YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15772
KARAR NO : 2015/11145
KARAR TARİHİ : 05.10.2015
MAHKEMESİ : CİDE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/10/2013
NUMARASI : 2012/7-2013/214
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu K. Köyü çalışma alanında bulunan 124 ada 24, 134 ada 18, 133 ada 12, 17 ve 29 parsel sayılı sırasıyla 2.653.66, 1.890.15, 10.420.35, 6.497.38 ve 6.635.55 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar maliklerinin tespit edilememiş olması nedeniyle davalı Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı A.. O.. ve müşterekleri irsen intikal, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği, tapu kaydı ve vergi kaydına dayanarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece usule ilişkin Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, çekişmeli 124 ada 24, 134 ada 18, 133 ada 12, 17 ve 29 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile muris Hakkı ait dosya içerisinde mevcut veraset ilamında yazılı payları oranında davacılar adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; kadastrodan önceki haklara dayanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, davacıların çekişmeli taşınmazları uzun süredir kullanmadıklarının ve terk ettiklerinin sabit olduğu ancak bu terkin tarımın yeterli ekonomik getiri sağlamaması nedeniyle zorunlu olduğu, iradi terkin söz konusu olmadığı ve davacı taraf yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de, yapılan değerlendirme hatalı olmuştur. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerinde; orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan imar-ihya edilerek tespit tarihine kadar 20 yıl süreyle çekişmesiz ve aralıksız olarak zilyet edilen taşınmazların zilyetleri adına tespit edileceği hüküm altına alınmıştır. Belirtilen yasa hükümlerinden anlaşılacağı üzere, zilyetlikle taşınmaz kazanımı için yürütülen zilyetliğin aralıksız olması gerekmektedir. Somut olayda; mahkemece iki kez keşif yapılmış, beyanına başvurulan mahalli bilirkişi ve tanıklar; taşınmazların 1980 yılından beri kullanılmadığını, davacıların taşınmazları kullanmayı kendi istekleri ve tarımdan yeterli ekonomik gelir elde edememeleri nedeniyle bıraktıklarını ifade etmişlerdir. Dosyada bulunan iki ayrı ziraatçı bilirkişi raporunda da; taşınmazların 25-30 yıldır kullanılmadığı üzerinde yabancı otların ve çalıların türediği belirtilmiştir. Gerek bilirkişi raporları, gerekse mahalli bilirikişi ve tanık beyanlarından davacıların 1980 yılından tespit tarihi olan 2008 yılına kadar taşınmazı kullanmadıkları, kullanmayı bırakmalarını gerektirir zorlayıcı bir nedenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemenin, tarımın yeterli gelir getirmemesinin taşınmazları terk etmeyi gerektirir zorlayıcı bir neden olduğu yönündeki değerlendirmesi ise taşınmazları kullanmayı engelleyen dış bir nedenin bulunmaması ve davacıların istedikleri zaman taşınmazları kullanma imkanları olduğunun anlaşılması karşısında hatalı bir değerlendirmedir. Davacıların taşınmazları iradi olarak terk ettikleri, zilyetliklerinin aralıksız olmadığı ve bu nedenle zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacılar lehine oluşmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabesiz olup, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 05.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.