Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/965 E. , 2021/8784 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2021/965
Karar No : 2021/8784
TEMYİZ EDEN TARAFLAR : I- (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : …
II- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA):
… Altın İşletmeleri A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
III- (DAVACILAR) :
1- …
…
18- …
VEKİLLERİ : …
DİĞER DAVACILAR : 19- … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
20- … Derneği
21- …
22- …
23- …
VEKİLLERİ : Av. …
MÜDAHİL (DAVACILAR YANINDA) : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF : 1- … Bakanlığı
2- … Altın İşletmeleri A.Ş.
3- … ve Diğerleri
4- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İzmir İli, Dikili İlçesi, … Mahallesinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan ”Çukuralan Altın Madeni İşletmesi 3. Kapasite Artırımı 2009/7” projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; usule ilişkin olarak; gerçek kişi olan davacılardan, … ve … dışındaki davacıların İzmir İli, Dikili İlçesinde ikamet etmedikleri gibi, ilçe sınırları içerisinde taşınmazlarının da bulunmadığının Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemelerde görülmesi karşısında; anılan davacıların kişisel, güncel ve meşru bir menfaatinin ihlal edildiğinden söz edilemeyeceği ve bu nedenle, bakılan davayı açma ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan, davacı Bergama Belediye Başkanlığı vekili tarafından, 25/11/2019 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçeyle davadan feragat edildiği görüldüğünden, Bergama Belediye Başkanlığı yönünden, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer davacılarla ilgili esasa ilişkin olarak, uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, jeoloji mühendisi, maden mühendisi, kimya mühendisi, ziraat mühendisi, orman mühendisi, harita ve kadastro mühendisi ile (flora ve fauna uzmanı) iki biyologtan oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; “maden mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede, dava konusu proje kapsamında yürütülecek yeraltı ve açık ocak madencilik faaliyetlerinde ÇED raporunda tespit edilen bir eksiklik görülmediği, jeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede, Madra Barajını besleyen Madra Deresinin iki ana kolunun proje alanı içerisinden geçtiği, bu durumun, proje alanında oluşabilecek herhangi bir olumsuz durumunda, içme ve sulama amaçlı kullanılan Madra Barajının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğuracağı ve kamu yararı açısından kabul edilebilir bir risk olmadığı, ÇED raporunda “açık ocak madencilik faaliyetlerinin oksitli zon içerisinde yapılacak olmasına karşın, ocak tabanında ve zaman zaman ocak içerisinde yüksek sülfürlü zonların bulunması ve yeraltı madenciliği sırasında cevherli zon içinde ya da yakınında yüksek sülfürlü birimlere rastlanmasının olası” olduğunun belirtildiği, böyle bir durumda açığa çıkacak ve saha içerisinde depolanacak olan bu tip kaya birimlerinin asit kaya drenajına sebep olma potansiyelinin yüksek olduğu, böyle bir durumda Madra Barajının olumsuz etkilenmesinin oldukça mümkün olduğu, ÇED raporunda bu tip kayaçlar ile karşılaşılması durumunda alınacak önlemlerin yeterince belirtilmediği ve projelendirilmediği, anılan madencilik faliyetinin, yörede sulama ve içme suyu ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynayan bir barajın beslenmesinde %3 oranında azalmaya neden olmasının kamu yararı açısından oldukça düşündürücü olduğu, “Çukuralan Altın Madeni İşletmesi 3. Kapasite Artırmı” projesi ilgili olarak verilen “ÇED Olumlu” kararının uygun olmadığı, fauna bakımından yapılan değerlendirmede, bir doğal alanın gerek karasal gerek ise sucul fauna değerlendirmesinin sağlıklı ve yeterli olarak yapılabilmesi için ilgili hedef alanın yılın her bir mevsiminin ilk ve ikinci yarısını ayrı ayrı kapsayacak şekilde yılda en az 4 ideal olarak 8 farklı defa en az ikişer gün süre ile izlem ve gözlemin yapılmasının gerektiği, ÇED raporunda bu yönlerden eksikliklerin bulunduğu, ÇED raporunun Ek 15’te sürüngen türü olarak 13 türün, fauna bölümünde ise 14 türün tespit edildiği ifade edilmiş olup tutarsızlık bulunduğu, ÇED raporunun sürüngenler bölümünün, ornitofauna kuşlar bölümünün ve sucul fauna bölümünün yetersiz olduğu, ÇED raporunda; alanda olması gereken