Danıştay Kararı 10. Daire 2016/2923 E. 2021/3749 K. 30.06.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/2923 E.  ,  2021/3749 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/2923
Karar No : 2021/3749

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendilerine Asaleten ….’a Velayeten
….
2- …
3- …
VEKİLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:…. sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması davacılar tarafından istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’ın 22/04/2005 tarihinde … Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı civarında çobanlığını yaptığı hayvanların peşinden gitmesi ve bu alanda bulunan mühimmatın patlaması üzerine hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması olayında idarenin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle … için 30.000,00 TL, kardeşleri … ve … … için ayrı ayrı 3.000,00’er TL olmak üzere 6.000,00 TL, anne ve babası için ayrı ayrı 5.000,00’er TL olmak üzere 10.000,00 TL, toplam 46.000,00 TL manevi tazminat ile … için 100.000,00 TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00’er TL olmak üzere 4.000,00 TL, toplam 104.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesi’nce Danıştay Onuncu Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı bozma kararına uyularak verilen 17/02/2016 tarih ve E:2015/1247, K:2016/123 sayılı karar ile; davacının askeri yasak bölgeye girme fiili ile ilgili olarak hakkında verilen beraat kararı karşısında kendisine bu yönüyle bir kusur atfedilemeyeceği, idarenin ise atış sonrası gerekli temizlik işlemlerini yapmaması, alanın etrafında tel örgü boşluklarının olması ve bu alanlarda yeterli uyarı işaretlerinin bulunmaması hususları dikkate alındığında olayda hizmet kusurunun bulunduğu, diğer yandan, askeri güvenlik bölgesindeki patlama olayı ile ilgili olarak askeri savcılık bilirkişi raporu ile idari tahkikat raporlarında söz konusu mühimmatın davacının ayağının takılmasıyla patlayabilecek nitelikte olmadığı, davacı tarafından yapılan müdahale sonucunda patlamış olacağının belirtildiği göz önüne alındığında müterafik kusurun varlığının ortaya çıktığı, davacının iş ve güç kaybından dolayı uğradığı maddi zararın hesaplanabilmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda davacı …’ın iş ve çalışma gücü kaybının 525,15 TL olduğunun belirtildiği, davacı …’ın iş ve güç kaybından dolayı uğramış olduğu 525,15 TL maddi zararın müterafik kusuru dikkate alınarak yarısı olan 262,57 TL’sinin idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacılardan …’ın talep ettiği 100.000,00 TL maddi tazminatın 262,57 TL’lik kısmının kabulüne, geriye kalan kısmın ise reddine, anne ve baba tarafından talep edilen 4.000,00 TL maddi tazminatın reddine, kabul edilen maddi tazminat miktarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılardan …’a ödenmesine, davacılardan … tarafından talep edilen 30.000,00 TL manevi tazminat talebinin 15.000,00 TL’si, baba … … ve anne … … tarafından talep edilen 5.000,00’er TL’lik manevi tazminat taleplerinin 2.500,00’er TL’sinin, kardeşlerden … … ve … … tarafından talep edilen 3.000,00’er TL’lik manevi tazminat taleplerinin 500,00’er TL’sinin kabulüne, geriye kalan manevi tazminat taleplerinin ise reddine, kabul edilen manevi tazminat tutarlarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, sağlık kurulu raporunda kesin olarak çalışma gücü kaybı bulunmadığına ilişkin bir ibare bulunmadığı, yanık izlerinin düzeltilmesi için yapılacak masraflar hususunda estetik cerrahtan hesap raporu alınmadığı, …’ın defalarca estetik ameliyat geçirdiği, halen de geçirmesi gereken ameliyatlar olduğu bu kalem yönünden de kendisine ödeme yapılması gerektiği, çalışma gücü kaybı oranına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu yönde bir araştırma yapılmadığı, müterafik kusur oranı tespiti için bilirkişiye başvurulması gerekirken Mahkemece resen kusur tespiti yapıldığı, bozma kararından önce kendileri lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının kazanılmış hak oluşturduğu, bozmaya uyma kararında hükmedilen manevi tazminat tutarlarının düşük olduğu, manevi tazminat taleplerinin tümünün kabulü gerektiği gerekçeleriyle temyizen incelenen kararın davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Davacılardan …’ın temyiz isteminin kısmen kabulü ile İdare Mahkemesi kararının davacılardan …’ın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısım yönünden bozulması, diğer kısımlar bakımından ise onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacılardan …’ın 22/04/2005 tarihinde …. