Danıştay Kararı 5. Daire 2017/6204 E. 2021/2308 K. 28.06.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/6204 E.  ,  2021/2308 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/6204
Karar No : 2021/2308

DAVACI : …

DAVALI : …Kurulu / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Usulüne uygun bir soruşturma yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan dava konusu kararın tesis edildiği, Anayasal teminatların gözetilmediği, gerekli araştırma yapılmadan ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin meslekten çıkarıldığı, dava konusu kararda kişiselleştirme yapılmadığı, suç ve cezanın şahsiliği, yargının bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı gibi ilkelerin ihlal edildiği, olağanüstü dönemlerde şartların gerektirdiği ölçüde ve olağanüstü dönemde geçerli olabilecek kararlar alınabileceği, dava konusu kararın 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda belirtilen güvencelere ve Kanunun amir hükümlerine aykırı olarak tesis edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ: Dava, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …günlü, …sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
667 sayılı KHK’nin 29.10.2016 günlü, 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Kanun ile yasalaşmış olması nedeniyle, davacının Anayasaya aykırılık iddiasının incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü öngörülmüştür.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde Milli Güvenlik Kurulu’nun, Hükümete olağanüstü hal ilan edilmesi yönünde 20.07.2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.07.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiş ve bu karar TBMM’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca 23.07.2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında da, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun …günlü, …sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Kurula intikal eden ihbar, şikayet, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Kurulun, FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları ile birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu adı belirlenen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nin 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle, 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu kararda ismi yer alan davacı tarafından yapılan yeniden inceleme isteminin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun …günlü, …sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 günlü, E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 günlü, E:2015/3, K;2017/3 sayılı kararında da, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiş bulunmaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçu nedeniyle açılan kamu davasında … Ağır Ceza Mahkemesinin …günlü, E:…, K:…sayılı kararı ile davacının üzerine atılı suçu işlediği kanaatine varıldığından, etkin pişmanlık gösterilmesi nedeniyle 1 yıl, 6 ay, 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği ve hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verildiği, UYAP üzerinden yapılan araştırmada kararın itiraz edilmeyerek 13.02.2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacının silahlı terör örgütüne üye olduğu, hakkında açılan kamu davasında verilen ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğundan, her ne kadar verilen hapis cezasından sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişse de, bu kararın belirtilen durumun aksini ortaya koyar nitelikte olmaması nedeniyle, davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında mevzuata ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5-6. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 13/02/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 23/12/2016 tarih ve E:2016/4996, K:2016/4692 sayılı kararı ile kabul edilmiştir. Bu karar, hüküm kesinleşinceye kadar devam ettiğinden Dairemizce adli yardıma ilişkin ayrıca bir karar alınmamıştır.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, Dairemizin 03/02/2020 tarihli ara kararıyla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 16/10/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 05/09/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve eklerinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Dairemizin 10/11/2020 tarihli ara kararıyla, davalı idarenin 30/04/2020 tarihinde dava dosyasına sunmuş olduğu Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD’nin davacıya tebliğ edilmesine, söz konusu Danıştay savcı düşüncesi karşı beyanlarını sunabilmesi için davacıya on (10) gün süre verilmesine karar verilmiştir.

Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.N.D.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…Burcu isimli şahıs: Nevşehirli idi. Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi, yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılı mezunu idi, benimle birlikte sınavlara hazırlanmak için çalışma evinde kaldı, ben sınavı kazandıktan sonra mülakat evine geçtim, Burcu’nun çalışma evine devam edip etmediğini bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “…ancak bu beyanlarımda 3. evde M.Y., A.Ö. ve A.K’nın yanında samimi arkadaşım olması nedeniyle daha önceki ifademde beyan etmediğim … da kalıyordu. Hatta … bu evin sorumlusu idi. … 13. Dönemde hakim savcı olmuştur, Nevşehirli’dir. Zaten benim üniversiteden dönem arkadaşımdır, ilk ifademde ve sonrasında üniversite yıllarında cemaat evlerinde kaldığını beyan etmiştim, ancak ben …’ın çalışma evlerinde sınava hazırlandığını biliyorum, ancak kiminle hangi evde çalıştığını bilmiyorum……. (…) ve ……Bunların yapı evliliği yaptığını gerek bayanlardan gerekse sohbet ortamlarından net bir şekilde biliyorum…”
Öte yandan, aynı şahsa … isimli şahıs olarak bahsettiği kişi ile ilgili 09/11/2016 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi neticesinde, davacı … net ve kesin olarak teşhis edilmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.G.K.’ya ait Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: ” 2011 yılı yanlış hatırlamıyorsam şubat ayında adli yargı mülakatı açıklandı ve mülakatı kazandığımı öğrendim. Daha sonra beni İSMİNİ VE KOD ADINI BİLMEDİĞİM bir şahıs beni telefonla arayarak seninle Keçiören’de bir evde görüşeceğiz dedi. Sonra ben Keçiören’deki bu eve gittim. Bu evde 13. Dönem arkadaşlarımdan E.E., R.A., …,….B.K’yı bu evde gördüm…Yapının 4. staj evinde A.K., ……… A.B. İsimli şahısların birlikte kaldığını hatırlıyorum…Staj döneminin sonunda bizler gruplara ayrıldık. Ben A.K.’nın sorumlusu olduğu gruptaydım. Benim dışımda bu grupta …. ……. da vardı……… …’ın, A.B’nin, N.Ö.’nün çocuklarına Fetullah Gülen’den isim istediklerini bizzat kendi ağızlarından veya arkadaş ortamında muhabbet esnasında söylediklerinden biliyorum…. …:…… isimli şahısla yapı tarafından evlendirildiğini biliyorum…”
Öte yandan, aynı şahsa … isimli şahıs olarak bahsettiği kişi ile ilgili 13/02/2018 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi neticesinde, davacı … net ve kesin olarak teşhis edilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.K.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: ” Ben bu eve gittiğimde bu evde benimle birlikte E.D. ….. E.Y. kalmaya başladı. Bu evin murakıbı KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM …’dı. Bu evin ser murakıbı ise N. Kod adlı N. di. Bu evin kuralları birinci ve ikinci çalışma evinin kuralları ile aynıydı. Bu ev yine gittiğimizde dayalı döşeliydi, evin elektrik-su-doğalgaz aboneliklerinin kimin üstüne olduğunu bilmiyorum. Bu evin telefon aboneliğinin de kimin üzerine kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum. Ancak … ismini anımsıyorum ve telefonun onun adına kayıtlı olabileceğini düşünüyorum. Ancak bundan tam olarak emin değilim, başkasının adına da kayıtlı olabilir….Biz sınavı kazandıktan sonra bu evde kalan herkes sınavı kazandığından bu ev mülakat evi olarak kullanmaya başlanıldı. Bu evde yine benimle birlikte E.D….E.Y. mülakat sonuna kadar kaldı. Bu evin mülakat evi olarak kullanıldığı dönemde de yine evin murakıbı KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM …, ser murakıbı ise yine N. Kod adlı N. di. Bu mülakat sürecinde … ya da N. Kod adlı N. isimli şahıslardan biri bizimle görüşme yaptı, mülakatın nasıl yapılacağı konusunda bize bilgi verdiler ve mülakat provası için tanımadıkları birilerinin eve geleceğini ve bize mülakat provası yapacaklarını söylemişlerdi, ayrıca bize hitaben ‘koyu renk takım elbise olsun, füme ya da siyah olsun, etek boyunuz diz kapağınızın dört parmak altında olsun, ayakkabılarınız siyah, topuklu olsun ama aşırı topuklu olmasın, beyaz gömlek alın, hafif bir makyaj yapın, vb’ şeklinde söyledi. Biz de ona göre hazırlığımızı yaptık, sonrasında yine tarihini hatırlamadığım bir günde ismini, kod adını hatırlamadığım bir daha hiç bir yerde karşılaşmadığım üç kişi bize mülakat provası için geldi. Bize gerçek mülakattaki gibi prova yaptılar. Daha sonra da evden ayrıldılar. Biz mülakata girdik ve evde kalan herkes mülakatı geçti. Daha sonra biz 14.dönem adli yargı hakim-savcı adayı olarak göreve başlamaya hak kazandık ve bu evde kalan herkes stajını Ankara ilinde başlattı…”
Aynı şahsa ait Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “……: Bu şahsın nereli olduğunu hatırlamıyorum. Kırıkkale Hukuk mezunudur. Bu şahıs üçüncü hakim savcı çalışma evinin murakıplığını yapan, sonrasında adli yargı hakimi olan şahıstır. Görsem teşhis ederim….”