bazı önemli fauna türlerinin bulunmadığı, bazı türlere ait IUCN koruma statülerinin hatalı olduğu, alanda nesli tehlike altında türler ile mutlak korunma statüsünde olan türler olduğu halde, ÇED raporuna olumlu görüş verildiği, bu nedenle verilen ÇED kararının fauna yönünden uygun olmadığı, flora ve vejetasyon yönünden yapılan değerlendirmede, alanda floristik çalışmaların 4 mevsim gerekliliğine göre yapılmamış olduğu, ÇED raporunda flora çalışmasının arazi günleri olarak, 16-17 Mayıs 2016 tarihlerinin verildiği, alanın vejetasyon ve habitat bağlamında iyi ve doğru irdelenmediği, alanda önemli bazı habitatların göz ardı edilmiş veya doğru tanımlanmamış olduğu, alanda floristik anlamda eksikliklerin bulunduğu, birkaç saatlik keşif süresi dahilinde bile, floranın en fakir olduğu yaz aylarında 9 taksonun çiçekte tespit edildiği ve bunların ÇED raporu flora listesinde yer almadığı, ÇED raporunda endemik 3 takson verildiği, bunlardan birinin yayılış alanı verilerine göre, muhtemel yanlış tanımlama olduğu, sonuç olarak, alanın ÇED bağlamında doğru raporlanmadığı, alan çevresinin floristik ve habitat çeşitliliğinin doğru ve eksiksiz sunulmadığı ve alanın ÇED bağlamında yeniden ele alınması gerektiği, bu nedenle verilen ÇED kararının flora ve vejetasyon açısından uygun olmadığı, kimya mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede, proje alanı içerisinde sadece cevher çıkarımı yapılacak ve cevherin işlenmesi amacıyla kırma, eleme, öğütme ve kimyasal kullanımı ile cevher zenginleştirilmesi işlemleri proje alanı içerisinde gerçekleştirilmeyecek olması, proje alanı içinde özellikle siyanür kullanımı nedeniyle oluşacak kimyasal kirliğini azaltmakla birlikte, cevherin taşınacağı Ovacık altın liç tesislerinde kimyasal kirliliğin artacağı sonucunun kaçınılmaz olduğu, proje dosyasında yapılan statik değerlendirmeler sonucunda, alınan numelerin çoğunluğunda asit üretme potansiyellerinin düşük olduğunun vurgulandığı, kinetik test sonuçlarına göre ağır metal salınımının düşük seviyede olduğunun gözlemlendiği, yüksek sülfür içeren özellikle arjilikaltere kayaçların içerdikleri sülfür miktarı ile orantılı olarak sülfür minerallerinin oksitlenmesi sonucunda pH düşüşünün, ilk haftalarda görüldüğü ve bununda sülfat konsantrasyonunda artışın görülmesine neden olacağının belirtildiği, pH seviyesinin nötre yakın tutulacağının söylendiği, buna karşın ani pH düşüşlerinin olabileceği ve sülfat konsantrasyonlarının yükselebileceği durumların olacağından pH’ı nötr tutmanın zor olacağı, bunun için gerekli önlemlerin alınmasının gerektiği, bu nedenle, verilen “ÇED Olumlu” kararının uygun olmadığı, orman mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede, maden işletme sahasında dava konusu proje kapsamında kızılçam ağaçların kesilmesinin, maden işletmesinin ve sonrası faaliyetlerin, florastik yapıya ve ekosisteme herhangi bir olumsuz etkisinin olmayacağı, ÇED raporunun ormancılık ve flora açısından yeterli olduğu, tarımsal çevre yönünden yapılan değerlendirmede, proje alanı içerisinde sadece cevher çıkarımının yapılacağı, bu nedenle cevherin işlenmesi amacıyla kırma, eleme, öğütme ve kimyasal kullanımı ile cevher zenginleştirilmesi işlemlerinin ek proje alanı içerisinde gerçekleştirilmeyeceği, ancak cevherin taşınacağı Ovacık altın liç tesislerinde siyanür kullanımı nedeniyle oluşacak kimyasal kirliliğin artacağı sonucunun kaçınılmaz olduğu, bu durumun tarımsal üretim, gıda güvenliğini ve insan sağlığını tehdit edebilecek riskler içerdiği, mevcut ÇED raporunun bu konularda yeterli değerlendirmelere sahip olmadığı, bu nedenle “ÇED Olumlu” kararının uygun olmadığı, çevre mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğine göre ÇED raporunun eksiklik içerdiği, eksik yapılmış hesaplamaların, faaliyetten kaynaklanacak çevresel etkilerin öngörülmesini olanaksız kıldığından, eksik hesaplamalara dayanılarak verilen “ÇED Olumlu” kararının uygun olmadığı, sonuç olarak, belirtilen gerekçelerden dolayı “ÇED Olumlu” kararının uygun olmadığı, yönünde tespit ve görüşlere yer verilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; Madra Barajını besleyen Madra Deresinin iki ana kolunun proje alanı içerisinden geçtiği, bu durumun proje alanında oluşabilecek herhangi bir olumsuzlukta içme ve sulama amaçlı kullanılan Madra Barajının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğuracağı