YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/273
KARAR NO : 2015/27832
KARAR TARİHİ : 02.07.2015
Tebliğname No : KYB – 2014/416630
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18.12.2014 gün ve 2014-22699/75202 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.12.2014 gün ve KYB. 2014/416630 sayılı ihbarnamesi ile;
Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık F.. T..’in, 204/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5-8. maddesi gereğince sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair Beytüşşebap Asliye Ceza Mahkemesinin 31/12/2013 tarihli ve 2012/5 esas 2013/50 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/12. maddesi uyarınca mahkeme kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kısmının itiraza tâbi olduğu, sanık hakkında tayin olunan cezaya ilişkin asıl hükmün ise, 5271 sayılı Kanun’un 231/11. maddesi de dikkate alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ortadan kaldırılması durumunda temyiz kanun yoluna tâbi olacağı, itirazın ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında da belirtildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının yanı sıra suçun sübutuna ilişkin de incelenmesi gerekeceği cihetle, Beytüşşebap Cumhuriyet Başsavcılığının 23/01/2012 tarihli 2011/424 hazırlık sayılı tanzim edilen tutanakta, Ömer ve Nihari kızı 16/06/1978 doğumlu F.. T..’e ait 20/02/2007 tarihinde verilen nüfus cüzdanının sahte olduğu ve muhafaza altına alındığının belirtildiği, 02/02/2014 tarihli iddianamesinde açıklandığı üzere, sanığın 23/01/2011 tarihli ifadesinde adının H.. T.. olduğunu, köylüsü olan F.. T..’in ölümünden sonra ona ait olan nüfus cüzdanını alıp üzerine kendi fotoğrafını yapıştırdığını ve o tarihten itibaren sözkonusu nüfus cüzdanını kullandığını ifade etmesi nedeni ile sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılmış ise de; 20/02/2007 tarihli nüfus cüzdanı talep belgesinde bildirilen ad, soyad ve diğer kimlik bilgilerinin gerçekte var olmadığı, sanığın nüfusta başka kaydının da bulunmadığı anlaşıldığına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/2-b. maddesine aykırı olacak şekilde düzenlenen iddianame ile gerçek olmayan kimlik bilgilerine dayanılarak kamu davası açılmış bulunduğu cihetle, hayali sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,
2- Mahkemece yapılan yargılama sonucu F.. T..’in gerçekte ölüp ölmediği, öldüğünün tespiti hâlinde gerçek sanığın nüfusa başka kaydının bulunmadığının belirlenerek nüfusa kaydının sağlanması, ölü F.. T.. hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64. maddesi gereğince düşme kararı verilmesi ve nüfusa kaydı temin edilen gerçek sanık hakkında ise suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkumiyet kararı olmadığı gibi, davayı esastan sonuçlandıran bir hüküm de değildir. Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında belirtildiği gibi, bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup, CMK’nun 231. maddesinin 10 ve 11. fıkraları uyarınca, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, kamu davası aynı Yasanın 223. maddesi uyarınca düşürülecek, aksi halde ise açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz vaki olduğunda, merciince ne şekilde inceleme yapılacağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.04.2009 gün ve 2009/64 Esas, 2009/83 karar sayılı içtihadında açıklanmıştır. Buna göre; İtiraz mercii, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin koşullarının (suça ve sanığa ilişkin) olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında hukuka aykırılık (denetim süresinin doğru belirlenip belirlenmediği, denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmiş ise, belirlenen yükümlülüklerin yasada düzenlenen yükümlülüklere uygun olup olmadığı) bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapacaktır. İtiraz merciinin, suçun sübutu ve nitelendirilmesi gibi esasa ilişkin hususlarda değerlendirme yapması olanaklı olmadığı gibi açıklanmayan mahkûmiyet hükmü içeriğindeki hukuka aykırılıkları da denetlemesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.01.2013 gün ve 2012/10-534, 2013/15 sayılı kararında ise, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz vaki olduğunda merciince, CMK’nun 231. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının yanında suçun sübutuna ve vasıf değişikliğine ilişkin de inceleme yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Açıklanan kararlarda, itiraz merciince yapılacak şekli incelemenin kapsamı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununlu birlikte, esasa müessir incelemenin çerçevesinin belirlenmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nun 231/5 fıkrasında, sanığa “yüklenen suçtan” dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğinin öngörülmüş olması karşısında; merciin öncelikle, sanığa yüklenen eylemin kanunda suç olarak tanımlanıp tanımlanmadığını incelemesi gerekmektedir. Kanunun lafzında “yüklenen suçtan” dolayı yapılan yargılamadan bahsedilmiş olması nedeniyle sanığa yüklenen eylemin kanunda suç olarak tanımlanması zorunludur. Bunun gibi, kanunda suç olarak tanımlanan eylemin cezası da, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırları içerisinde kalmalıdır. Vasıflandırmada hata yapılmak suretiyle uygulanma imkanı bulunmayan suçlar için hükmün açıklanmasının geri bırakılması karar verilmesi de merciin inceleme kapsamı içinde kabul edilmelidir. Esasen her iki inceleme bir yönünüyle esasa müessir olarak kabul edilebilirse de, kanunun lafzı karşısında bu incelemenin aynı zamanda, şekli bir inceleme olduğunu söylemek mümkündür. Aksinin kabulü, kanunda suç olarak tanımlanmayan, tanımlanıp da kapsam dışında kalan eylemler için, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi ve bunun da herhangi bir incelemeye tabi tutulmaması sonucunu doğuracaktır ki, bu kanun koyucunun öngördüğü bir sonuç değildir. Bunun dışında, merciin, suçun sübutu ya da ceza miktarı itibariyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırları içerisinde kalan eylemin vasıflandırması ile ilgili bir değerlendirme yapması mümkün değildir. Zira, bu tür aykırılıklar hükmün açıklanması durumunda temyiz ya da kanun yararına bozma yasa yollarının konusunu oluşturacaktır.
Açıklanan nedenlerle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olması halinde, merciince itirazen incelenebilecek aykırılıkların kanun yararına bozma konusu yapılabileceği, itiraz incelemesine konu olamayacak husuların ise, ancak hükmün açıklanmasından sonra yasa yollarına konu edilebileceği kabul edilmelidir.
İncelenen dosya içeriğine göre; Beytüşşebap Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 02.02.2012 tarih ve 2012/12 esas sayılı iddianamesi ile, nüfusa kayıtlı olmayan Kardaş ve Nur kızı H.. T..’in, F.. K..’ın (T..) vefatı üzerine onun nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle kullandığı iddiasıyla Ömer ve Nihari kızı 16/06/1978 doğumlu F.. T.. hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmakla, anlatılan eylem nedeniyle F.. K..’a (T..) yüklenen bir suçtan bahsedilemeyeceğinden, sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223/9. maddesi gereği beraat kararı verilmesi gerektiği cihetle, ihbarnamedeki kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Beytüşşebap Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31/12/2013 tarihli ve 2012/5 esas, 2013/50 sayılı kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca karar verilmesi mümkün görüldüğünden, yüklenen sahtecilik suçunun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle beraatine, F.. T.. sahte kimliğini kullanan Hıyal Tuncer’in nüfusa kaydının sağlanması için gerekli işlemlerin yapılması ile hakkında suç duyusunda bulunulması hususlarının mahallinde ikmaline, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.