 sayılı Kanunda hakemin; 5684 sayılı Kanunun atıfta bulunduğu 6100 sayılı Kanunda ise hakimin yasaklılığına neden olan haller arasında “tarafsızlığını engelleyebilecek diğer haller” hükmüne yer verilmediği, dolayısıyla dava konusu düzenlemenin kanuni dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

Kaldı ki, dava konusu düzenlemede “diğer haller” denilmek suretiyle belirsiz bir ifadeye yer verildiği ve düzenlemenin bir düzenleyici işlemde olması gereken “açık ve belirgin olma” niteliğini taşımadığı, “diğer haller” ibaresinden neyin anlaşılması gerektiği hususunun Yönetmeliğin tamamı dikkate alındığında, yine anılan ifadenin müphem kaldığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemenin Hukuk Devletinin bir unsuru olan hukuki güvenlik (belirlilik) ilkesine de aykırılık teşkil ettiği görülmektedir.

Bu durumda, dayanağı Kanuna aykırı olduğu ve belirsiz bir ifade içerdiği anlaşılan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. 17/08/2007 tarih ve 26616 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin, 19/01/2016 tarih ve 29598 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değişik 13. maddesinin 7. fıkrasının 2. cümlesinin konusu kalmadığı anlaşıldığından bu cümle yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

2. Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinin, 14/A maddesinin, 18. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin İPTALİNE,

3. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenen diğer maddeleri yönünden DAVANIN REDDİNE,

4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre … TL’sinin davacı üzerinde bırakılmasına, … TL’sinin ise davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,

5. Davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan toplam … TL posta masrafının haklılık oranına göre … TL’nin davacıdan alınarak davalı Cumhurbaşkanlığı’na verilmesine, … TL’sinin davalı idare üzerinde bırakılmasına,

6. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, … TL vekâlet ücretinin ise davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,

7. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra yatıran taraflara iadesine,

8. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30(otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.