ve kamu yararı açısından kabul edilebilir bir risk taşımadığı, ÇED raporunda “açık ocak madencilik faaliyetlerinin oksitli zon içerisinde yapılacak olmasına karşın, ocak tabanında ve zaman zaman ocak içerisinde yüksek sülfürlü zonların bulunması ve yeraltı madenciliği sırasında cevherli zon içinde ya da yakınında yüksek sülfürlü birimlere rastlanmasının olası” olduğunun belirtildiği halde, böyle bir durumda açığa çıkacak ve saha içerisinde depolanacak olan bu tip kaya birimlerinin asit kaya drenajına sebep olma potansiyelinin yüksek olduğu, ÇED raporunda bu tip kayaçlar ile karşılaşılması durumunda, alınacak önlemlerin yeterince belirtilmediği ve projelendirilmediği, fauna açısından yılın belli dönemlerinde yapılması gereken izlem ve gözlem yönlerinden eksiklikler bulunduğu, ÇED raporunun; sürüngenler, sucul fauna ile ornitofauna kuşlar bölümlerinin yetersiz olduğu, ÇED raporunda; alanda olması gereken bazı önemli fauna türlerinin bulunmadığı, bazı türlere ait IUCN koruma statülerinin hatalı olduğu, alanda nesli tehlike altında ve mutlak korunma statüsünde olan türlerin olduğu halde, ÇED raporuna olumlu görüş verildiği, alanda floristik çalışmaların 4 mevsim gerekliliğine göre yapılmadığı, ÇED raporunda flora çalışmasıyla ilgili arazi günleri olarak, alanın vejetasyon ve habitat bağlamında iyi ve doğru irdelenmediği, alanda önemli bazı habitatların göz ardı edilmiş veya doğru tanımlanmamış olduğu, birkaç saatlik keşif süresi dahilinde bile, floranın en fakir olduğu yaz aylarında 9 taksonun çiçekte tespit edildiği ve bunların ÇED raporu flora listesinde yer almadığı, alan çevresinin floristik ve habitat çeşitliliğinin doğru ve eksiksiz sunulmadığı, çevre mühendisliği yönünden, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği uyarınca bilirkişi raporunda karşılaştırmalı olarak yapılan hesaplamalar dikkate alındığında, davaya konu ÇED raporunda eksik hesaplamaların yapıldığı, bu durumun faaliyetten kaynaklanacak çevresel etkilerin öngörülmesini olanaksız kıldığı sonucuna varıldığından, davaya konu … tarih ve … karar sayılı “ÇED Olumlu” kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle; davacılardan … , …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …’a ilişkin kısmı yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, Bergama Belediye Başkanlığı yönünden feragat nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar yönünden ise hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :1- Haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar tarafından, çevre hakkını ilgilendiren davalarda, dava açma ehliyetinin geniş yorumlanması gerektiği, bakılmakta olan davada, dava açma ehliyetinin proje alanında ikamet edilmesi veya taşınmazlarının bulunmasıyla sınırlandırılmasının hukuka aykırı olduğu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının … tarih ve … sayılı görüş yazısında, Dikili İlçesi dışındaki su kaynaklarının da zarar görme ihtimalinin bulunduğunun belirtildiği, dolayısıyla, İzmir İlinde ikamet eden veya taşınmazları bulunan davacıların tamamının dava açma ehliyetlerinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, ayrıca Mahkemece davacılardan … ‘in İzmir İli, Dikili İlçesinde ikamet ettiğinin göz ardı edildiği, bu nedenle, Mahkeme kararının, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
2- Davalı idare tarafından, Mahkeme kararının iptale ilişkin kısmı ile ilgili olarak, Mahkemece, dava konusu projeyle ilgili ilk ÇED Olumlu kararı hakkında Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı bozma kararı sonrasında önce ek bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği ve buna istinaden ek bilirkişi raporunun düzenlendiği, sonrasında yeni bilirkişi heyeti oluşturularak yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması neticesinde bilirkişi raporunun düzenlendiği, ancak Mahkemece bu heyetten de ek bilirkişi raporunun alınmasına karar verildiği, yeni heyetin hem kök bilirkişi raporunun, hem ek bilirkişi raporunun içeriğinin aynı olduğu ve ayrıca söz konusu raporların, bozma kararından önce aynı unvanlara sahip bilirkişilerce oluşturulan ve dosyaya sunulan bilirkişi raporundaki tespitlerle çelişen ve bozma kararında belirtilen hususlarla ilgili sınırlı bir inceleme yapılarak, bu hususun açıklığa kavuşturulması yerine, bozma kararında belirtilen hususların dışında da değerlendirme yapıldığı, diğer