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı civarında çobanlığını yaptığı hayvanların peşinden gitmesi ve bu alanda bulunan mühimmatın patlaması üzerine hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması olayında idarenin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle, … için 30.000,00 TL, kardeşleri … ve … … için ayrı ayrı 3.000,00’er TL olmak üzere 6.000,00 TL, anne ve babası için ayrı ayrı 5.000,00’er TL olmak üzere 10.000,00 TL, toplam 46.000,00 TL manevi tazminat ile … için 100.000,00 TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00’er TL olmak üzere 4.000,00 TL, toplam 104.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin tazmin yükümlülüğünü doğuracak zararın meşru, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi kesin bir zarar olması gerektiği sorumluluk hukukunun bilinen ilkelerindendir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi’nin 1. fıkrasında; destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, Borçlar Kanunu hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği, zarar veya tazminattan indirilemeyeceği, hesaplanan tazminatın, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı kurala bağlanmış, 2. fıkrasında ise; Borçlar Kanunu hükümlerinin, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağı belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin 04/03/2015 tarih ve 29285 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 22/10/2014 tarih ve E:2014/94, K:2014/160 sayılı kararında; idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan ölüm ve vücut sakatlığına bağlı zararlardan dolayı idarenin sorumluluğunun, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmeden önce olduğu gibi yargı içtihatlarıyla oluşturulan kusur ve kusursuz sorumluluk ilkelerine göre belirleneceği, uğranılan zarar miktarının ise Borçlar Kanunu hükümlerine göre hesaplanacağı belirtilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesinde bedensel zararların özellikle; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olduğu ifade edilmiştir.
Tedavi giderleri kapsamına, doğrudan tedavi giderleri, tedavi sırasında yapılması zorunlu harcamalar, tedavi sonrasında yapılması zorunlu dolaylı harcamalar ve ilerde yapılacak tedavi masrafları girmektedir. Tedavi giderlerini, salt hastayı tamamen iyileştiren giderler olarak görmemek, ağrıyı azaltmak için yapılan masraflar ve iyileşme mümkün olmayacaksa kalan ömrünü daha iyi geçirebilmesi adına yapılacak bakım ve rehabilitasyon masraflarını da tedavi giderleri kalemi kapsamına almak gerekmektedir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde; “Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.” hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği gibi yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabilmesi de mümkündür.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden; davacılar tarafından, …’ın 22/04/2005 tarihinde …. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı civarında çobanlığını yaptığı hayvanların peşinden gitmesi ve bu alanda bulunan mühimmatın patlaması üzerine hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması olayında idarenin sorumluluğunun bulunduğundan bahisle toplam 104.000,00 TL maddi, 46.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı; … İdare Mahkemesi’nin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile olayda hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verildiği, anılan kararın Dairemizin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararı ile olayda hizmet kusuru bulunduğuna ilişkin tespitlerin yerinde olduğu ancak askeri güvenlik bölgesindeki patlama olayı ile ilgili olarak askeri savcılık bilirkişi raporu ile idari tahkikat raporlarında söz konusu mühimmatın davacının ayağının takılmasıyla patlayabilecek nitelikte olmadığı, davacı tarafından yapılan müdahale sonucunda patlamış olacağının belirtilmesi hususları göz önünde bulundurulduğunda olayda davacının da müterafik kusurunun bulunduğu, söz konusu müterafik kusur dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği, öte yandan davanın açıldığı tarihte 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yürürlükte olmadığından davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçeleriyle bozulması üzerine, İdare Mahkemesince; olayda davacılardan …’ın müterafik kusur oranı %50 kabul edilmiş, …’ın iş gücü kaybı hesabı için dosyada mevcut 02/11/2010 tarihli hesap bilirkişisi raporunda, dosya kapsamındaki sağlık kurulu raporları dikkate alındığında davacılardan …’ın sadece 45 gün süreyle mutad işgalinden kaldığı, 525,15,00 TL maddi zararının bulunduğunun belirtildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacılardan …’ın talep ettiği 100.000,00 TL maddi tazminatın müterafik kusuru da dikkate alınarak 262,57 TL’lik kısmının kabulüne, geriye kalan kısmın