Öte yandan, aynı şahsa … isimli şahıs olarak bahsettiği kişi ile ilgili 18/04/2018 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi neticesinde, davacı … net ve kesin olarak teşhis edilmiştir.
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.Ç.’ye ait Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 05/11/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…… isimli şahsı Kırıkkale Üniversitesinden tanıyorum. Kendisi ben 1. sınıfta iken 2. sınıfta idi. Kendisinin yapının evlerinde kalarak mezun olduğunu ve Ankara ilinde bulunan yapıya ait çalışma evlerinde hazırlanarak sınavı ve mülakatı kazandığını biliyorum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ç.D.’ye ait, Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “….ÜNİVERSİTE 2.SINIF 2005-2006 YILI: Ben bu yılda cemaatin farklı bir evinde kaldım. Bu evin açık adresini hatırlamıyorum. Bu dönemde benimle beraber kalan şahıslar …, ….. S.Ö. isimli şahıslarla beraber kaldım…1- …: Bu şahıs Nevşehirlidir. Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Bu şahısla üniversite 2. sınıfta yapının evinde birlikte kaldım. Sonrasında bu şahsın adli yargı hakimi olduğunu ve ihraç olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim…”
Öte yandan, aynı şahsa … isimli şahıs olarak bahsettiği kişi ile ilgili 07/05/2018 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi neticesinde, davacı … net ve kesin olarak teşhis edilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.’ya ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/04/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Yenimahalle’deki dördüncü evde ise M.Y., …, ….A.K. kalıyorlardı. Bu evde M.Y. ve … murakıp idi…..Yukarıda anlattığım ev arkadaşlarımdan …… …….cemaat içi evlilik yapan kişilerdi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.’ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “….Sınavı kazanarak staja başlayan kişiler Ankara’da iki bölüme ayrıldılar. Bir grubun başında yine bizim gibi stajyer olan M.A., diğer grubun başında R.Y. vardı. Ben M.A.’nın grubunda kaldım ve benim gibi cemaat evinde kalan ve yine benim gibi hakim adayı olan …………. bulunmaktaydı ve bu kişiler M.A.’nın grubunda idiler….”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… Mülakatın açıklanmasından sonra göreve başlamadan önce Ankara’da 13.dönem olarak staj yapacak bayan hakim-savcı adaylarına yönelik Ankara Keçiören’de bulunan çalışma evi olarak kullanıldığım öğrendiğim bir evde toplantı yaptılar. Bu toplantıda ismini veya kod adını bilmediğim, şu an teşhis edebileceğimi düşünmediğim bir şahıs bize önce sohbet yaptı. Sonrasında staj evlerinde kimin hangi evde kalacağını, ev sorumlularının kimler olacağını, devre mesullerinin kimler olacağını açıkladı. Bu toplantıda benimle birlikte ……. ……. vardı…Zaten bu toplantı devre mesulü olan M. kod adlı M.G.’nin sorumlu olduğu Ankara’daki 13.dönem staj yapılanmasındaki evlerde kalacak kişilerdi. Diğer devre mesulü olan R.U.’nun sorumlu olduğu Ankaradaki 13.dönem staj yapılanmasındaki evlerde kalacak kişilerin toplantısı da benim kendi kaldığım yukarıda tarif ettiğim Keçiören’deki mülakat evinde gerçekleşti. Ancak o toplantıya katılmadığım için o toplantıya kimlerin katıldığını ve sohbeti kimin yaptığını bilmiyorum. Ayrıca bu toplantıda devre mesulü olan M. kod adlı M.G.’nin sorumlu olacağı 13.döneme ait staj evlerinin Yenimahalle civanndan tutulacağı söylendi. Biz de bu bölgeden M. kod adlı M.G.’nin sorumlu olacağı dört ev kiraladık….M. kod adlı M.G.’nin sorumlu olduğu dört evin dördüncüsünün ev sorumlusu A.K. idi Bu evde A.K. dışında A.Ö., M.Y, … vardı…… yapı aracılığı ile … ile evlendiğini biliyorum. Bunu ben staj döneminde arkadaş ortamında öğrendim. Hatta bu şahıslara evlilik için aracılık eden izdivaç sorumlusu A. kod adlı M.E.’ydi….13.dönemden … murakıp olarak görev yapıyordu. Hatta bu yapının tabiri ile beşliklerin kalmış olduğu çalışma ve mülakat evlerinde bu görevi yaptığını biliyorum. Bu şahıs zaten benim dönemimdir, bu nedenle yaptığını öğrendim…Kod adını bilmediğim …; Nevşehirlidir. Kırıkkale Hukuk Mezunudur. Esmer tenli, uzun boyludur. Adli hakimdir. Bu yapıya ait 13.dönem hakim-savcı staj evlerinde kalan kişilerden biridir Yapı içerisindeki görevi beşlik grubunun murakıbıdır. Görsem teşhis edebilirim. Kod adını bilmediğim …; …. … ile yapı evliliği yapan kişidir…”
Öte yandan, aynı şahsa … isimli şahıs olarak bahsettiği kişi ile ilgili 02/12/2017 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yaptırılan teşhis işlemi neticesinde, davacı … net ve kesin olarak teşhis edilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “….daha sonra beni alarak ismini hatırlamadığım semtte bulunan Google Mapsten gösterebileceğimi düşündüğüm bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle beraber ….. …isimli şahıslar vardı…. …ve … isimli şahısların Adli yargı sınavını kazandığını duydum….”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/09/2017 tarihli ek ifade tutanağı: “… 14- … isimli şahıs: Bu şahıs 2.gittiğim Hakim Savcı Çalışma evinde bulunan şahıs idi, sonrasında Hakim olduğunu duydum, bu şahsın Nevşehirli olduğunu biliyorum, Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu idi, görsem teşhis ederim…”
