Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2014/23456 E. 2015/35013 K. 17.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/23456
KARAR NO : 2015/35013
KARAR TARİHİ : 17.12.2015

Y A R G I T A Y İ L A M I

MAHKEMESİ : Ankara 7. İş Mahkemesi
TARİHİ : 27/05/2014
NUMARASI : 2012/1864-2014/578

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ücret alacağı, yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının, iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin, ücret, fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücret alacağının ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, istekler kısmen hüküm altına alınmıştır.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı davalı işyerinde müdür yardımcısı olarak çalıştığını iddia etmiş, davalı ise davacının kasiyer olarak çalıştığını savunmuştur. Davacı tanıkları, ortak çalışma döneminde davacının kasiyer olarak çalıştıklarını beyan etmişlerdir. Davacı tanığı N.. K.., işyerinden ayrıldıktan sonra markete alışverişe gittiğinde davacının müdür yardımcısı olarak çalıştığını gördüğünü belirtmiş ise de artık davalı işyerinde çalışmadığından işyeri kurallarını ve düzenini bilebilecek durumda değildir. Dosya kapsamı, mevcut deliller ve tanık beyanlarına göre, davacının müdür yardımcısı olduğunu ispatlayamadığından davalı işyerinde kasiyer olarak çalıştığının kabulü gerekir. Mahkemece davacının kıdemi ve kasiyer olmasına göre ilgili meslek kuruluşlarından ve yukarıda belirtilen mercilerden uyuşmazlık konusu dönemde alabileceği emsal ücret seviyesi belirlenmeli ve dava konusu alacaklar buna göre hesaplatılmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3-Taraflar arasında fazla mesai alacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanıklarının beyanlarına itibarla tüm dönem için davacının günlük dört saat fazla mesai yaptığının kabulüyle talep konusu alacak hesaplanmış ise de, davacı tanıkları tüm dönem davacıyla birlikte çalışmamıştır. Buna göre, ortak çalışma dönemi ile sınırlı olarak günde dört saat üzerinden fazla mesai alacağının hesaplanması gerekir. Bunun dışında kalan dönem bakımından, yazılı belge bulunmadığından ve davacı tanıklarının da çalışma süresi haricindeki dönem için iş yerinde çalışma düzenini bilmesi mümkün olmadığından söz konusu dönem için fazla mesai ücret alacağının ispatlanamadığının kabulü gerekir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.