Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/12616 E. 2015/9633 K. 29.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/12616
KARAR NO : 2015/9633
KARAR TARİHİ : 29.09.2015

MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/03/2014
NUMARASI : 2011/748-2014/72

Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/03/2014 tarih ve 2011/748-2014/72 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/09/2015 günü hazır bulunan davalı vekili Av. H.. P.. ile davacı vekili Av. S.. Ö.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin A.’da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davalı ile yaptığı sözleşme kapsamında düzenlediği paket turlara katılan kişilerin havayolu ile taşınması işinin davalı şirketçe gerçekleştirildiğini, ayrıca müvekkilinin diğer tur operatörlerine de davalı şirkete ait uçaktan koltuk sattığını, taraflar arasındaki ilişkinin 2003 yılından beri devam ettiğini, 20.10.2005 tarihinde davalı yetkilisinin, 2006 yılının tarifesini ve koltuk sayılarını gösteren listeyi müvekkiline gönderdiğini, bu listeyi esas alarak müvekkilinin kataloglar hazırladığını ancak davalı tarafın 06.01.2006 tarihinde gönderdiği elektronik postada, bazı uçakları başka şirketlere kiraladıklarını, daha önce planlanan bazı uçuşların programdan çıkarıldığını bildirdikten sonra aynı yılın şubat ayında ise artık müvekkili şirketin yolcularını taşımayacaklarını müvekkiline ilettiğini, bu nedenle müvekkilinin, davalının verdiği fiyatları esas alarak daha önceden satmış olduğu koltukları başka şirketlerden temin ettiğini, söz konusu şirketlerden alınan fiyatlar ile davalıdan alınan fiyatlar arasında fark oluştuğunu ve müvekkilinin bu oranda maddi zararının oluştuğunu, ayrıca daha önce ilan ettiği şirketin değişmesi sebebiyle müvekkilinin, müşterileri nazarında itibar kaybına da uğradığını ileri sürerek, 1.576.950 EURO maddi, 50.000 TL manevi zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu uyuşmazlığın V. Konvansiyonu’na tabi bulunduğunu ve anılan Konvansiyon’un 29. maddesinde öngörülen iki yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, uyuşmazlığın TTK hükümlerine tabi olduğunun kabulü halinde de talebin zamanaşımına uğradığını, davacı şirket yöneticilerinin,yolcu operasyonlarını ekonomik realitelere uygun, istenilen kalite ve düzeyde sürdürme başarısını gösteremediklerini, müvekkilinin önemli ölçüde zarara uğradığını, davacı şirket ile müvekkili şirketin büyük hissedarının aynı kişi olduğunu ve yolcu taşıma işinin tasfiye edilmesi kararının mutabakat ile alındığını, dolayısıyla davacının talebinin yersiz olduğu gibi esasen davacının bir zarara da uğramadığını, nitekim taraflar arasında 2006 yılının Haziran ayında mutabakata varıldığı ve davacının tüm alacaklarının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında yapılan sözleşme kapsamında, davacı tarafça düzenlenen paket turlardaki müşterilerin davalı tarafça taşındığı, 2003 yılında uygulamaya giren sözleşmenin 2006 yılı Şubat ayında davalı tarafından fesih edildiği, davalının havayolları taşımacılığı işinden kar elde edememesinin feshe gerekçe olarak gösterildiği, ancak bu nedenin tacirler arasındaki uzun süreli sözleşmenin feshi için haklı bir neden olmadığı gibi davalı tarafça başka bir haklı nedenin de kanıtlanamdığı, bu hali ile feshin haksız görüldüğü, davacının haksız fesih nedeniyle uğradığı zararı isteyebileceği, manevi tazminat koşullarının ise oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 376.621.17 EURO’nun faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme ilişkisinden kaynaklanması karşısında 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, davacı tarafça düzenlenen paket turlardaki müşterilerin davalı tarafça havayoluyla taşınmasına ve davalı şirkete ait uçaktaki koltukların davacı tarafından satılmasına ilişkin taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla uğranılan maddi ve manevi zararların tahsili istemine ilişkindir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK’nın 275 ve müteakip maddelerinde “bilirkişilik” müessesesi düzenlenmiş olup, 275. maddede, mahkemenin, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlendikten sonra 286. maddede de, bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi takyit etmeyeceği düzenlenmiştir. Yargılama sırasında yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 266 ve devamı maddelerinde de yukarıda anılan hükümlere paralel düzenlemeler bulunmaktadır. Her ne kadar hakimin, bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirmesi mümkün ise de işin çözümünde teknik bilgi ve birikimin gerekliliğine inanılarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığına göre, verilen rapor yetersiz, noksan ve müphem ise hakimin ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulundan tekrar rapor alması gereklidir.
Somut olayda, mahkemece bilirkişi heyetince dosyaya sunulan 14.04.2010 tarihli kök rapor ve 26.10.2011 havale tarihli ek rapor yetersiz görülerek ayrı bir heyetten rapor alınmış olup 31.07.2013 tarihli bu raporda ise dosyada bulunan belgelerin eksik olduğu ve bu nedenle bir görüş bildirilemeyeceği açıklanmış olmasına rağmen mahkemece ilk heyet tarafından verilen kök ve ek bilirkişi raporu esas alınarak hüküm tesis edilmiştir. O halde uyuşmazlığın çözümünde alınan ilk bilirkişi heyetinin kök ve ek raporu yeterli görülmeyerek yeni bir rapor alınmasına ve bu raporda da bir görüş açıklanmamasına rağmen yetersiz görülen bilirkişi raporuna dayalı olarak ve bu rapora neden itibar edildiği de açıklanmaksızın hüküm tesisi doğru olmadığı gibi esasen söz konusu raporlarda yalnızca davacı tarafça sunulan faturalara dayalı olarak hesaplama yapılmış ancak bu faturalara konu alacakların taraflar arasındaki feshedilen sözleşme ilişkisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılmamıştır. Bu itibarla mahkemece, yeni bir bilirkişi heyetinden denetime elverişli olacak biçimde davacı tarafça dayanılan ve davalı tarafından somut biçimde itiraza uğramayan faturalar tek tek incelenmek ve dosyaya sunulan diğer belgeler de değerlendirilmek suretiyle davacının talep edebileceği bir maddi tazminatın bulunup bulunmadığı hususunda bilirkişi raporu alınması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.