Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/5235 E. 2015/17155 K. 03.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5235
KARAR NO : 2015/17155
KARAR TARİHİ : 03.11.2015

Y A R G I T A Y İ L A M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/09/2014
NUMARASI : 2012/498-2014/469

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm davacı vekili ve davalılardan E.. Ö.. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Hükmün duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 03/11/2015 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davacı asil N.. A.. ile vekili Av. M.. K.. geldiler. Karşı taraf bir kısım davalılar vekili Av.B… Ş… ile E.. Ö.. vekili Av. N. A… geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin 2008 yılında davalı şirkete ait hastanede diğer davalılar tarafından diş tedavisi işlemleri (üst çene orta hattının düzeltilmesi ve eksik olan sol ikinci kesici dişin yerine implant yapılması için yer açılmasını içeren ortodontik tedavi) başlatılıp 2011 yılı Nisan ayına kadar adı geçen hastanede tedavilerinin sürdüğünü, daha sonra başka bir hastaneye başvurduğunda müvekkiline uygun olmayan tedavi ve implant uygulamaları hazırlığı yapıldığının belirlendiğini, bu tedaviler nedeniyle müvekkilinin 4 yıl boyunca ağrılar yaşayıp, sıkıntılar çektiğini olumlu sonuç alamadığını, bu nedenle yanlış uygulamalardan doğan eylemleri nedeniyle 3.143.39 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalı E.. Ö.. vekili cevabında; davalının çalıştığı hastaneye gelen davacıya gerekli tanıların konularak tedavi planı çıkartıldığı ve detaylı bilgilendirilerek tedaviye başlandığını, ağrı eşiği düşük olduğundan ortodontik kuvvetlerin düşük uygulanması nedeniyle bunun süreci uzattığını, davacının bir süre sonra Ankara’da ikamet etmeye başlayınca, orada bir hekime yönlendirildiğini, oradaki hekimin ortodontik tedavinin sonlandırılabileceğini söylemesi üzerine İzmir’e gelerek davalı tarafından ortodontik tedavinin sonlandırıldığını, ancak davacının kendisine verilen pekiştirme apareyini kullanmasının önemi anlatıldığı halde kullanmadığını ve dişlerindeki problemlerin oluşmasına sebebiyet verdiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Diğer davalılar vekili cevabında; iddiaların yersiz olduğunu, tedavinin programa göre davacıyı aydınlatmak suretiyle yapıldığını, müvekkillerinin gereken özeni gösterdiklerini kendilerine atfedilecek kusur bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda, davacının 25.03.2008 tarihinde başlayan tedavisinin Mart 2011 tarihinde sonlandırıldığı, davacının kendisine önerilen durum ve zamanda randevularına gelmemesi ve başka şehre taşınması dolayısıyla da implant yapılmasının mümkün olmadığının davacıya bildirildiği, dolayısı ile davacıdaki komplikasyonların davacıdan kaynaklanan gecikme nedeniyle oluştuğu, davalıların yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili ve davalı E.. Ö.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada; yanlış ve hatalı ortodontik tedavi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini talep edilmiştir.
Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinin (hasta muayane edilerek tanzim edilen) 31.03.2014 tarihli raporunda; davacının 25.03.2008 tarihinde diş hekimi davalı E.. Ö..’e başvurduğunu, üst çene orta hattının düzeltilmesi ve eksik olan sağ üst ikinci kesici dişin yerine implant yapılabilmesi için ortodonti tedavisine başlanmasına karar verildiği, Mart 2011 tarihinde ortodonti tedavisinin sonlandırıldığı, implant yapımına başlanması için geçici pekiştirme apareyinin kullanılması gerektiğinin hastaya anlatıldığı, implant yapımı işleminin geciktirilmemesi gerektiğinin hastaya bildirildiğinin anlaşıldığı, ancak hastanın randevularına gelmemesi ve başka şehre taşınması nedeniyle implant yapılmasının mümkün olmadığının bildirildiği, dolayısıyla hasta kaynaklı olduğu bildirilen gecikme sebebi ile komşu dişlerin hareketli olmasından kaynaklanan diş aralığında daralma olduğunun anlaşıldığı, yapılan işlemlerde diş hekimine atfı kabul kusur tespit edilemediği” belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda davacı vekili tarafından; “incelenmek üzere sunulan CD görüntüleri, diş kalıpları, aparey ve diş filmlerinin Adli Tıp Kurumu’na ulaştırıldığı, ancak bunlar incelenmeden rapor tanzim edildiği ve bunun dışındaki ayrıntılı itirazları içeren 21.07.2014 tarihli dilekçe ile itiraz edilmiştir.
HUMK.nun 275. ve devamı maddelerinde “bilirkişilik” müessesesi düzenlenmiş olup, anılan maddede mahkemenin çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlendikten sonra 286.maddede de bilirkişinin oy ve görüşünün hakimi bağlamayacağı düzenlenmiş ise de işin çözümünde teknik bilgi ve birikimin gerekliliğine inanılarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığına göre verilen raporlar çelişkili ise mahkeme HUMK.nun 283.maddesi hükmüne dayalı olarak, bilirkişiden açıklama ya da ek rapor isteyebileceği gibi 284.maddesi hükmüne dayalı olarak yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak yeni bir rapor alabilir. Aynı ilkeler 6100 sayılı HMK beşinci bölümünde “bilirkişi incelemesi” ismi altında ve 266-287.maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacı vekilinin dilekçesindeki itirazları da karşılayacak şekilde tüm hastane ve tedavi evrakları incelenmek üzere sunulan dökümanlarla birlikte diş hekimliği fakültesinin bulunduğu bir üniversite hastanesinden, ortodonti uzmanlığının da içinde yer aldığı oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulunda davacıya yapılan ortodontik tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı, davalı tarafın kusurunun bulunup bulunmadığı hususlarında Yargıtay denetimine açık, hüküm vermeye elverişli bilirkişi raporu alınarak, sonucuna göre, var ise maddi tazminatın kapsamı belirlenerek, toplanacak deliller doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.