Yargıtay Kararı 18. Ceza Dairesi 2015/12932 E. 2015/6813 K. 07.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 18. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12932
KARAR NO : 2015/6813
KARAR TARİHİ : 07.10.2015

Tebliğname No : KYB – 2014/395160
MAHKEMESİ : İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 20/08/2014
NUMARASI : 2014/285 D.İş

Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan sanık M.. Ç..’nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 123/1, 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli ve 2012/233 esas, 2014/714 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.08.2014 tarihli ve 2014/285 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığınca verilen 28/11/2014 gün ve 2014-21341/71712 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11/12/2014 gün ve 2014/395160 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.01.2013 tarih ve 2013/15 sayılı kararında, itiraz merciinin hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yapabileceğine değindiği nazara alındığında, her ne kadar İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesince sanığın hazırlık aşamasında suçunu ikrar ettiği, İstanbul 34. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/1191 esas sayılı dosyasında aynı katılana yönelik eylem nedeniyle sanık hakkında yargılama olduğu gerekçesiyle mahkumiyet hükmü verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, sanığın İstanbul 34. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2011/1191 esas sayılı dosyasında işlediği iddia edilen eylemlerin farklı mahiyette olduğu, sanığın hazırlık aşamasında verdiği ifadesinde suça konu telefon hattının kendisi tarafından kullanılmadığını beyan ederek atılı suçu inkar ettiği, müşteki vekilinin 17.08.2010 tarihli şikayet dilekçesinde müvekkiline yönelik işlendiğini iddia ettiği eylemlerin, sanık tarafından işlendiğine dair dosyaya yansımış herhangi bir delil olmadığı, dolayısıyla sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönde kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Bu kanun yolu, yasaların eşit olarak, daha doğrusu, aynı (tek) biçimde uygulanmasını sağlamak için salt kanun yararına benimsenmiş olağanüstü bir yasa yoludur.Yargıtay’ın hukuki sorunlarla ilgili bozma yetkisi de temyiz yoluna oranla çok sınırlıdır. Çünkü, temyiz yasa yolundaki bozma yetkisinin olağandışı bir yasa yolu olan kanun yararına bozmada da kullanılması, yargının kesinlik otoritesine (hüküm dokunulmazlığına) ters düşer. Bundan dolayı “kanun yararına bozma” yasa yolunun olağandışılığının ve ayrık nitelikte olmasının duyarlılıkla korunması ve belirgin salt hukuki yanılgılarda bu yola gidilmesi zorunludur.
Bu bağlamda ele alındığında; gerekçede maddi sorunlar varsa kanun yararına bozmanın dışındadır. Yine hukuka aykırılıkla ilgisi olmayan, yalnız maddi/fiili ve de takdiri sorunlarla ilgili olan Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerinin yerine geçerek karar veremeyeceği ve düzeltme yapamayacağı konularda bu yola gidilmesi olanaksızdır. Başka bir deyişle, kanun yararına bozma üzerine yeniden yargılamayı gerektirmeyecek konularda, Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi yerine geçerek bir düzeltme yapabileceği sorunlarla sınırlıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın rızası üzerine verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edildiğinde, itiraz mercii olan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi itiraz konusu sebeplerin kararda tartışılıp değerlendirildiğini ve tüm dosya kapsamına göre itiraz konusu kararın usul ve yasaya uygun bulunduğunu açıklayarak itirazı reddetmiştir. Bu ret kararı sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının objektif şartları (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) değerlendirilerek verilmemiş, esastan incelemeye de konu edilmiştir. Tebliğnamede ileri sürülen husus, hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorun niteliğinde olduğundan, olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilmesini gerektiren yasal sebeplerden değildir. Buna göre kanun yararına bozma isteği yerinde görülmemiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11/02/2014 tarih ve 2014/395160 sayılı tebliğnamesiyle Dairemize gönderilen Adalet Bakanlığının 28/11/2014 tarih ve 2014-21341/71712 sayılı Kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 07/10/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.