YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/28185
KARAR NO : 2015/18144
KARAR TARİHİ : 06.10.2015
Mahkemesi : Mersin 1. İş Mahkemesi
Tarihi : 17/03/2015
Numarası : 2014/65-2015/86
Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi süresi içinde davalı asil tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 06.10.2015 günü belirlenen saatte temyiz eden davalı N.. T.. ile karşı taraftan davacı M.. D.. vekili Av.Kürşat geldi. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2)Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait avukatlık bürosunda avukat katibi olarak 1995 yılından beri çalıştığını, 13.02.2010 tarihinde işine haksız olarak son verildiğini, kıdem ve ihbar tazminatının ödenmediğini ayrıca fazla mesai yapıp hafta tatilleri ile milli bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının, davalının Mersin Barosu Disiplin Kurulu’nun meslekten men cezası ile karşı karşıya geldiği tarihten çok kısa bir süre sonra diğer çalışanlarla birlikte iş yerine izinsiz ve mazeretsiz olarak gelmediğini, işverenine ait tüm mesleki sırları açıkladığını, davacının işverenin güvenini kötüye kullanması nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini alacak taleplerinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ayrıca bilirkişi raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 04.03.2014 tarihli ilamı ile özetle ve sonuç olarak, “…Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanık anlatımlarına göre davacının ayda iki pazar ve dini bayramlar dışındaki genel tatiller ile milli bayram gününde çalıştığı, haftalık 16 saat fazla mesai yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmış ise de, davacı ile aynı işyerinde birlikte çalışan ve beyanları hesaplamalarda dikkate alınan davacı tanıklarının, davacı ile birlikte ne kadar süre çalıştıkları dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Öte yandan davacının çalıştığı iş yerinin avukatlık bürosu olduğu gerçeği karşısında adli tatil dönemlerinde bu kadar yoğun çalışılması mümkün değildir. Bu itibarla davacı tanıklarının davalı işyerinde davacı ile birlikte çalıştıkları süre belirlenmeli ve bu süre ile sınırlı olmak üzere adli tatil dönemleri dışlanarak davalı yararına oluşan kazanılmış haklar ihlal edilmeden hesap edilecek fazla mesai, hafta tatili ve milli bayram-genel tatil çalışma ücretleri hakkaniyet indirimi uygulanarak hüküm altına alınmalıdır.” gerekçesi ile bozulmuştur.
Davalı tarafın bozma kararında feshe ilişkin olmak üzere maddi hata bulunduğuna dair talebi de Dairemizin 15.09.2014 tarih ve 2014/11733 Esas 2014/17115 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
Mahkeme bozma kararına uymuş, ek hesap raporu aldıktan sonra davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığı ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi, doğrudan hakime verilmiş ödevlerden olması karşısında Yargıtay Dairesi, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir.
Davanın hukuksal niteliği gereği davalı, daha önce bozma kararı verilip bozma kapsamı dışında kalan bir hususta borcu süküt ettiren bir belge vermiş ise, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Gerçektende, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle sonradan sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyecektir.
Sonuç itibariyle; yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle bir durumda, borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde, dava tümü ile sonuçlanıp kesinleşmemiş ise, ibraz edilen ve borcu söndüren yazılı belgenin dikkkate alınması gerekecektir.
Somut olayda, davalı taraf bozma kararından sonra davacının iddia ettiği ücretlerinin ödendiğine dair Cevahir isimli başka bir işçinin açtığı dava dosyası içinde bulunan ücret bordrolarının getirtilmesini istemiş ve bu bordrolar klasör halinde dosya içine girmiştir.
Davacı vekili, 2009 yılı 9-10-11-12 ve 2010 yılı 1 ve 2. aylara ait ücretlerin ödenmediğini iddia etmiş, ödeme belgesi sunulmadığından bu aylara ait ücret alacağı hüküm altına alınmış ise de, sunulu bordrolardan 2009 yılı Eylül ayına ait bordronun imzalı olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca hesap edilen ücret alacağından 2009 Eylül ayında ödenen miktarın mahsubu gerekirken bu yön üzerinde durulmadan eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur.
O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davalı taraf yararına takdir olunan 1.100,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, davalının yatırdığı temyiz harcının istek halinde iadesine, 06.10.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.