Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2014/16743 E. 2015/33642 K. 11.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/16743
KARAR NO : 2015/33642
KARAR TARİHİ : 11.09.2015

Tebliğname No : 4 – 2014/85636
MAHKEMESİ : Kavak(Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 30/01/2012
NUMARASI : 2011/40 (E) ve 2012/21 (K)
SUÇ : Terk

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, 15 yaşından küçük mağdurlar F.. Ş.., R.. Ş.., E.. Ş.. ve R.. Ş.. vekili avukat H. İ. E.’in 30.01.2012 tarihli duruşmada sanıktan şikayetçi olduklarını ifade etmesine rağmen, CMK’nın 238/2. maddesinde belirtildiği üzere kendisine davaya katılmak isteyip istemediği sorulmamış ise de, aynı Kanunun 260. maddesine göre mağdurların katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören konumunda olup hükmü temyiz hakkının bulunduğu ve karar sonrası duruşmalara katılan avukat H.İ. E.’in yerine Yerel Mahkemenin talebi üzerine Baro tarafından atanan avukat M.p Ç.’in de temyiz dilekçesinin kapsamı değerlendirildiğinde hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunduğu anlaşıldığından, CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca suçtan zarar gören mağdurların kamu davasına katılan, avukatları M. Ç.’in de katılan vekili sıfatıyla kabulüne karar verilerek dosya görüşüldü:
1-15 yaşından büyük mağdur S.. Ş..’in, 21.10.2011 tarihli duruşmada şikayetçi olmadığını ve katılmak istemediğini beyan etmesi,
2-Mağdur M.. Ş..’in, 29.12.2011 tarihli talimat duruşmasında atanan avukat S.t A.t E. ile uyumlu ifadesinde sanık hakkında şikayetçi olmaması,
Karşısında temyiz edenin buna yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca mağdurlar S.. Ş.. ve M.. Ş..’e karar sonrası atanan avukat M. Ç.’in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
3- 15 yaşından küçük katılanlar F.. Ş.., R.. Ş.., E.. Ş.. ve R.. Ş.. vekilinin temyizine gelince,
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
Türk Ceza Kanununun 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir. Yükümlülüğün kanundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespitte, 6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin
Önlenmesine Dair Kanun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu başta olmak üzere ilgili kanunlardan yararlanılırken, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün belirlenmesinde, sözleşmenin kapsamı ve içeriği esas alınır. Sözleşme şekle bağlı değildir. Yazılı ya da sözlü olabileceği gibi gönüllü üstlenme şeklinde fiili durumdan da kaynaklanabilir. Hekim, hemşire, hasta bakıcı, çocuk/bebek bakıcısı, hizmetçi, gezi rehberi, öğretmen gibi kişiler, sözleşmenin içeriğine göre koruma ve gözetim yükümlüsü sayılabilir.
Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir.
Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir.
Terk fiilinin, fail dışında, koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek durumda olan ve bu iradeyi taşıyan kişilerin inisiyatif kullanabilecekleri biçimde ve ortamda gerçekleştirilmesi halinde bu suç oluşmaz.
Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir.
Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir. Başka bir deyişle fail, “kendi haline terk” eyleminden doğacak neticeyi bilmeli ve istemelidir.
Mağdurun kendi haline terk edilmesi, icrai ya da ihmali davranışla gerçekleştirilebilir. Terk suçu, gerçek ihmali suçtur ve kanunda tarif edilen belli bir emredici davranışın (terk etmeme) kasten yerine getirilmemesi ile oluşur.
Failin, her bir mağdura karşı ayrı ayrı bakma, koruma ve gözetme yükümlüğü bulunduğundan, birden fazla kişinin suçun mağduru olması durumunda gerçek içtima kuralı uygulanır. Zincirleme suça ilişkin hüküm uygulanamaz.
Yargılamaya konu somut olayda;
Sanığın eşi ile yaşadığı anlaşmazlık sonucunda en büyüğü 1994, en küçüğü ise 2005 doğumlu olan 6 çocuğunu ortak ikametlerinde bırakarak evden ayrılması şeklinde gerçekleşen eyleminde suçun yasal unsuru olan, “kendi haline terk” unsuru gerçekleşmediği için terk suçunun oluşmayacağı ve eylemin bakım ve gözetime yönelik yükümlülüklerine aykırılık oluşturmaması karşısında bu davranışın TCK’nın 233. maddesinde düzenlenen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğü ihlal suçunu da oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararının yerel mahkemece isabetli olarak saptandığı değerlendirilerek yapılan incelemede;
Eylemlere ve yükletilen suça yönelik karar sonrası atanan avukat M. Ç.’in temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 11/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.