taraftan bilirkişi raporundaki jeoloji mühendisinin, ziraat mühendisinin, kimya mühendisinin, çevre mühendisinin ve biyologların tespitlerinin yerinde olmadığı, nitekim jeolojik yönden, projenin Madra Barajının uzun mesafeli koruma alanı içerisinde yer aldığı, bu kısımda yapılabilmesi için ilgili kurum tarafından olumlu görüş verildiği, projenin, Nebiler Şelalesi ve Madra Barajı su kalitesine etkilerine ilişkin hazırlanan teknik raporda, işletmeden kaynaklı atık suların deşarj limitlerine uyulduğu sürece, Yönetmelikte belirtilen sınır değerler üzerinde kirlilik oluşturmayacağının belirtildiği, Madra Barajını besleyen iki kolun proje alanında kalması nedeniyle jeoloji mühendisi tarafından olumsuz görüş verilmiş ise de, bu durumun, ÇED raporundaki önlemlerle birlikte değerlendirilmesinin gerektiği, flora ve faunayla ilgili olarak, 2009 yılındaki ÇED çalışmaları kapsamında yürütülen flora – fauna etüt çalışmalarına ek olarak, 2010, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında da çalışmaların yapıldığı ve ilgili kurumun olumlu görüşünün bulunduğu, kaldı ki dava konusu projeyle ilgili ilk ÇED Olumlu kararındaki ilk bilirkişi raporunda biyologlar tarafından ÇED raporunun yeterli bulunduğu, ayrıca söz konusu proje kapsamında cevher hazırlama ya da zenginleştirme tesisi kurulmayacağından, ÇED raporunda projenin konusu itibarıyla ocak işletmesine bağlı çevresel etkilerinin değerlendirildiği, zenginleştirme proseslerinin çevresel etkilerinin, buna yönelik ÇED kararı bulunan diğer tesislerde değerlendirileceği, pasanın büyük çoğunluğunun propilitik malzemeden oluşacağı ve bu birimlerin genel olarak yüksek nötralizasyon potansiyeline sahip oldukları, dolayısıyla pasanın pH seviyesinin, nötre yakın olmasının beklendiğinin ÇED raporunda belirtildiği halde, pH seviyesinin nötr tutmanın zor olacağı yönündeki kimya mühendisi tespitinin isabetli olmadığı, Ovacık Altın Madeninde zenginleştirme faaliyetlerinde kullanılacak siyanürün riskler içerdiği ÇED raporunda bu yönüyle önlemler alınmadığı yönündeki ziraat mühendisinin görüşünün uygun olmadığı, nitekim proje kapsamında sadece ocak faaliyetinin mevcut olduğu, ayrıca hava kalitesi modelleme sonuçlarına göre, proje ve etki alanında kirletici konsantrasyonlarının Yönetmelikteki sınır değerler altında kaldığı ve dava konusu projeyle ilgili ilk ÇED Olumlu kararındaki ilk bilirkişi raporundaki çevre mühendisi tarafından da uygun bulunduğu, sonuç olarak ÇED raporunun yeterli olduğu, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
3- Davalı yanında müdahil tarafından, bazı davacıların dava açma ehliyetinin bulunmadığı, bilirkişi raporundaki jeoloji mühendisinin, ziraat mühendisinin, kimya mühendisinin, çevre mühendisinin ve biyologların değerlendirmelerinin hatalı olduğu, davalı idarenin temyiz dilekçesindeki hususlara ek olarak, havza dışı deşarj noktasından ve tüm arıtma tesislerinin çıkışlarından numune alınarak izleme amaçlı analizlerin yapıldığı, faaliyet süresi boyunca Çukuralan Altın Madeni su kalitesiyle ilgili yapılan izlemelerin hiçbirinde ilgili Yönetmelik sınır değerlerinde aşma görülmediği, pasanın % 83’ü yüksek nötrleşme potansiyeline sahip propilitik alterasyon malzemesinden oluştuğu ve madencilik faaliyetleri sonucu çıkan pasa malzemenin karıştırılarak açık ocaklara geri doldurulduğu, geri dolgu işleminde ek önlem olarak nötralizasyonu artırması amacıyla kireçtaşının kullanıldığı, bu şekilde pH seviyesinin düşmesinin engellendiği, proje alanı çevresine yağışlar sonrası düşecek yüzey akışlarının, kuşaklama kanalları ile madencilik faaliyetleriyle temasa geçmeden kanalların mansabında yer alan yağmur suyu çöktürme havuzlarına ve ardından Madra Çayına yönlendirildiği, bu sayede Madra Çayının ve Barajının beslenim miktarının korunmasının hedeflendiği, Madra Barajının asıl olarak yağışlar ve yağışlardan kaynaklı yüzey suyu akışından beslendiği dikkate alındığında, jeoloji mühendisi tarafından öne sürülen % 3 baz akım (yeraltı suyu boşalımı) azalması hususunun, Madra Barajına gelen su miktarında oldukça düşük bir azalma olacağı anlamına geldiği, flora ve faunayla ilgili çalışmaların, 11 yıl boyunca tesis ve yakın çevresinde farklı mevsimlerde olmak üzere yapıldığı, dolayısıyla bu konudaki çalışmaların yeterli olduğu, flora ve fauna uzmanların tespitlerinin hatalı olduğu, izleme programı kapsamında alınan numune