Davacı tarafından, ifadelerin yasak usulle alınması nedeniyle geçerlilikleri bulunmadığı, tanık beyanlarının baskı ve tehditle verilmiş ifadeler olduğu, somut hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın genel ifadelerle hakkında isnatta bulunulduğu, hakkında aynı suçtan soruşturma bulunan kişilerin tanık olarak dinlenmesi nedeniyle bu beyanlara itibar edilmemesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Bununla birlikte, davacının, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca …numaralı soruşturma kapsamında müdafi huzurunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma amacıyla verdiği 09/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; ” …Ben 4.sınıfa geçtiğimde Kırıkkale’de bana yapı içerisinde ev ablalığı görevi verildi. Ben 4.sınıfın başında yani 2008 yılının sonlarına doğru bana o dönemde bölgeci olarak görev yapan Ç.Y. isimli şahıs benimle görüşme yaptı, bana ev ablalığı yapıp yapamayacağımı sordu, yaparsan iyi olur şeklinde söyledi. Ben de ev ablalığı yapmayı kabul ettim ve şu an göstereceğimi düşündüğüm bir evde ev ablası olarak görevlendirildim. Benim bu ev yapı içerisinde ev ablalığı yaptığım birinci evdi. Bu evde benim dışımda G.T., K.Ç., Z.K. ve hukuk fakültesi dışında başka bir bölümde okuyan ismini hatırlamadığım bir şahıs daha vardı. Bu evde ev ablalığı yaptığım dönemde o dönemde yapı içerisinde BTM olarak görev yapan N. isimli şahıs vardı. Ben bir müddet bu evde ev ablalığı yaptıktan sonra ikinci dönemde benim şu an gösterebileceğimi düşündüğüm ikinci bir eve gönderdiler. Ben burada ev ablalığı yaptığımda bu evde bölgeci olan Ç.S.,… T.Ö.B. isimli şahıslar kalıyordu. Ben 4.sınıfa geçtiğimde yapı içerisinde kariyer görüşmesi olarak adlandırılan bir görüşmeye katılmaya başladım. Yapı içerisinde kariyer görüşmesinin amacı hukukçuları çalışma evlerine yönlendirmekti. Bu kariyer görüşmesini 4.sınıfta birden fazla kez yaptım. Son görüşme dışındaki diğer görüşmeler normal yapı içerisinde yapılan sohbet havasında geçiyordu. Asıl görüşme son görüşmedir. Benimle ilk başta ilk görüşmeyi yapan kişi kendisini H. olarak tanıtan bir şahıstı. Bu şahsın isminin H. olduğundan tam olarak da emin değilim. Bu şahsı görsem teşhis edebileceğimi düşünüyorum ancak bundan da emin değilim. İlk görüşme sonrasında H. isimli şahsın yerine kod adının …olduğunu düşündüğüm bir şahıs geldi. Bu şahıs bizimle son görüşmeyi yapan şahıstır. Benimle beraber kariyer görüşmesine katıldığını bildiğim Ç.S…Z.K. isimli şahıslar vardı. Son görüşmede kod adının …olduğunu düşündüğüm şahıs bizimle tek tek görüştü ve benimle de görüştüğünde bana hitaben “üniversiteyi bitirince ne yapmayı düşünüyorsun, Ankara’da hakim savcı çalışma evlerimiz var orada kalmak ister misin” şeklinde sordu, ben de kendisine hitaben kalmak istediğimi belirttim. Daha sonra bizim görüşmemiz sona erdi, sonrasında ben üniversiteden mezun oldum. Akabinde memlekete ailemin yanına gittim. Ben memlekette bulunduğum esnada kod adını …olarak tahmin ettiğim kişi beni telefonla aradı. Bana Ankara’ya gelme konusundaki fikrimi tekrar sordu. Ben de kendisine geleceğimi söyledim. Bunun üzerine şahıs bana tarih verdi. Ben de o tarihte Aşti’ye gittim. Aşti’ye gittiğimde …kod adını kullandığını düşündüğüm kişi beni karşıladı, beni alarak Keçiören’de şu an gösterebileceğim bir eve götürdü. Bu ev benim birinci çalışma evimdi, bu çalışma evine girdiğim tarih tahmini olarak 2009 yılının ağustos eylül aylarıydı ancak net tarih hatırlamıyorum, BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve gittiğimde evin murakıbı ….idi. Bu evin ser murakıbını hiç hatırlamıyorum. Bu evin ser murakıbı eve gelip gitti mi tam olarak hatırlamıyorum. Ya da olduğundan bile emin değilim. Ben bu eve gittiğimde bu evde A.N.E.,…E.B. adlı şahıslarla birlikte kalmaya başladık. Bu evin telefon hattının öncelikle E.B. adına kayıtlı olduğunu, kısa bir süre sonra A.N.E. isimli şahsın adına açıldığını biliyorum ancak bunun ne için yapıldığını bilmiyorum. Diğer faturaların kimin adına kayıtlı olduğunu, bu evi kimin kiraladığını bilmiyorum. Bu evde bulunan kişilerin tamamı 2009 yılı sonbahar döneminde yapılan adli yargı sınavına hazırlandı. Bu sınava girdikten sonra aynı evde 1 hafta kadar kitap okuma kampında kaldık, sonra memleketlerimize gittik. Ben sınavı kazanamayacağımı düşündüğümden tekrar aynı eve sınavı hazırlanmak için geldim. Geldiğimde girmiş olduğum sınav açıklandı, bu evde sınavı E.B. ve A.N.Ö. kazandı. Bunlar dışında evde bulunan ben, S.Ö. , Y.K. kazanamadık. Daha sonra bu evden A.N.Ö. , E.B. sınavı kazanarak ayrıldı. Bu evden Y.K. ve S.Ö. ayrıldı. Bunların yerine M.A…F.K. geldi. Biz bir müddet yaklaşık birkaç ay bu saydığım M.A….F.K. ile ders çalıştık. O dönemde 2010 yılı nisan ayında sınav açılmaması nedeniyle bu evden memleketimize tatile gittik. Bu dönemde yine telefon hattının A.N.Ö. adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. Biz memleketlerimize tatile gittiğimizde yanlış hatırlamıyorsam … isimli şahıs beni aradı ve Ankara’ya tekrar gelmemi istedi ve ben de Ankara’ya geldim ve daha önce çalışmış olduğum bahse konu eve gittim. Bu evden eşyalarımı aldım ve beni H. kod adlı B. isimli şahıs bu evden alarak beni kalacak olduğum ikinci eve götürdü. Bu ev benim kalacağım ikinci ve son çalışma evimdi, İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve gittiğimde bu evin murakıbı…, ser murakıbı ise kod adı olup olmadığını bilmediğim ancak gerçek isminin Z.M. olduğunu bildiğim şahıstı. Bu eve gittiğimde benimle birlikte bu evde soy ismini hatırlamadığım ….. bulunuyordu. Bu evin hattının ve diğer faturalarının kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evi kimin kiraladığını da bilmiyorum. Biz bu evde 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına hazırlandık. Bu sınavlardan ben idari yargıyı kazanamadım ancak adli yargı sınavını