YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/21110
KARAR NO : 2015/18447
KARAR TARİHİ : 07.10.2015
Mahkemesi : Alanya İş Mahkemesi
Tarihi : 28/08/2014
Numarası : 2011/421-2014/630
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, işçilik alacaklarının eksik ödendiğini, 2006-2007 yıllarına ait 12.000 TL ücret alacağının ödenmediğini, işverence işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının iş akdini bildirimsiz tek yanlı feshettiğini, hesap görmeden iş yerinden ayrıldığını, ayrıldıktan sonra da ibraname verdiğini, davacıya müdürlük yetkisi verilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, her ne kadar davalı işverence, davacının kendi isteği ile işten ayrıldığı savunulmuş ise de, davacıya bir kısım kıdem ve ihbar tazminatı ödemeleri yapıldığı, davacının haksız olarak işten çıkarıldığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ücret miktarı ile yapılan hesaplamada takdiri indirim uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.
Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularında ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Ücretin ödendiğinin ispatı ise işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir.
4857 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır.
Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının asgari ücret aldığı kabul edilmiştir. Davacı ise, 2006-2007 yılları için 12.000,00 TL ücret alacağının bulunduğunu iddia etmektedir. Bilirkişi raporunda, “…Davalı ve tanıkları davacının ücretinin banka kanalı ile ödendiğini beyan etmekle dosyada davacının ücretlerinin ödendiğine ilişkin hiçbir belge sunulmadığı, bu nedenle, davacının her ne kadar hangi dönemlerde hangi miktarlar üzerinden alacağı talep ettiği net değilse de davalı tarafça davacının söz konusu dönemlere ilişkin ücret ödemelerini dosyaya sunmadığından davacının talep ettiği miktarı ödediğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davacının 12.000,00 TL net ücret alacağı olduğu” bildirilmiştir.
Mahkemece davacının bu kadar süre ücretsiz çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesiyle, menfaat dengesi gereği bilirkişi tarafından tespit edilen 12.000,00 TL üzerinden % 30 takdiri indirim yapılarak 8.400,00 TL ücret alacağına hükmedilmiştir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene ait olup; yukarıda belirtilen Dairemizin ilke kararı doğrultusunda davalı işveren, davacının 2006-2007 yıllarına ait ücret alacağının ödendiğini ispatlayamadığına göre ücret alacağından takdiri indirim yapılması isabetsizdir. Ancak, davacının iddia ettiği yıllardaki asgari ücret miktarları dikkate alınarak hesaplama yapılmaması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yapılacak iş; davacının talep ettiği 2006-2007 yıllarındaki net asgari ücret miktarları dikkate alınarak davacının ücret alacağını yeniden hesaplatmak ve takdiri indirim yapılmadan hüküm altına almaktır.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.