YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/13523
KARAR NO : 2015/17435
KARAR TARİHİ : 05.11.2015
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 35. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/03/2014
NUMARASI : 2013/283-2014/69
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkillerinin Y..Sokak No:… adresinde ticari faaliyetlerini sürdürdüğünü, müvekkilinin haberi olmadan aynı yer No:.. da bulunan adreste ortak kullanım alanları için 5…sözleşme numarası ile 04.03.2004 tarihinde 5…tesisat numarası ile abonelik sözleşmesi imzalanarak sahte bir abonelik açıldığını, müvekkilinin bu durumdan kendi faaliyet adresindeki abonelik sözleşmesi bulunan tesisatının elektriğinin kesilmesi üzerine haberdar olduğunu, sahte olarak düzenlenmiş ve müvekkilinin kullanmadığı adres ve yerde tesis edilmiş bu abonelik nedeni ile davalı şirketin 18.193,66 TL lik bir alacak talep ettiğini ileri sürerek, sahte abonelik nedeni ile borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin kayıtlarına göre kaçak elektrik kullandığının tespit edildiğini, sözleşmenin kasten başka kişilere imza ettirilmiş olabileceğini, tahakkuk ettirilen elektrik bedelinin davacının fiili kullanımına ilişkin olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; yaptırılan grafolojik incelemede sözleşme aslındaki imzaların şirket yetkililerine ait olmadığı, bu hali ile davaya konu sözleşmenin sahte imza ile oluşturulduğu anlaşılmakla davacı şirketin bu sözleşmeden dolayı borçlu bulunmadığının tespitine, menfi tespit davasının kabulüne karar verilmiş; sözkonusu hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın kabulüne yönelik ilk hüküm davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 7.Hukuk Dairesi 2013/4553 E. – 2013/8992 K. sayılı bozma ilamı ile davacı şirketin 6111 sayılı kanundan faydalanmak amacı ile başvurusunun bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğinden bahisle, sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmuş ve yerel mahkemece bozma ilamına uyularak, yapılan yargılamada davacının 6111 sayılı yasa kapsamında herhangi bir müracaatının olmadığı ve herhangi bir ödeme yapmadığı tespit edilmiş, davacı da zaten böyle bir müracaatının olmadığını, borç ödemeyi kabul etmediklerini, zira aboneliğin sahte olarak oluşturulduğunu, ifade etmiştir….”
Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde; “…davalının 6111 sayılı yasa kapsamında herhangi bir müracatının olmadığı, ilgili yasanın mahkeme dosyasının sonucunu etkiler bir mahiyette yasa olmadığı zira davacının zaten borçlu bulunmadığının kabul edildiği önceki yargılamada oluşan kanaati değiştirir yeni bir delil ve belge bulunmadığı …” gerekçesiyle ikinci kez davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
Davacı abonelik sözleşmesindeki imzanın şahsına ait olmadığı iddiasıyla menfi tespit davasını açmış; davalı aşamalarda alınan beyanlarında davacının abonelik sözleşmesine konu ilgi borcun tahakkuk ettirildiği yerde fiili kullanıcı olduğunu ileri sürerek, borcun tahakkuk ettirildiği yere ve davalıya ilişkin vergi ve ticaret sicil kayıtlarının celbini istemesine rağmen yerel mahkemece, borcun tahakkuk ettirildiği adreste fiili kullanıcıyı tespite yönelik bir araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece; ilgi aboneliğe ait ödenmeyen geçmiş dönem borçlarının bulunduğu tarihlerde M…. adresinde davacının faaliyette bulunup bulunmadığı, faaliyette bulunmuş ise faaliyetin hangi tarihten itibaren başladığı ilgili Ticaret Odası Başkanlığı, Ticaret Sicil Müdürlüğü, Vergi Dairesi Müdürlüğü, Belediye Başkanlığı ve diğer kurumlardan sorularak saptanması, daha sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi, davacının ilgili yerde faaliyette bulunduğunun anlaşılması durumunda dosyanın bilirkişiye tevdii ile faaliyette bulunduğu süre dikkate alınarak ilgili kanun, yönetmelik ve tarife uyarınca davacının sorumlu tutulacağı miktarın denetime elverişli rapor alınarak tespiti ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.