ise reddine, anne ve baba tarafından talep edilen 4.000,00 TL maddi tazminatın reddine, kabul edilen maddi tazminat miktarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılardan …’a ödenmesine, davacılardan … tarafından talep edilen 30.000,00 TL manevi tazminat talebinin 15.000,00 TL’si, baba … ve anne …. tarafından talep edilen 5.000,00’er TL’lik manevi tazminat taleplerinin 2.500,00’er TL’sinin, kardeşlerden … … ve … … tarafından talep edilen 3.000,00’er TL’lik manevi tazminat taleplerinin 500,00’er TL’sinin kabulüne, geriye kalan manevi tazminat taleplerinin ise reddine, kabul edilen manevi tazminat tutarlarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Temyiz İstemine Konu İdare Mahkemesi Kararının Davacıların Manevi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısım Yönünden İncelenmesi

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın davacıların manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

2) Temyiz İstemine Konu İdare Mahkemesi Kararının Davacılardan … … İle … …’ın Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısım Yönünden İncelenmesi
Davacılardan … … ile … …’ın maddi tazminat istemlerine konu ettikleri zararın dava dilekçelerinde belirttikleri üzere ”destekten yoksun kalma zararı” olduğu anlaşılmakla birlikte destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle destek olarak değerlendirilecek kimsenin hayatını kaybetmiş olması şartı arandığı, UYAP sisteminden yapılan sorgulamada davacıların çocukları olan diğer davacı …’ın ise sağ olduğu görüldüğünden, İdare Mahkemesi kararının davacılardan … … ile … …’ın maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen gerekçe ile temyizen incelenen kararın davacılardan … … ile … …’ın maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

3) Temyiz İstemine Konu İdare Mahkemesi Kararının Davacılardan …’ın Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısım Yönünden İncelenmesi
Uyuşmazlıkta, …. İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:… K:… sayılı, dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun’un 3. maddesi’ne aykırı olduğundan bahisle verilen dilekçe ret kararından sonra davacı vekili tarafından sunulan 24/11/2008 havale tarihli yenileme dilekçesinde, davacılardan …’ın bedensel zarara uğradığı, çalışamaz duruma geldiği, (iş göremezliğinin bulunduğu) vücut bütünlüğünü kısmen, yüz estetiğini ise tamamen kaybettiği belirtilerek … için 100.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunulduğu, İdare Mahkemesince dosyada mevcut 02/11/2010 tarihli hesap raporu hükme esas alınarak, davacının olayda %50 oranında müterafik kusuru bulunduğu saptamasıyla sadece olay nedeniyle çalışamadığı 45 günlük süre için 262,57 TL maddi tazminatın davacıya ödenmesine karar verildiği, tedavi giderleri ile çalışma gücü kaybına ilişkin tazminat taleplerinin ise reddedildiği, davacının da temyiz dilekçesinde, yanık izlerinin düzeltilmesi için yapılacak masraflar hususunda estetik cerrahtan hesap raporu alınmadığı, …’ın defalarca estetik ameliyat geçirdiği, halen de geçirmesi gereken ameliyatlar olduğu bu kalem yönünden de kendisine ödeme yapılması gerektiği ve çalışma gücü kaybı oranına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu yönde bir araştırma yapılmadan karar verildiği, zarar kalemlerinin büyük bir kısmının incelenmeden karar verildiği şeklinde itirazlarda bulunduğu görülmektedir.
İdare Mahkemesi kararına esas alınan 02/11/2010 tarihli hesap raporunda; … hakkında verilen en son Sağlık Kurulu raporunda (14/10/2010 tarihli) vücudunda %20 yanık sekeli olduğunun belirtildiği ancak çalışma gücü kaybı oranı belirtilmediği dolayısıyla davacının bu yönden uğramış olduğu maddi zararının bulunmadığı, vücudundaki yanık izlerinin düzeltilmesi için yapılacak masraf hesabının konusunda uzman estetik cerrah tarafından yapılabileceği, 16/11/2005 tarihli Adli Tıp Raporunda davacının 45 gün süreyle mutad işgalinden kaldığı kanaatiyle rapor verildiği gerekçesiyle 45 X 11,67 TL (Günlük Ücret) = 525,15 TL maddi zararının bulunduğu belirtilmiştir.
02/11/2010 tarihli hesap bilirkişisi raporunda davacının çalışma gücü kaybının bulunmadığı yönündeki tespite dayanak olarak gösterilen 14/10/2010 tarihli … Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce düzenlenen sağlık kurulu raporunda ise; ”yanığa bağlı sağ kulak amputasyonu, boyunda %7-8 yanık sekeli ve kontraktürü mevcut, sağ kaş deformitesi, sağ el dorsumda % 4, sol el dorsumda %2, göğüs anteriorda total % 11 yanık skarı mevcut” tanılarıyla, davacının yanık sekelinin % 20 olduğu belirtilmiş ancak raporda davacının çalışma gücü kaybının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkin olarak bir değerlendirmede bulunulmamıştır.
