Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/9961 E. 2015/6771 K. 12.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/9961
KARAR NO : 2015/6771
KARAR TARİHİ : 12.05.2015

MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 04/03/2014 tarih ve 2008/694-2014/272 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 12.05.2015 günü hazır bulunan davacı vekili Av…. ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin bir dönem müdürlüğünü de yapmış ortağı olduğunu, 2000 yılından 2005 yılına kadar şirkete toplam 62.993,00 TL. borç para verdiğini, müvekkilince verilen bu paraların davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarına geçtiğini ileri sürerek, anılan meblağın 20.01.2000 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının yıllarca müdürlük yaptığı şirketi kendisinden borç almış gibi gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda “şirkete ait giderlerin şirket ortaklarından alınan borç paralarla karşılandığı, ancak alınan borçların hangi gider için harcandığının tespitinin mümkün olmadığı, davacı tarafça şirkete verilen borçların şirket kasasına girip girmediğinin ispatlanamadığı” değerlendirilmesine rağmen Yargıtay bozma ilamına aykırı olarak “davacı tarafça tutulan şirket defterleri esas alınarak davacının davalıdan alacaklı olduğu” bildirilmiş olup söz konusu raporun alacak tespiti yönünden kabul edilebilir bulunmadığı, davacı tarafından borç verildiği ileri sürülen paraların şirketin mal varlığına girdiği, girmiş ise nasıl ve nerelerde kullanıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine dair karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 12/05/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, bir dönem davalı şirketin yetkilisi olarak görev aldığı anlaşılan davacı ortağın, şirketten olan alacağının tahsiline yönelik bir alacak davasıdır.
Mahkemece, Dairemizin 21.4.2008 tarihli bozma ilamından önce şirket kayıtları ile sınırlı şekilde yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı yanca temyizi üzerine, yukarda sözü edilen bozma ilamı ile eksik incelemeye dayalı olarak karar davalı lehine bozulmuştur. Mahkemece bu kerre bozmaya uyularak yapılan yargılama sırasında davacı tanıkları dinlenmiş, 16.1.2013 tarihli bilirkişi raporu alınmış, şirkete atanan kayyım tarafından düzenlenen rapor da dosyaya eklenmiştir.
Alınan bilirkişi ve kayyım raporu, dinlenen davacı tanıkları ve tüm dosya kapsamı uyarınca, davacının davalı şirketin müdürü olarak görev yaptığı 2004 yılına kadar olan dönemi de kapsar şekilde, davalı şirketin gelir getiren herhangi bir faaliyetinin bulunmadığı, şirketin özellikle kamu borçlarının davacı ve diğer şirket ortağı tarafından elden verilen paralarla ödendiği, bu şekilde yapılan harcamaların şirket muhasebecisi tarafından şirket kayıtlarına intikal ettirildiği, davacının müdürlükten ayrıldıktan sonra işlenen 2005 yılı ticari defterlerinde de davacı alacağının aynen ortaklara borçlar hesabında muhafaza edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda davacı alacağının varlık ve miktarı ispatlanmış olup tahsil hükmü kurulması gerekirken, kanımca delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucunda davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle, Dairemiz çoğunluğunun kararın onanmasına ilişkin görüşüne katılamıyorum.