kazandım. Bu evde idari yargı sınavını …. isimli şahıs ile …. isimli şahıs kazandı ve idari yargı sınavını kazanır kazanmaz evden ayrıldılar. Bu nedenle bu kişilerin adli yargı sınavına girip girmediklerini bilmiyorum. Bu evde adli yargı sınavını …… isimli şahıs ve ben kazandık. Z.K. ve G.A. isimli şahıslar 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarının ikisini de kazanamadılar. Bu dönemde kitap okuma kampının olup olmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Ben sınava girdikten sonra memlekete gittiğimi ve memlekette iken sınavın açıklandığını hatırlıyorum. Yine yanlış hatırlamıyorsam sınavı kazandıktan sonra …. isimli şahıs beni aradı ve Ankara’ya çağırdı ve ben daha önce ikinci evim olarak bahsettiğim bu eve gittim. Bu ev o dönemde mülakat evi olarak kullanılmaya başlandı. ÇALIŞMA EVLERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ: Çalışma evlerinde yapı içerisinde tek evden sorumlu kişiye murakıp, birden fazla evden sorumlu kişiye, yani murakıbın üstünde yer alan kişilere ser murakıp deniliyordu. Bu şahısların bu görevi yaptıkları sırada Ankara Adliyesinde hakim-savcı adayı olduklarını zamanla yapı içerisinde öğrendim. Bu evde telefon ve televizyon gibi dijital eyşaları kullanmak yasaktı. Hatta ben her eve gittiğimde kaldığım evin murakıbına telefonu kapatıp teslim ettim. Bu evde telefon kullanılmadığından içeriden dışarı aranmayan ancak dışarıdan içeri aranabilen bir sabit telefon vardı. Benim yukarıda belirtmiş olduğum birinci evimde evin sabit hattı kısa süreliğine E.B. adına sonrasında da A.N.E. adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum. İkinci çalışma evinde hat kimin üzerineydi onu bilmiyorum. Ayrıca bu evde kalanlar matbu miktarda para veriyordu, kalanı ise yapı karşılıyordu. Kiranın nasıl ödendiğini, faturaların kimin üzerine olduğunu bilmiyorum ancak faturalar murakıplar tarafından verilen paradan ödeniyordu. Bu evlere girmeden önce bu evlerde gördüklerimi, kişileri kimseye söylemeyeceğime dair Kuran’a el basarak yemin ettim. Yeminimi etmeden önce abdest aldım. Bu evlere yapı tarafından dörtlük ve beşlik olarak tabir edilen kişiler alınırdı. Hatta bunların dörtlük olanlarının evi ayrı, beşlik olanların evi ayrıydı. Ben kendimin de beşlik olduğunu düşünüyorum ancak bunu kimseden duymadım. Ayrıca bu evde kaldığımız dönemde biriyle irtibata geçmemiz gerektiğinde ankesörlü telefondan aramamız gerektiği söylenirdi. Yine bu evde bulunduğumuz dönemde komşulara kendimizi avukat stajyeri olarak tanıtmamız gerektiği söylenirdi. Zaten komşularla muhattap olmamız da mümkün olduğunca yasaktı. Ayrıca bu eve bu ev dışında kalan kimsenin alınması yasaktı. Bu evde ser murakıplar aylık denemeler getirirdi. Evde bulunan kişilere çözdürüp denemeleri alıp götürürlerdi diye hatırlıyorum, dedi. MÜLAKAT EVİ: Benim ikinci çalışma evi olarak yukarıda bahsetmiş olduğum ev bu dönemde mülakat evi olarak kullanılmaya başlandı. Mülakat evi olarak kullanıldığı dönemde evin murakıbı H. kod adlı B., ser murakıbı ise kod adı kullanıp kullanmadığını hatırlamadığım Z.M. isimli şahıstı. Mülakat evinde benimle birlikte H.K., H.Ş. ve R. isimli şahıslar ile kalmaya başladık. Bu evde benimle birlikte toplamda dört şahıs vardı. Bu evde biz mülakata hazırlandık. Bu evde bize mülakat provası yapıldı. Bu mülakat provası yapılmadan önce yanlış hatırlamıyorsam murakıp bize hitaben “mülakatta giymek için siyah takım elbise, topuklu ayakkabı, beyaz gömlek alınacak, etekler diz altı olacak, saçlar düzgün olacak, hafif makyaj yapılacak, vb” şeklinde sözler söyledi. Bize prova yapmak üzere meslekten olduğunu düşündüğüm iki ya da üç kişi eve geldi, bizi tek tek odaya aldılar. Gerçek bir mülakat nasıl yapılıyorsa o şekilde hareket etmemiz istendi. Beni odaya aldıklarında; bana hukuk ve genel kültür-genel yetenek alanından birkaç soru sordular. Prova bitince eleştirileri yaptılar. Hangi konuda eksikliğim olduğunu söylediler. Heyecanlı olduğumu, sakin olmam gerektiğini söylediler. Bunun dışında başka bir eleştiri yapıldı mı hatırlamıyorum. Daha sonra evden gittiler. Eve gelenlerden bir tanesinin kod adının M. gerçek adının R. olduğunu sonradan öğrendim, M. kod adlı şahıs bir keresinde daha sonraki aşamalarda anlatacağım staj evine gelip ziyaret ettiğinde bize prova yapan şahsın bu şahıs olduğunu hatırladım. Bu şahsı bir keresinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında da gördüm. Bu şahıs biz Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında savcıların yanında staj yaparken o dönem ki adaylara 6136 sayılı kanunu anlatmıştı. Bu şahsı orada da görmüştüm, bu şahsın kod adının M. gerçek adının R. olduğunu hatırlıyorum. Daha sonra biz bu arada referans görüşmeleri yaptık. Ben mülakatı geçtim, yanlış hatırlamıyorsam mülakatı geçtikten sonra ancak mesleğe başlamadan önce …kod adlı şahsın evinde bir toplantı yapıldı. …kod adlı şahıs bu görüşmede hangi evlerin ne şekilde kiralanacağı, kimin hangi evlerde kalacağı hususlarını, kiralayacağımız evlerin özelliklerini anlattı. Zaten daha önceden bize Ankara’yı tercih etmemiz söylenmişti, ancak kimin tercih etmemizi söylediğini hatırlamıyorum. …kod adlı şahıs bize bu toplantıyı yaptığında benimle birlikte A.