Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2014/16196 E. 2015/13199 K. 18.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16196
KARAR NO : 2015/13199
KARAR TARİHİ : 18.11.2015

MAHKEMESİ : Viranşehir Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/05/2013
NUMARASI : 2010/397-2013/277

Davacı A.. H.. vekili Avukat M.. K.. tarafından, davalı V.. B.. aleyhine 05/04/2010 gününde verilen dilekçe ile adli yardım talepli olarak maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; adli yardım talebinin kabulü ile davanın kabulüne dair verilen 21/05/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı tarafından hissedarı olduğu taşınmazından malzeme alınarak yol yapımında kullanıldığını, bu nedenle taşınmazının kullanılamaz hale geldiğini belirterek, uğradığı zararın giderilmesini istemiştir.
Davalı ise, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişi raporu benimsenerek, istemin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamından; keşif mahallinde dinlenen tanık M.. E.. dava konusu yerden malzeme alan araçların bir kısmının davalıya, bir kısmının dava dışı kişilere ait olduğunu ve davacının taşınmazından kepçe ve kamyonlarla malzeme alındığını beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu yerden malzeme alınmak suretiyle haksız eylemde bulunulduğu ve davalı dışında kişiler tarafından da davaya konu yerden malzeme alındığı tanık tarafından beyan edildiği halde davalı ile birlikte başka kişi ve kişiler tarafından dava konusu yerden malzeme alınıp alınmadığı hususu araştırılmamıştır. Mahkemece yeniden keşif yapılarak dava dışı kişilerin faaliyetinden kaynaklanan zararın olup olmadığı hususu tespit edilerek sorumluluk ve zarar oranının belirlenmesi, belirlenemez ise Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44 (TBK 51-52) maddeleri gereğince uygun bir hakkaniyet indirimi yapılması gerekir. Anılan yön gözetilmeden karar verilmiş olması nedeniyle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/11/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesine göre; idarenin (kamu kurumunun) “eylem ve işlemleri” sonucu zarar gördüğünü ileri süren hak sahiplerinin açacakları tam yargı davalarına bakma görevi İDARİ YARGININ yetki sınırları içine girmektedir.
Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olup, (zira mahkemelerin görevleri yasalarla belirlenir.) taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında hakim tarafından re’sen değerlendirilip, görev hususunun yasalara uygun olarak karara bağlanması gerekir.
Yargıtay uygulamalarında idarenin eylemi, “plan ve projeye bağlanmayan” haksız eylem niteliğinde görüldüğü hallerde, hak sahiplerinin açtığı tazminat davalarında görevli mahkemelerin Adli yargı olacağı kabul edilmektedir. Ancak, biz bu uygulamayı 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesine aykırı gördüğüm için bu görüşe katılmıyoruz. Zira, mahkemelerin görev sınırları yasalar ile belirlenip, yasalara aykırı şekilde yargı kararı ile belirlenemez. Ayrıca, 2577 sayılı Kanunun 2/1-b maddesinde hiçbir ayrım yapılmaksızın idarenin tüm “eylem ve işlemlerinden dolayı” idari yargının görevli olduğu açıkça belirtildiğine göre, idarenin “plan ve projeye bağlı olmayan” eylemleri de adından anlaşılacağı üzere “eylem” olduğundan ve Yasa’da tanımlanan görev kapsamına “eylem” de alınmış olduğundan ve burada önemli olanın eylemin niteliği olmayıp eylemin kimin tarafından yapıldığıdır. Yasa, idarenin (kamu kurumunun) eylemlerini idari yargının görev sınırları içerisine almış olduğuna göre, idarenin haksız eylem niteliğinde kabul edilen eylemlerinde görevli mahkemenin (Yargının) adli yargı olacağına ilişkin düşüncelerin doğru olmadığı kanaatindeyiz.
Somut olayımızda da davacı taraf, davalı idarenin (kamu kurumunun) kamu hizmetini yerine getirirken ortaya koyduğu eylem veya işlemlerinden zarar gördüğünü ileri sürerek bu davayı açtığına göre davaya bakma görevi idari yargının yetki sınırları içinde kalacağından adli yargı hakiminin yargı yolu bakımından dava dilekçesinin reddine karar vermesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüş ve düşüncelerine katılmıyoruz. 18/11/2015