analizleri sonucunda Yönetmelik sınırı değerini aşan bir parametrenin bulunmadığı, çevre mühendisi tarafından hava kalitesi modelleme çalışmasında esas alınan nakliye mesafesinin eksik olduğu ileri sürülmüş ise de, modelleme çalışmalarında, yol mesafesi net olarak belirlenemediğinden, tahminler ve yaklaşımlar üzerinden hesaplamaların yapıldığı ve nakliye mesafesindeki maddi farkın, toplam emisyona etkisinin % 1’in altında olacağı, kirletici emisyonların Yönetmeliğe uygun hesaplandığı, sonuç olarak, ÇED raporunda muhtemel risklere ve önlemlere yer verildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : 1- Davadan feragat eden davacı Bergama Belediye Başkanlığı dışındaki davacılar tarafından, ÇED raporunun eksik olduğuna yönelik hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alındığında, dava konusu ÇED Olumlu kararının hukuka uygun olmadığı, Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmuştur.
2- Davacılar yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.
3- Davalı idare tarafından, Mahkeme kararının; proje alanında ikamet etmeyen ve taşınmazı bulunmayan davacılar yönünden, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının onanması gerektiği savunulmuştur.
4- Davalı yanında müdahil tarafından, İzmir İlinde ikamet eden veya taşınmazı bulunan tüm davacıların, dava konusu ÇED Olumlu kararından etkileneceği iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava açma ehliyeti değerlendirilirken, ÇED Yönetmeliğinden hareket edildiği, nitekim Yönetmelikte “ilgili halk”ın gerçekleştirilmesi planlanan projeden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel olan halkın anlaşılması gerektiği, bu nedenle,… Mahallesinde ikamet etmeyen veya taşınmazı bulunmayanların dava açma ehliyetleri bulunmadığından, anılan davacıların temyiz taleplerinin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …’NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kısmen kabulü ile Mahkeme kararının, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının onanması, Dairemizin E:2021/4388 sayılı dosyasında, Mahkemesince ilk yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda, ÇED raporunun sadece jeoloji mühendisliği yönünden eksik bulunduğu, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı kararı bozma kararı üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da, bakılmakta olan olan uyuşmazlığın konusu revize ÇED raporunun incelendiği ve jeoloji mühendisliği yönünden de yeterli bulunduğu dikkate alındığında, aşağıda belirtilen dava açma ehliyeti bulunan davacılar yönünden Mahkeme kararının bozularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2(i) maddesindeki “Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir.” hükmü uyarınca, Mahkeme kararında; davacılardan …’nın ismine yer verilmediği görüldüğünden, adı geçen davacının da ismine yer verilerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
İzmir İli, Bergama İlçesi, Kaplan Köyü civarında davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan “Çukuralan Altın Madeni” projesiyle ilgili ilk olarak davalı idare tarafından 02/09/2009 tarihli “ÇED Olumlu” kararı verilmiştir. Bu kararın, iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve K:… sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/03/2015 tarih ve E:2013/4066, K:2015/2198 sayılı kararı ile Mahkeme kararı onanmıştır.
Sonrasında davalı yanında müdahil tarafından söz konusu projede kapasite artışı planlanınca davalı idare tarafından “Çukuralan Altın Madeni Açık ve Kapalı Ocak İşletmesi Kapasite Artırımı” projesiyle ilgili olarak … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararı verilmiş, anılan kararın iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve K:… sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/03/2015 tarih ve E:2013/4061, K:2015/2201 sayılı kararı ile Mahkeme kararı onanmıştır.
Davalı yanında müdahil tarafından anılan projede ikinci kez kapasitenin artırımına karar verilmiş, davalı idare tarafından “Çukuralan Altın Madeni İşletmesi İkinci Kapasite Artırımı” projesiyle ilgili olarak 11/03/2011 tarihli “ÇED Olumlu” kararı verilmiştir. Söz konusu kararın iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, Mahkemenin … tarih ve K:… sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 24/03/2015 tarih ve E:2013/4067, K:2015/2202 sayılı kararı ile Mahkeme kararı onanmıştır.