İdare Mahkemesince; davacılardan …’ın olay nedeniyle çalışma gücü kaybına uğramadığı kabul edilerek düzenlenen hesap raporu hükme esas alınmış ise de; sözü edilen hesap raporuna dayanak olarak alınan 14/10/2010 tarihli Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce düzenlenen sağlık kurulu raporunda davacıda ”yanığa bağlı sağ kulak amputasyonu” bulunduğunun belirtilmesi, dosyada mevcut Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 05/04/2006 tarihli raporda da ”…’ın yaralanmasının duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine neden olduğu” hususunun belirtilmesi nazara alındığında, davacıda çalışma gücü kaybı bulunma ihtimalinin çok yüksek olduğu, öte yandan hükme esas alınan hesap raporunda dayanak olarak kullanılan 14/10/2010 tarihli sağlık kurulu raporunun , güncelliğini yitirmiş durumda olduğu gözetilerek, davacıda çalışma gücü kaybı bulunup bulunmadığı hususunun İdare Mahkemesince konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının çalışma gücü kaybı bulunup bulunmadığı hususunda net bir ifade içermeyen sağlık kurulu raporu ile anılan rapora dayanılarak hazırlanan, yetersiz hesap raporunun hükme esas alınarak karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacı tarafından temyiz dilekçesinde, yanık izlerinin düzeltilmesi için yapılacak masraflar hususunda estetik cerrahtan hesap raporu alınmadığı, defalarca estetik ameliyat geçirdiği, halen de geçirmesi gereken ameliyatlar olduğu bu kalem yönünden de kendisine ödeme yapılması gerektiği ileri sürülmekte olup, İdare Mahkemesi kararında bu zarar kalemine ilişkin bir değerlendirme yapılmadan yukarıda bahsi geçen 02/11/2010 tarihli hesap raporunda belirtilen miktarın davacının müterafik kusuru doğrultusunda yarıya indirilip davacıya ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
Davacı tarafından yanık izlerinin düzeltilmesi için yapılacak tedavi giderleri talep edildiğinden, öncelikle bu zarar kaleminin davacı açısından gerçekleşmiş bir zarar mı yoksa muhtemel zarar mı olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Zira sorumluluk hukukunun temel amacı zarar görenin gerçek zararının karşılanmasıdır.
Zarar kavramı doktrin ve yargı içtihatlarında, kişinin şahıs varlığında veya mal varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanmaktadır.
Bedensel zararlarda tedavi giderleri kapsamında estetik ya da benzeri ameliyat giderlerinin gerçekleşmiş zarar niteliğinde bulunduğu, dava açılırken yapılan ameliyat masrafına ilişkin belge gösterilmesinin gerekmediği, ilerde yapılması zorunlu (estetik gibi) tedavi giderlerinin önceden de istenebilmesinin mümkün olduğu, kişiyi sağlık açısından eski durumuna getirecek giderlerin istenmesi için bu yolda giderlerin önceden peşinen yapılmasının gerekmediği, meydana gelen eksiklik veya bozukluğun zarar kavramı için yeterli olduğu, tedavinin yalnızca tam sıhhate kavuşma için değil kısmen de olsa yapılacak tıbbi müdahale ile iyileşme sağlanmasının mümkün olduğu hallerde ve zorunlu ise insanın bedensel ve ruhsal sağlığı için gerekli olduğu durumlarda iyileşme olmasa da bu beklenti ile yapılan tedavi giderlerinin istenebilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmaktadır.
Dava konusu olay, zarar kavramının niteliği ile birlikte ele alındığında, davacı açısından mal varlığında meydana gelen eksilmenin olaydan hemen sonra tedaviye muhtaç hale gelmesiyle gerçekleşeceği, söz konusu giderleri talep edebilmesi için tıbbi tedavi kapsamında olmak kaydıyla bu hususta önceden harcama yapmış olmasının gerekmeyeceği kanaatine ulaşıldığından İdare Mahkemesince davacının talep ettiği tedavi giderlerinin herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın reddinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince davacının çalışma gücü kaybı oranının net şekilde tespiti için Adli Tıp veya Üniversite Tıp Fakülteleri’nde bilirkişi incelemesi yaptırılması, çıkacak sonuca göre çalışma gücü kaybına ilişkin maddi tazminatın hesaplanması, yine davacı tarafından vücudundaki yanık izlerinin düzeltilmesi amacıyla tedavi gideri isteminde bulunulduğundan söz konusu giderin miktar itibarıyla tespiti için yine Üniversitelerin Tıp Fakültelerinde görevli en az 3 plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine inceleme yaptırılması ve elde edilecek sonuçlara göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılardan …’ın temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Diğer davacıların temyiz istemlerinin reddine,
3. Temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararının davacılardan …’ın maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmının oyçokluğuyla BOZULMASINA, diğer kısımlarının oybirliğiyle ONANMASINA,
4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/06/2021 tarihinde, karar verildi.