YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/19177
KARAR NO : 2015/20591
KARAR TARİHİ : 17.11.2015
S.. Ç.. ile F.. T.. aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair Ankara Batı 2. Aile Mahkemesi’nden verilen 03.03.2015 gün ve … sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile Usul ve Kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubuna, 17.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, eşler arasında mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, evlilik birliği içerisinde edinilip, aile konutu olarak kullanılan taşınmazın başkasına kefaletten kaynaklanan borç sebebiyle kaybedilmemesi için müvekkili adına tapuda tescil edileceğini söyleyen davalının bu sözüne inanarak anlaşmalı boşandıklarını, ataerkil aile geleneği gereğince de davalıya güvendiğini, formalite boşandıklarına ikna edildiğinden, iradesi fesada uğratıldığından protokol metnini bu organize
.//..
içinde kabul ettiğini bildirdiğini, boşanma gerçekleştikten sonra eşlerin yaklaşık bir yıl birlikte yaşamaya devam ettiklerini, taşınmazın müvekkili adına tescilini yapmayan davalının 2014 yılı Haziran ayında kendisine yalan söylediğini, gerçekten boşandıklarını, taşınmazı da sattığını açıkladığını ileri sürerek, katılma alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, tarafların hür iradeleri ile boşanma protokolü düzenlenip, mahkeme huzurunda beyanda bulunulduğunu, davacının hile ile iradesinin fesada uğratılmadığını savunmuştur.
Mahkemece, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları davada mal paylaşımına ilişkin taleplerinin kesinleşen hükümle karara bağlandığı gerekçesiyle ‘kesin hüküm nedeniyle davanın reddine’ karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 20.03.2000 tarihinde evlenmiş, davalının 22.07.2013 tarihinde açtığı anlaşmalı boşanma davası sonunda 10.09.2013 tarihinde kesinleşen ilamla boşanmışlardır. Müşterek iki küçük çocuğun velayeti anneye verilmiş, çocuklar lehine 250’şer lira aylık nafaka takdir olunmakla birlikte anlaşma uyarınca kadın için nafakaya, maddi ve manevi tazminata hükmedilmemiştir. Nüfus kaydına göre davalı erkek 31.07.2014 tarihinde ikinci eşiyle evlenmiştir. Tapu kaydında ise 01.09.2006 tarihinde davalı adına edinilen dava konusu 1 parsel sayılı 4 no.lu bağımsız bölüm 24.06.2014 tarihinde dava dışı üçüncü kişiye satılmıştır.
Dosya içinde “PROTOKOL” başlıklı tarihsiz belge içeriğinde “MADDİ VARLIĞIMIZ: Birbirimizden herhangi bir hak talep etmiyoruz. Mahkemenize sunduğumuz boşanma dilekçesinde belirtmiş olduğumuz üzere eşimle maddi ve manevi mal paylaşımı yaparak anlaşmaya vardık. Mahkemenizce kısa sürede talebimiz yönünde karar vermenizi…” şeklinde ibarelere yer verilmiştir. Boşanma davası dava dilekçesinde sadece protokol sunulduğu belirtilmiş, başkaca açıklayıcı bilgi ve beyana rastlanmamıştır. Ancak ‘kısa sürede boşanma yönünde karar verme’ talebi de vurgulanmıştır.
24.07.2013 günlü ‘ön inceleme ve tahkikat duruşma tutanağında ise, ilk sayfada tarafların dava dilekçesi ve protokol metnini tekrarladıklarına dair beyanları imzaları ile tasdik ettirilmiş, ikinci sayfasında “5-Evdeki eşyaları paylaştık, ziynet eşyası ve çeyiz eşyaları vb mal anlaşmazlığımız ve talebimiz yoktur, ortak taşınır ve taşınmaz malvarlığımız da bulunmamaktadır…protokol ile huzurdaki beyanlar arasında çelişki doğar ise huzurdaki beyanların esas alınmasını talep ediyoruz…” sözcüklerinin duruşma tutanağına yazılarak imzalarının alındığı görülmüştür. Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde, Ankara Batı 2. Aile Mahkemesi’nin 2014/.. esasında hile ve kandırma yolu ile iradesinin fesada uğratılmasıyla boşanmanın ferilerine ilişkin talepler konusunda dava açıldığı bildirilmiştir. Boşanma ilamının 6 no.lu bendinde ise aynen “…Maddi-manevi tazminat talepleri ve mal anlaşmazlıkları bulunmadığından bu konularda karar ittihazına yer olmadığına…” hükmolunmuştur.