Kapasite artışlarıyla mevcut durumda 192 hektara ulaşan ÇED alanının, 132 hektar daha genişletilerek açık ocak ve yer altı ocak işletmeciliği suretiyle altın madeni işletilmesinin planlanması üzerine, toplam 324 hektar olan ÇED alanında gerçekleştirilecek “Çukuralan Altın Madeni İşletmesi 3. Kapasite Artırımı” projesiyle ilgili olarak davalı idare tarafından … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararı verilmiş, anılan kararın iptali istemiyle … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan davada, 09/08/2018 tarihinde işlemin yürütmesinin durdurulmasına, sonrasında da Mahkemenin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, temyiz edilen bu kararın, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, kısmen davanın ehliyet yönünden reddine, kısmen feragat nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kısmen dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2021/4388, K:2021/8783 sayılı kararıyla; anılan Mahkeme kararı bozularak, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Diğer taraftan, … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararının, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi üzerine, 2009/7 sayılı Genelge kapsamında yürütmenin durdurulmasına ilişkin Mahkeme kararının gerekçesinde yer alan hususlara ilişkin ÇED raporunun 1. bölümü, 4. bölümü, 5. bölümü ve 9. bölümü revize edilerek, 17/10/2018 tarihinde davalı idareye sunulmuş, 05/11/2018 tarihinde inceleme değerlendirme komisyon (İDK) toplantısı yapılmış, komisyon üyelerinin görüşleri ile halktan gelen görüşler çerçevesinde ”Çukuralan Altın Madeni İşletmesi 3. Kapasite Artırımı 2009/7” projesi ile ilgili dava konusu … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararı verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun, 4577 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar “iptal davası” olarak tanımlanmış, 14. maddesinde de; dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve 15/1-b maddesinde; bu hususta Kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanunun 49. maddesinin 2. fıkrasında; idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmelerine ilişkin sebepler sayılmış, aynı maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde ise; kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıkların bulunması halinde kararın düzeltilerek onanacağı belirtilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; “Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez…” hükmüne yer verilmiştir.
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ”Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; “(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararı veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir” kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır.” kuralına, 7. maddesinde; “(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) “ÇED Gereklidir” kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur.” kuralına yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır.
Öte yandan, … tarih ve … sayılı “ÇED Yönetmeliği Uygulamaları” konulu Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü Genelgesinde; “…Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararları hakkındaki yürütmenin durdurulması/iptal kararları, hakkında ÇED Olumlu Kararı verilen ÇED Raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise ve yürütmenin durdurulması/iptal kararı, ÇED Raporunun diğer bölümlerini olumsuz yönde etkilemiyor, yani Kararın tümünün yeniden ele alınıp değerlendirilmesini gerektirmiyorsa, ÇED Raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm sürecin en baştan tekrarlanmasına gerek bulunmamaktadır.
Böyle bir durumda uygulamanın ‘yürütmenin durdurulması/iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak, sadece eksik veya yetersiz görülen kısımların yeniden düzenlenerek hazırlandığı ÇED Raporunun Bakanlığa sunulmasını müteakip, Bakanlıkça bir toplantı tarihi belirlenerek, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tekrar toplanır ve komisyonca değerlendirilir. Yapılan düzenlemelerin yeterli görülmesi halinde ÇED Raporu Komisyonca nihai edilir. Komisyonun değerlendirmeleri, üyeler tarafından imzalanarak tutanak altına alınır. Bakanlık, proje ile ilgili olarak ÇED Olumlu ya da ÇED Olumsuz Kararını verir. Bu kararı, proje sahibi ile ilgili kurum ve kuruluşlara yazılı olarak bildirir. Valilik, alınan kararın içeriğini, karara esas gerekçelerini uygun araçlarla halka duyurur.’ şeklinde yapılması” düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1-Temyize konu İdare Mahkemesi kararının; davacılardan …, …, … , … , … , … , … , … ve … ile ilgili davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 2. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır.
2- Davacılardan …, …, …, …, …, …, …, … ve … ile ilgili davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmında;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmünün değerlendirilmesinden, yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir. Başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinden söz edilebilmesi için, davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesi, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkı doğar ve bu durum idarenin işleyişini olumsuz etkiler.