Ö….E.E. katıldı. Biz bu toplantı sonrasında ev aramaya başladık. …kod adlı şahıs kimin kimle kalacağını söylediği için herkes kalacağı evi aramaya başladılar. …kod adlı şahıs toplantıda evden benim sorumlu olacağımı ve evde benimle birlikte M.Y…A.K.’nın kalacağını söyledi. Daha sonra biz ev aradık. Yenimahalle civarında bir ev kiraladık, bu evin bütün kira sözleşmesi ve faturaları benim üzerimeydi. Bu toplantı bittikten sonra biz ev kiraladık ve 13.dönem hakim-savcı adayı olarak göreve başladık. STAJ DÖNEMİ: Biz Ankara Adliyesinde staj yapmaya başladıktan sonra 13.dönem adli yargı hakim-savcı adayları olarak bizden sorumlu iki tane devreci vardı. Bunlardan birincisi M.A., ikincisi R. isimli şahıstı. M.A. isimli şahsın altında toplamda 4 ev vardı. R. isimli şahsın altında kaç ev vardı onu tam olarak bilmiyorum, ancak M.A.’nın ev sayısı ile aşağı yukarı aynı olduğunu düşünüyorum, ancak net sayıyı bilmiyorum. M.A. adlı şahsın altında bulunan birinci evde ev sorumlusu bendim. Benim sorumlu olduğum evde benim dışımda A.Ö., M.Y., A.K. vardı. Benim sorumlu olduğum evde toplamda dört kişi kalıyorduk. Ayrıca M.A.’nın altındaki ikinci evin sorumlusu M.A. isimli şahsın olduğunu hatırlıyorum ancak bundan tam olarak emin değilim. M.A.’nın sorumlu olduğu evde M. dışında H.K…A.B. kalıyordu. Bu ev de toplamda dört kişiydi. Yine M.A.’nın altındaki üçüncü evin sorumlusu M. isimli şahıstı. Bu evde M. Dışında Ç.Y. … kalıyordu. Bu ev de toplamda beş kişi kalıyordu. Yine M.A. isimli şahsın sorumlu olduğu dördüncü evin sorumlusu Y. isimli şahıstı. Bu evde de Y. isimli şahıs dışında N.K., S.K. kalıyordu, ayrıca şu an hatırladığım kadarıyla ailesinin yanında kalan staj evinde kalmayan ancak yapı içerisinde yer aldığını bildiğim ve M.A.’nın sorumlu olduğu E.G. isimli şahıs vardı, bu şahıs yapı içerisindeydi ancak ailesinin Ankarada olması nedeniyle staj evinde kalmıyordu, yine staj döneminde ilk akademide Z.E. isimli şahsın akademi stajına gelerek bizim evde kaldığını ve yapı içerisinde yer aldığını hatırladım, bu şahıs yanlış hatırlamıyorsam memleketi Çarşamba’da staj yapıyordu, Ankara yapılanmasında yer almıyordu, yine benim evde kalan M.Y. ile E.E. isimli şahsın yerleri değişmişti. M.Y. bir müddet benim sorumlu olduğum evde kaldı, daha sonra E.E. ile yer değişti, yine biz staja başladıktan sonra devreci olan M.A. isimli şahıs bize ilk maaşımızın tamanını, sonraki maaşımızın da bekarlardan %15, evlilerden %10’unu istedi. Ben de ilk maaşımın tamamını, sonraki bekar olduğum dönemlerde %15’ini yapıya verdim. Murakıplık ve ser murakıplık dışında kaynakcılık ve üniversitecilik ile hakim-savcıların küçük çocukları ile ilgilenme olayı vardı. Üniversiteci olarak görev yapan kişiler kariyer görüşmesi adı altında üniversite 4.sınıfa gelen kişilerle görüşme yapıyordu. Benim dönemimde bu görevi üstlendiğini bildiğim Ç.S….. isimli şahıslar vardı. Yapı içerisinde kaynakcılık diye tabir edilen kişilerin görevi çalışma evlerinde kullanılan notlar ve soruları hazırlamaktadır. Kısacası bu kişilerin görevi döküman oluşturmaktır. Benim dönemimde bu işi yapan biri var mıydı onu tam olarak bilmiyorum. Hakim savcı çocukları ile ilgilenme görevi olan kişilerin görevi ise meslekte bulunan hakim savcıların çocukları ile staj evine geldiklerinde zaman geçirmek, onların dersleri ile ilgilenmekti. Bizim dönemden bu işi yapan A.K. isimli şahıs vardı. Başka yapan biri var mıydı bilmiyorum. Bizim dönemde M.A. dışında diğer devreci olan R. isimli şahsın evinde kaldıklarını bildiğim 13.dönemden kişiler vardır. Ancak bunların kaç evi vardı, sorumluları kimdi bunları bilmiyorum. 13.dönemde R. isimli şahsın sorumlu olduğu olduğu evlerde kalan kişiler; Y.K…A.D. isimli şahıslar vardı. Ayrıca staj döneminde yapıdan olmayan kişilerle ilgilenmeye zimmetleme olayı deniyordu. Zimmetleme olayında ilgilendiğimiz kişiler yapı ile alakası olmayan kişilerdi. Bana da yapıdan olmayan S.K., M.M. isimli şahıslar zimmetlenmişti, bu şahısların yapı ile herhangi bir ilişkisi yoktu. Hatta S.K.’nin ihraç listesinde ismini gördüğümde çok şaşırmıştım. Benim bildiğim kadarıyla bu şahsın yapı ile bir ilgisi yoktu. Ayrıca birinci akademi döneminde devreci olarak söylediğim M.A. isimli şahıs bize hitaben sınıf temsilciliğinde kime oy vereceğimizi söylemişti. Başkan olarak oy vereceğimiz kişinin ismini şu an hatırlamıyorum. Ancak fotoğraf gösterildiğinde hatırlarım. Çünkü bu kişi sınıf başkanı seçilmişti. Yine ben bana sormuş olduğunuz menfi ve müspet tespit hususunu da bildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. Yapıya karşı olan kişilere menfi kişiler, yapı içerisinde yer almayan, yapıya sempati duyan kişilere müspet kişiler deniliyordu. 13.dönemde devreci olarak R. ve M. isimli şahıslar vardı. Bu şahısların üstünde …kod adlı şahıs vardı. Bu şahıs bir müddet bu görevi yaptıktan sonra bunun yerine …kod adlı S.B. isimli şahıs geldi. …kod adlı şahsın …kod adlı eşi vardı. …kod adlı şahıs evlendirme mesulüydü. Biz staj evinde kalmaya başlamamızın akabinde bizden evlenmek için kullanmak üzere vesikalık fotoğraf istemişlerdi, ben de vesikalık fotoğrafımı vermiştim, vesikalık fotoğrafımı verdikten sonra evlendirme mesulü olan …kod adlı şahıs yine bir kere M.A.’nın kalmış olduğu eve geldi. Diğer evde bulunan herkesi de o eve çağırdı, sonra bizimle tek tek görüşme yaptı. Bana da görüşme sırasında nasıl bir kişi ile evlenmek istersin sorusunu yöneltti, ben de ona hitaben renkli gözlü olmasın, renkli gözlüleri sevmem, her işi çekip çevirebilecek biri olsun, boyu benden uzun olsun, doğulu olmasın, ailem doğuluları istemez vb. şeklinde söyledim. Daha sonra …kod adlı şahıs bir gün benim sorumlu olduğum staj evine geldi. Bana evlenmek isteyip istemediğimi, iyi birinin bulunduğunu söyledi, ben de erken olduğunu söyledim. Bunun üzerine evleneceğim kişinin iyi biri olduğunu, istersem düşünebileceğimi söylemesi üzerine fotoğrafını gösterdi ve