Somut veriler incelenip irdelendiğinde; yanların mal rejiminden kaynaklanan alacaklarından feragat ettiklerine ilişkin açık ifadelere gerek protokolde, gerek boşanma davası duruşmasındaki beyanlarında yer verdiklerini kabul etmek mümkün değildir. Zira mevcut sözcükler mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından feragatlerini açıklayan yeterlilik taşımamakta üstü örtülü, yoruma muhtaç genel ifadeler niteliğindedir.
Bilindiği üzere; bu tür davalarda genel olarak davacı tarafı kadınlar oluşturmaktadır. Ülkemizde ekonomik ve sosyal koşullara baktığımızda gelir durumu ve malvarlığı iyi olan tarafın genelde erkekler olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan, boşanma davalarının maddi ve manevi sonuçları yoğun yaşanan davalar olma özelliği gözetildiğinde de, eşlerin öncelikle manevi duygularla hareket ederek (özellikle anlaşmalı boşanmalarda) boşanmayı bir an önce gerçekleştirmeyi hedefledikleri gözlenmektedir. İlerisi yeterince düşünülmeden alelacele düzenlenen protokoller ve beyanlar ile eşler gelecekteki ekonomik durumlarını zora .//..
sokan belgelere tutanaklara imzalar atabilmektedir. Öncelik, bir an önce boşanıp ayrılmayı sağlamak, küçük çocukların velayeti, çeyizler, ev eşyaları olmakta sair haklar ötelenmektedir. İşte boşanma gerçekleşip, yeni bir yaşamın kurulması aşamasında ekonomik zorluklarla karşılaşılınca evlilik birliği içerisinde edinilen mal ve haklar hatırlanmaktadır.
Boşanma davalarının yargılaması sırasında gerek protokol, gerek mahkeme içi ikrar niteliğindeki duruşmadaki beyanlar ile mal rejiminden kaynaklanan alacak haklarından eşlerin feragatleri mümkün ise de, yasa koyucunun bu tür davaların açılabilmesi için on yıllık süre tanıdığı da göz önünde tutularak, protokoldeki ve duruşmadaki ifadelerin eşlerin gerçek iradelerini yansıtıp yansıtmadığını serbestçe (gerekirse hadise şeklinde) araştırıp inceleyerek karar altına alınmalıdır. Mahkemece yanların ekonomik sosyal durumları, yaşları, eğitim seviyeleri, velayetleri verilen müşterek çocukların okulları gibi boşanma dava dosyasına yansıyabilen sair bilgiler gözetilip, gerek duyulursa muhtemel olumsuz ekonomik yansımaları konusunda eşlere uyarıda da bulunulmalıdır. Aksi halde eşlerin ağır sorumluluklarla karşı karşıya kalabilecekleri öngörülmelidir.
Nitekim ekonomik-sosyal durum araştırmasına göre, davacı kadın ilkokul mezunu olup, çalışmamaktadır. Boşanma sonrasında ilköğretimde okuyan iki çocuğu ile birlikte Çorum’da yaşayan erkek kardeşinin yanında yaşamını sürdürmekte malvarlığı da bulunmamaktadır. İlkokul mezunu davalı erkeğin ise aylık 1.000 TL gelir getiren inşaat işlerinde çalıştığı, ikinci eşine ait evde oturduğu, bir otomobil dışında malvarlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Yerel mahkemece öncelikle davacı yanın hata-hile iddiası üzerinde durulup, taraf delilleri toplanmalı ve değerlendirilmelidir. Öte yandan, boşanmaya ilişkin kesinleşen ilamın 6. Bendindeki ibarelerin, tarafların düzenledikleri protokol ve duruşmadaki beyanlarında yer alan ifade ve sözcüklerin, davacının katılma alacağından açıkça feragat ettiğini göstermeye yeterli bulunmadığı, yanların aralarındaki akdi ilişkiyi böylece tasfiye ettiklerinin kabulünün mümkün olamayacağı, bu itibarla hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden, sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyorum. 17.11.2015