Bununla birlikte, çevreyi ilgilendiren projelerle ilgili verilen ÇED kararlarının iptali istemiyle açılan davalarda dava açma ehliyeti belirlenirken, adil yargılanma hakkı kapsamında davacıların mahkeme erişim hakkı ile idari istikrar ilkesi arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Bu nedenle, projelerin yapımının planlandığı yörede ikamet eden ya da o yörede taşınmazları bulunanların, dava açma ehliyetlerinin varlığının kabulü, idari istikrarın sağlanması amacıyla yatırım planlayanların sürekli olarak dava tehdidi ile karşı karşıya kalmamaları bakımından temel ölçüt olmakla birlikte, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmemesi adına davacıların öznel koşullarının da dikkate alınmasının, adil bir yargılama için gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Öznel koşulların varlığının ise somut olayın niteliğine göre Mahkemelerce takdir edileceği kuşkusuzdur.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği 05/03/2020 tarih ve Başvuru No:2016/13846 sayılı kararında; davacıların dava konusu ÇED Gerekli Değildir kararının iptalini istemede menfaatlerinin ihlal edilmediği yolundaki idari yargı kararının gerekçesine yönelik olarak, “…davacıların mülklerinin proje sahasına yakın olması veya kullanım amacı gibi öznel koşulları dikkate almaksızın bir proje sahasında mülkü olmayanların -projeye yakın sahada mülkü olsa bile- projeye karşı hiçbir durumda dava açamayacakları yönünde kategorik bir yaklaşım içermektedir. Ancak başvurucuların öznel durumları hakkında bir değerlendirme içermeyen bu kategorik yaklaşım, başvurucular gibi proje kapsamında olmamakla birlikte projeden etkilenme potansiyeli bulunan kişilerin dava açmalarını imkansız hale getirdiğinden başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin orantısız olması sonucunu doğurmaktadır…” değerlendirmesine yer verilerek, davacıların öznel koşullarının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda; dava konusu işlemde proje alanının, İzmir İli, Dikili İlçesi, … Mahallesi olarak yer aldığı, ÇED raporunda da Bergama İlçesinin bir kısmının projenin etki alanında kaldığının belirtildiği gibi, açık ocak ve yeraltı madencilik yöntemleri kullanılarak çıkartılmaya devam edilmesi planlanan tüvenan cevherin, İzmir İli, Bergama İlçesi, … Mahallesinde yer alan Ovacık Altın Madeni İşletmesine işlenmek üzere taşınacağının belirtildiği dikkate alındığında, Dikili İlçesinin yanında Bergama İlçesinde ikamet eden veya taşınmazı bulunan davacıların da dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmekte olup, bu nedenle, anılan davacıların bir kısmının Dikili İlçesinde, bir kısmının da Bergama İlçesinde ikamet ettikleri veya taşınmazlarının bulunduğu anlaşıldığından, adı geçen davacıların dava açma ehliyetlerinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
3- Kararın, dava açma ehliyeti bulunan davacılar yönünden işin esasına ilişkin kısmına gelince;
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; yukarıda yer verilen Genelge uyarınca, … tarih ve … sayılı “ÇED Olumlu” kararının, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… sayılı kararıyla yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi üzerine, yürütmenin durdurulmasına ilişkin Mahkeme kararının gerekçesinde yer alan hususlara ilişkin ÇED raporunun 1. bölümü, 4. bölümü, 5. bölümü ve 9. bölümü revize edilerek sunulan ÇED raporuyla ilgili dava konusu işlem tesis edilmiş ise de, söz konusu projeyle ilgili … tarih ve … sayılı (ilk) ÇED Olumlu kararı hakkında açılan davada, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak, kısmen davanın ehliyet yönünden reddine, kısmen feragat nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kısmen dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 23/06/2021 tarih ve E:2021/4388, K:2021/8783 sayılı kararıyla; aynı projeyle ilgili iki farklı “ÇED Olumlu” kararının birlikte uygulanmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle anılan Mahkeme kararı bozularak, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına kesin olarak verildiğinden, bakılmakta olan davada yargısal denetimin, ÇED raporunun sadece revize edilen kısımlarına yönelik değil, tamamına yönelik yapılması gerektiği sonucuna varılmakta olup, bu yönüyle dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu işlemde hukuka uyarlık, Mahkeme kararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idare ile davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin reddine, haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacıların temyiz istemlerinin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen ehliyet yönünden reddine, kısmen dava konusu işlemin iptaline, kısmen feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; davacılardan …, …, …, …, …, …, …, … ve …’e ilişkin kısmının oybirliğiyle BOZULMASINA, anılan davacılar yönünden de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2(i) maddesi uyarınca oyçokluğuyla DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE; Mahkeme kararının, dava açma ehliyeti bulunanlar yönünden dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının oyçokluğuyla; …, …, …, …, …, …, …, … ve … ile ilgili davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının ise oybirliğiyle ONANMASINA,
3. Davacılar tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin, haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen…TL’lik kısmının ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen …-TL vekalet ücretinin davalı idare tarafından, yerel mahkemede yapılan duruşma sırasında vekil ile temsil olunan haklarında dava konusu işlemin iptaline karar verilen davacılara verilmesine, söz konusu yargılama giderinin kalan kısmı olan …-TL’nin ise haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar üzerinde bırakılmasına