bana hitaben ben burcun karakteri yansıttığına inanırım, ikizler ve koç burcu birbiriyle uyum sağlar, benim bir tane arkadaşım var, bunlar birbirleri ile çok uyumlu vb. şeklinde sözler söyledi. Bunun üzerine ben de tamam şeklinde cevap verdim. Daha sonra ileri bir tarihte …ve …kod adlı şahısların evinde şu anki eşim olan …isimli şahıs ile görüştüm, birbirimizi beğendik ve evlendik. Benim eşim ile tanışmam bu şekilde oldu…Benim yapı evliliği yaptığını bildiğim kişiler bunlarda ibarettir. Ayrıca ben staja başladıktan sonra devreci olan M.A. benimle, M.Y., N.K. isimli şahıslarla bir görüşme yaptı ve bizim murakıplık yapacağımızı söyledi. Bunun üzerine daha sonra nasıl irtibata geçtik tam olarak hatırlamıyorum ancak …kod adlı …ya da …kod adlı …isimli ser murakıp ile görüşmeye gittim. … isimli ser murakıbın yapmış olduğu bu görüşmeye benim dışımda murakıplık yapacak olan G.P., N.K. katıldı. Burada bize murakıplığın ne olduğunu, nasıl yapılacağı hususunu anlattı, bize hitaben evleri haftada iki gün ziyaret edeceğimizi, çalışan kişilerin çalışma saatlerinin nasıl olacağını, vb. şeyleri anlattı ve görüşmeyi sonlandırdı, bu dönemde ser murakıp olan .. isimli şahıs bize kod adı kullamamız gerektiğini, evde kalan kişilerin bizim adımızı bilmemesi gerektiğini, kendimize bir kod adı seçmemiz gerektiğini söyledi. Ben de kendime kod adı olarak Duygu’yu seçtim, N.K. ve G.P.’nin hangi kod adını seçtiğini hatırlamıyorum, ayrıca bizim dönemden H.K. adlı şahsın da murakıplık görevi üstlendiğini hatırlıyorum, ancak nerede ne şekilde yaptığını hatırlamıyorum. Daha sonra yanlış hatırlamıyorsam beni aldı ve şu an gösterebileceğim Demetevler civarında bulunan bir eve (yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılının şubat ayı gibi) götürdü. MURAKIPLIK YAPTIĞIM BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Bu eve gittiğimde H.A. ….. vardı. Bu evin ser murakıbı da ….’dır. Bu eve gittiğimde hazır kurulu bir evdi, hangi faturanın kimin adına olduğunu bilmiyorum, kira sözleşmesini kimin yaptığını da tam olarak bilmiyorum. Ben bu evde 3-4 ay gibi bir süreçte murakıplık yaptım. Bu dönemde ser murakıp …. isimli şahsın bana vermiş olduğu denemeleri getirip bu evde çözdürdüm. Zaman zaman ser murakıbın bana vermiş olduğu paraları eve bıraktığım olmuştur. Bu evde murakıplık yaptığım dönemlerde evde bulunan H.A….. isimli şahısların hepsi girmiş oldukları adli yargı sınavlarını hepsi kazandılar ve bu ev mülakat evi olarak kullanılmaya başlanıldı. Mülakat evi olarak kullanıldığı bu dönemde evde kalan herkes mülakata hak kazandığı için bu evde aynı kişiler kaldı. Bu evde bu şahıslara mülakat provası yapıldı mı onu tam olarak hatırlamıyorum ancak mutlaka yapılmıştır. Benim olmadığım yerde ser murakıp da bunu yaptırmış olabilir, ayrıca bu evde murakıplık yaptığım dönemde evde sabit bir hat vardı. Zaman zaman bu hat ile aramışlığım olmuştur. Ayrıca bu sabit hattı ankesörden aramamız ser murakıp tarafından söyleniyordu, bu nedenle bu aramaları ankesörden yapıyordum Bu kişiler mülakata girdikten sonra benim bu evdeki murakıplık görevim sona erdi. Haziran ayı gibi … adlı şahıs beni 14.dönem olarak göreve başlayan ve benim murakıplık yaptığım evde kalan ve mülakatı geçtikten sonra yapı içerisinde ser murakıp olarak göreve başlayan Hatice kod adlı H.A. isimli şahsın altında murakıplık yapacağımı söyledi. Daha sonra ben Hatice kod adlı H.A.’nın altında murakıplık yapmaya başladım. …kod adlı H.A.’nın benim dışımda murakıplık yapmaya başlayan G.T…. isimli şahıslar vardı. Bu kişilerden her bir murakıbın bir tane evi vardı. Bu şahısların kod adlarını şu an hatırlamıyorum. Benim de bir tane evim oldu. Bu ev Dutluk kavşağına yakın bir yerdeydi. Bu evi şu an gösterebilirim. Bu ev benim murakıplık yaptığım ikinci evimdi. Bu eve murakıplığı yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılının haziran-temmuz ile 2012 yılı ocak-şubat ayları arasında yaptım. MURAKIPLIK YAPTIĞIM İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve murakıplık yaptığım sırada bu ev kiralanmış, faturalar alınmıştı. Bu ev hazır, dayalı döşeli bir evdi. Bu evde murakıplık yapmaya başladığım dönemde B. isimli şahıs, R. isimli şahıs, G. isimli şahıs, F. isimli şahıs, N. isimli şahıs olmak üzere beş kişi kalıyorlardı. Bu şahıslar bu evde 2011 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına hazırlandılar. Bu sınavlardan bir kısmı idari, bir kısmı adli yargıyı kazandı. Bu nedenle kalan kişiler bu evi mülakat evi olarak kullanmaya başladı. Bu evde benim olduğum zaman mülakat provası yapıldığını hatırlıyorum. Bu evin ser murakıbı … kod adlı H.A. isimli şahıstı. Ben bu evde kalan kişilerin sınavı kazanmasından sonra murakıplık görevini bıraktım. Bu görev dışında başka bir görev almadım. Ben murakıplık yapmaya başladığım dönemde .. adlı şahıs bana hitaben “kendine bir telefon ve Kızılay’da satılan açık hatlardan al ve yapı içerisinde murakıplar ve ser murakıplarla iletişiminde bu hattı kullan” şeklinde söylemesi üzerine ben de Kızılay’dan açık bir hat aldım ve yapı içerisinde murakıplık yaptığım sürece bu hattı murakıp ve ser murakıplarla görüşmemde kullandım. Murakıplık görevim bittikten sonra bu hattı H.A. isimli şahsa teslim ettim. Ben bu fake hattan kesinlikle murakıplık yaptığım çalışma evlerini aramadım. Aramamız yasak olduğu için dışarı çıkarak ankesörlü telefondan aradım. Murakıplık yaptığım süreçte ser murakıplık yapan H.A. ve N. isimli şahısların üzerinde .. isimli şahıs vardı. Ben bu kişi dışında ser murakıpların üzerinde başka bir şahıs tanımadım, ayrıca