4. Haklarında ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar tarafından temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin, haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen …-TL’lik kısmının davalı idare tarafından, haklarında temyiz aşamasında dava konusu işlemin iptaline karar verilen davacılara verilmesine, söz konusu yargılama giderinin kalan kısmı olan …-TL’nin ise haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar üzerinde bırakılmasına
5. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin, davalı idareden alınarak davacılar yanında müdahile verilmesine,
6. Davalı idarece temyiz aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen …TL yargılama giderinin, haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen …-TL’lik kısmının ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … -TL vekalet ücretinin haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar tarafından, yerel mahkemede yapılan duruşma sırasında vekil ile temsil olunmayan davalı idareye verilmesine, bahse konu yargılama giderinin kalan kısmının ise davalı idare üzerinde bırakılmasına,
7. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen … -TL’lik kısmının, haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılar tarafından, davalı yanında müdahil üzerinde verilmesine, söz konusu yargılama giderinin kalan kısmının ise davalı idare üzerinde bırakılmasına,
8. Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan …-TL keşif harcı, …-TL keşif araç ücreti ve …-TL bilirkişi ücreti, … -TL keşif avansından posta giderine harcanan toplam … TL yargılama giderinin, haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen …-TL’sinin davalı idareden, …-TL’sinin ise haklarında davanın ehliyet yönünden reddine karar verilen davacılardan tahsili için ilgili Kuruma yazı yazılmasına ve kararın bir örneğinin ilgili Kuruma tebliğine,
9. Artan … -TL keşif avansının Adalet Bakanlığına iadesine, artan posta avanslarının ise istemleri halinde davacı yanında müdahile, davalı idareye ve davalı yanında müdahile verilmesine,
10. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
11. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 23/06/2021 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı Kanunun; “Kararlarda Bulunacak Hususlar” başlıklı 24. maddesinin (a) bendinde; kararda, tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları yahut ünvanları ve adreslerinin belirtileceği hüküm altına alınmıştır
25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 15. maddesinde; bu Yönetmeliğin ek-II listesinde yer alan projeler ile kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-II listesinde belirtilen projelerin seçme, eleme kriterlerine tabi olduğu kurala bağlanmıştır.
Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED Gerekli Değildir kararlarının iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen ÇED Yönetmeliğinin ek IV’te yer alan seçme eleme kriterleri yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesi kararında, davacılardan …’nın ad ve soyadına yer verilmediği, diğer davacıların ad ve soyadının yazıldığı ve bunlar hakkında hüküm kurulduğu, diğer taraftan, söz konusu projeyle ilgili Dairemizin E:2021/4388 sayılı dosyasında, Mahkemesince ilk yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda, ÇED raporunun sadece jeoloji mühendisliği yönünden eksik bulunduğu, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı kararı bozma kararı üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da, bakılmakta olan olan uyuşmazlığın konusu revize ÇED raporu incelendiği ve jeoloji mühendisliği yönünden de yeterli bulunduğu, ancak sonrasında Mahkemesince hem bakılmakta olan davada, hem de Dairemizin E:2021/4388 sayılı dosyasında görülen davada, daha önceki bilirkişi heyetindeki aynı ünvanlara sahip, yeni bir bilirkişi heyetiyle keşif yaptırıldığı ve neticede düzenlenen bilirkişi raporunda, söz konusu projeyle ilgili hem ilk ÇED raporunun, hem de revize ÇED raporunun, sadece jeoloji mühendisliği yönünden değil, aynı zamanda kimya mühendisliği, ziraat mühendisliği, çevre mühendisliği, flora ve fauna bakımından da eksik bulunduğu, Mahkemece yeni bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle dava açma ehliyeti bulunan davacılar yönünden dava konusu işlemin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda usule ilişkin olarak, İdare Mahkemesince; davacılardan … dava açma ehliyetinin araştırılması suretiyle anılan davacı hakkında da hüküm kurulması, esasa ilişkin olarak, revize ÇED raporu hakkında, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 05/03/2019 tarih ve E:2018/5434, K:2019/1606 sayılı kararı bozma kararı üzerine alınan ek bilirkişi raporu ile yeniden yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu arasında aynı uzmanlık alanları bakımından çelişkili değerlendirmelerin yapıldığı dikkate alındığında, revize ÇED raporunun yeterli olup olmadığının şüpheden uzak bir biçimde açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla yeniden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İvedi yargılama usulü” başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca Dairemizce keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği sonucuna varıldığından, Mahkeme kararının bozulması gerektiği oyu ile dava açma ehliyeti bulunanlar bakımından dava konusu işlemin iptali yolunda verilen Mahkeme kararının onanması yolundaki çoğunluk kararına bu yönden katılmıyorum.