bildiğim başka ser murakıplık yapan bir şahıs da yoktu. Ben …kod adlı H.A. isimli ser murakıbın altında murakıp olarak görev yaptığım süreçte benden iki kez çalışma evi olarak kullanılmak üzere ev kiralamamız gerektiğini söyledi ve ikimiz beraber emlakçıya gittik. …kod adlı H.A. ile birlikte yanlış hatırlamıyorsam Balgat civarında bir ev bulduk. Kira sözleşmesini …kod adlı H.A. ile ben imzaladım. Ben kefil miydim, kiracı mıydım onu tam olarak hatırlamıyorum, ayrıca bu evin faturalarını kim üstüne aldı, bu evde kimler kaldı, kim dayadı döşedi bunları bilmiyorum. Ben sadece kiralama sırasında kira kontratı ile ilgili imza attım. Onun dışında başka bir işle ilgilenmedim. Yine …kod adlı H.A. isimli ser murakıbın altında murakıp olarak görev yaptığım süreçte …kod adlı H.A. isimli ser murakıp bana ve yanlış hatırlamıyorsam G.T.’ye bir ev kiralamamızı söyledi. Keçiören tarafında bir ev daha kiraladığımızı hatırlıyorum. Yine bu kira sözleşmesinde benim ve G.T.’nin imzasının bulunduğunu hatırlıyorum. Ancak benimle birlikte olan kişi G.T muydu net olarak hatırlamıyorum. Diğer murakıplar da olabilir bundan tam olarak emin değilim. Ben 2012 yılının temmuz ayında eşimle evlendim, o süreye kadar bu yapının staj evlerinde kaldım. Evlendikten sonra eşim yurt dışında yüksek lisans yapmaya hak kazandı ve Avusturalya’ya HSYK tarafından gönderildi. Ben de ücretsiz izin alarak eşimle beraber Avusturalya’ya gittik. Eşim ve benim dışımda bir aile daha vardı. Bu kişiler ….’di. Biz yurt dışında kimseye himmet vermedik. Biz yurt dışında 2012 yılının temmuz ayından 2013 yılının haziran ayına kadar kaldık. Yurt dışında son döneme kadar yapıdan herhangi bir kimseyle görüşmedik ancak 1-1,5 ay kala bizimle beraber Melbourn’a giden N.O.A. ile eşi E.A. ile birlikte eşim ve ben Melbourn’da sorumlu biriyle görüşmeye gittik, burada onlarla tanışıp yemek yedik. Bu yemek sonrasında N.O.A. ile E.A.’nın yapıdan olduğunu öğrendim. Sonra biz 2013 yılının haziran ayında Türkiye’ye döndük ve eşimin 1 yıl çalıştığı Erzincan Merkez adliyesinde çalışmaya başladık. Biz burada başladıktan sonra o dönemde Erzincan’da savcı olan M.B.U. isimli şahıs bizi bu yapının sohbetlerine çağırdı. Ben de eşimle beraber o sohbetlere gittim. Bu sohbetler genelde M.B.U.’nun evinde oluyordu. M.B.U.’nun evinde sohbet yapan kişi Erzurum’dan geliyordu ve bu şahıslar sivil şahıslardı, ayrıca bu şahıslar karı-kocaydı. Bu şahısların kod isimleri …idi. Bu şahıslar bize toplantı yapmaya başladıktan sonra eşim aracılığı ile aldığımız maaşın %10’unu himmet olarak veriyorduk. Bu toplantılara merkezden savcı M.B.U ve ev hanımı olan eşi A.U., savcı M.A. ve ev hanımı olan eşi E.A. katılıyordu. Ayrıca bu toplantılara Tercan ilçesinden savcı M.B., hakim T.B. ile ismini hatırlamadığım bir savcı ile onun ev hanımı olan eşi, Refahiye İlçesinden savcı O. isimli şahıs ve ev hanımı eşi A. isimli şahıs, Tunceli İli Pülümür İlçesinden ismini hatırlamadığım hakim veya savcılık yapan bir kişi katılıyordu. Bu toplantılar bayanlar bir odada erkekler bir odada yapılıyordu. Bu toplantılara 17-25 Aralık olaylarına kadar devam ettik. 17-25 Aralık olaylarından sonra da ev ziyaretleri ve kahvaltı gibi etkinlikler çerçevesinde savcı M.B.U.’nun evinde toplanıyorduk. 17-25 aralık olaylarından sonra sivil imamlarla görüşmeyi bıraktık. Biz Erzincan ili Merkezde 2016 yılının 12 Temmuz gününe kadar görev yaptık. Sonrasında tayinimiz Yozgat ili Boğazlıyan İlçesine çıktı. Sonrasında 15 Temmuz olayları meydana geldi ve görevden ihraç olduk. Eşimin kısa süreliğine bir dönem by-lock kullandığını biliyorum, ancak kimlerle ne konuştuğunu tam olarak bilmiyorum, ben HSYK seçimleri döneminde stajımın uzaması nedeniyle oy kullanmaya hak kazanamadım. Eşimin kime oy verdiğini bilmiyorum ama bağımsızlara oy verdiğini tahmin ediyorum, Yanlış hatırlamıyorsam M.A. isimli şahıs mesleğe aday olarak göreve başladıktan sonra açıkta namaz kılmamamızı, ima ile namaz kılmamızı söylemişti. İma ile namaz kılarken üç nokta belirlememizi, üç noktadan birinin rüku, birinin secde, birinin kıyam olması gerektiğini, gözle bu noktaları seçerek namaz kılmamızı söylemişti. İma ile namaz kılmışlığım olmuştur ancak bu hususu sürekli yapı içerisinde eleştirdim….17-25 Aralıktan sonra yapı içerisinde oy vereceğimiz yerde Ak Partinin karşısındaki en güçlü adaya oy vermemiz söyleniyordu Ben üniversite yıllarında başım kapalıydı ancak kariyer görüşmesinde çalışma evlerine girenlerin başlarının açılması isteniyordu, başı kapalı olan kişiler çalışma evlerine alınmıyordu. Bu nedenle ben kariyer görüşmesi sonrasında başımı açtım….” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversite döneminde örgüt evlerinde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, bu evlerde murakıplık yaptığına, staj döneminde de örgütün evlerinde kaldığına, bu evlerde ev sorumlusu olarak görev yaptığına, çocuğu için Fetullah Gülen’den isim istediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadenin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca …sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, “…F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle ‘2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.’ nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik’ te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya’lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana’lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon’un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini’ beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.

-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (…) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP’lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran’ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben “Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir” söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.

-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15′ i, evlilerden ise yüzde 10’u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
…” şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
“…Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. …SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan …kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada ‘elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını’ söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine …kod adlı G. konuşmasının devamında ‘görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini’ söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı.”
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“… 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
… Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan …KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. …Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.

Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN …KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB …KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. …SERMURAKIB …KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. …Yeminden sonra SERMURAKIB …KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum…
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI …KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. …SERMURAKIB …KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. …Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı…
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
…Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı…”
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ’ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.

ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından, 30/04/2020 tarihli Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçesi ekinde yer alan CD ile dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca …sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 22/11/2018 ve 11/12/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarında (…ve …nolu Çalışma Evleri), “..2-…(…) …(T.C.KİMLİK NO:…) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; … (…)’ın, Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 25 ARALIK 2010 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken …nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Erzincan Adliyesinde hakim olarak görevli iken ihraç olduğu, Bylock kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 11. (54.) Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında evin kullanıldığı döneme ilişkin kira sözleşmesinin incelenmesinde, ikametin 08/08/2011 tarihinde Hukuk Fakültesi mezunu H.K. tarafından kiralandığı, bu şahsa Hukuk Fakültesi mezunu olduğu tespit edilen …(…) …(T.C.Kimlik No: …)’ın kefil olduğu tespit edilmiştir. Kaldı ki, Cumhuriyet Başsavcılığımızda samimi itiraflarda bulunan … örgüt içerisinde MURAKIPLIK yaptığını, SER MURAKIP H.K. ile hatırlamadığı bir dönemde ÇALIŞMA EVİ OLARAK KULLANILMAK ÜZERE bir ev kiraladıklarını, ancak bu evin açık adresini hatırlamadığını beyan etmiştir. Yine ifadesinde bunun dışında bir evin daha kiralanmasında kefil olarak kendisinin de yer aldığını beyan etmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu evin örgüt evi olarak kullanıldığı dönemde … (…)’ın Hakim/Savcı adayı olarak görev yapması, soruşturma kapsamında alman beyanlarda bahse konu çalışma evlerinin kiralanması işlerini sorumlu olan MURAKIP/SERMURAKIP adı verilen ve kod adı kullanan örgüt sorumluları tarafından yapıldığına ilişkin birden fazla beyan bulunması ve bugüne kadar yapılan çalışmalar ve HTS kayıtları ile abonelik sözleşmelerinin incelenmesinde bu hususların doğruluğunun teyit edilmesi ile bu eve ilişkin dosyada yer alan kira sözleşmesi fotokopisi, araştırma tutanağı, tanık ifadeleri, telefon görüşme tutanakları, …’ın samimi beyanları ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında … (…)’ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinden sorumlu MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı ..” tespitlerine yer verilmiştir.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/06/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında (…nolu Çalışma Evi), “… 5-…(…) …(T.C.KİMLİK N0….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; …Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla ….Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evi … Bununla birlikte, hücre evinde kurulu olan ve örgütün haberleşmesinde kullanılan …nolu sabit hat ile …(…) …{toplam 1 kayıt) adına kayıtlı telefon hattının görüşme kaydı tespit edilmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında bu dönemde … (…)’ın Hakim/Savcı adayı olarak görev yapması, örgütün, daha önce çalışma evlerinde kalan kişilerden Ankara Adliyesinde staj yapanlara bu dönemlerde çalışma evleri ile ilgili örgüt içerisinde sorumluluklar vermesi, soruşturma kapsamında alınan beyanlarda bahse konu çalışma evlerinin kiralanması/evlerde kalanlarla ilgilenme işlerini sorumlu olan MURAKIP/SERMURAKIP adı verilen ve kod adı kullanan örgüt sorumluları tarafından yapıldığına ilişkin birden fazla beyan bulunması ve bugüne kadar yapılan çalışmalar ve HTS kayıtları ile abonelik sözleşmelerinin incelenmesinde bu hususların doğruluğunun teyit edilmesi ile dosya kapsamında yer alan kira sözleşmesi, banka hesap inceleme tutanağı, ikamet sahibi telefon görüşme tutanağı, K.K.’nin ifade tutanakları ve teşhis tutanağı, HTS Bilirkişi Raporu ve HTS Analiz Raporu ile tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde … (…)’ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evlinden sorumlu MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı ..” tespitlerine yer verilmiştir.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca …sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/06/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarında (…ve …nolu Çalışma Evleri), “.. 10-…(…) … (T.C….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; .. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla …. (…) Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinin kira sözleşme fotokopisinin incelenmesinde; ikametin kira başlangıcının 15/07/2011 tarihli olduğu, kiracının H.A. olduğu, ortak zincirleme kefil borçlunun … olduğu tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımızca savunması alınan … …… kendisininde murakıp olarak örgüt içerisinde sorumlu iken yine sorumlular tarafından kiralanan hakim ve savcı çalışma evlerine kefil olduğunu beyan etmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu evin örgüt evi olarak kullanıldığı dönemde … (…)’ın Hakim/Savcı adayı olarak görev yapması, soruşturma kapsamında alınan beyanlarda bahse konu çalışma evlerinin kiralanması işlerini sorumlu olan MURAKIP/SERMURAKIP adı verilen ve kod adı kullanan örgüt sorumluları tarafından yapıldığına ilişkin birden fazla beyan bulunması ve bugüne kadar yapılan çalışmalar ve HTS kayıtları ile abonelik sözleşmelerinin incelenmesinde bu hususların doğruluğunun teyit edilmesi ile bu eve ilişkin dosyada yer alan … …beyan ve teşhisleri, kira sözleşmesi fotokopisi, araştırma tutanağı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında … (…)’ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinden sorumlu MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı…” tespitlerine yer verilmiştir.
Yine Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca …sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 02/12/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında (…nolu Çalışma Evi), “…2-…(…) …(T.C.KİMLİK NO….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; … Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla ….Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kurulu …nolu sabit hat ile H.Y. (Kız kardeşi, toplam 436 kayıt), H.G. (Kız kardeşinin eşi, iki farklı telefon hattından toplam 30 kayıt), S.Y. (Babası, toplam 2 kayıt) ve … (Kendisi, toplam 2 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (25 ARALIK 2010 ADLİ YARGI sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.) görüşme kayıtlarına rastlanılmıştır… Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında HTS Analiz Raporu, HTS İnceleme Tutanağı, … (…) ve Z.T.’nin ifade tutanakları ve teşhis tutanakları, araştırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde … (…)’ın, Adli/İdari yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı..” tespitlerine yer verilmiştir.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 22/11/2018, 11/12/2018, 11/06/2019 ve 02/12/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından, davacının hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığı gibi, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık mahrem hücre evinden sorumlu murakıp olarak örgüt içerisinde aktif bir rol üstlenmiş olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilmeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.