Yargıtay Kararı 11. Ceza Dairesi 2015/5462 E. 2015/27528 K. 25.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/5462
KARAR NO : 2015/27528
KARAR TARİHİ : 25.06.2015

Tebliğname No : KYB – 2015/204101

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27.05.2015 gün ve 2015-10754/34460 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.06.2015 gün ve KYB. 2015/204101 sayılı ihbarnamesi ile;
Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık İ.. E..’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin 24/10/2013 tarihli ve 2013/57 Esas, 2013/142 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin 17/12/2013 tarihli ve 2013/477 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarih ve 2013/15 sayılı kararında belirtildiği üzere, itiraz merciinin hem maddi olay hem de hukuki yönden inceleme yapabileceği değerlendirilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre, 06/11/2006 tarihli Sosyal Sigortalar Kurumu İşe Giriş Bildirgesinde yer alan sanık A.. E.. ismi altında yer alan imzanın Adli Tıp Kurumunun 06/09/2013 tarihli ve 78255/7532 sayılı raporu ile sanık İ.. E..’nin eli ürünü olduğu belirtilmiş ise de, belirtilen tarihte sanık A.. E..’nin 18 yaşını ikmal etmediği, bu kapsamda sanık İ.. E..’nin yasal temsilci sıfatıyla işe giriş bildirgesini imzalamasının mümkün bulunduğu, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06/02/2008 tarihli ve 2007/8425 Esas, 2008/617 sayılı ilamında, “belgede sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasının taklit ederek kullanan sanığın mağdura zarar vermek kastı ile hareket ettiği ileri sürülemez. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımnide olabilir” şeklinde belirtildiği üzere, sanık İ.. E..’nin oğlu olan A.. E.. adına imza atmasında evrakta sahtecilik suçu yönünden kast unsurunun bulunmadığı,
Sanıklar İ.. E.., A.. E.. ve A.. T..’nun soruşturma ve kovuşturma aşamalarında değişmeyen ifadelerinde, sanık Anıl’ın sanık Ahmet’e ait şirkette uzaktan bilgisayar ve diğer teknik konularda destek sağladığının beyan edildiği nazara alındığında, sanık Anıl’ın fiilen çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi gösterilerek sigortalı girişinin yapıldığından bahsedilemeyeceği, bu kapsamda sanık İ.. E..’nin evrakta sahtecilik suçunu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin dosya kapsamında mevcut bulunmadığı gözetilerek sanığın üzerine atılı evrakta sahtecilik suçundan hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkumiyet kararı olmadığı gibi, davayı esastan sonuçlandıran bir hüküm de değildir. Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında belirtildiği gibi, bu karar “koşullu bir düşme kararı” niteliğinde olup,CMK’nun 231. maddesinin 10 ve 11. fıkraları uyarınca, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, kamu davası aynı Yasanın 223. maddesi uyarınca düşürülecek, aksi halde ise açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz vaki olduğunda, merciince ne şekilde inceleme yapılacağı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.04.2009 gün ve 2009/64 Esas, 2009/83 karar sayılı içtihadında açıklanmıştır. Buna göre; itiraz mercii, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesinin koşullarının (suça ve sanığa ilişkin) olup olmadığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında hukuka aykırılık (denetim süresinin doğru belirlenip belirlenmediği, denetimli serbestlik tedbirine hükmedilmiş ise, belirlenen yükümlülüklerin yasada düzenlenen yükümlülüklere uygun olup olmadığı) bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapacaktır. İtiraz merciinin, suçun sübutu ve nitelendirilmesi gibi esasa ilişkin hususlarda değerlendirme yapması olanaklı olmadığı gibi açıklanmayan mahkûmiyet hükmü içeriğindeki hukuka aykırılıkları da denetlemesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.01.2013 gün ve 2012/10-534, 2013/15 sayılı kararında ise, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına itiraz vaki olduğunda merciince, CMK’nun 231. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığının yanı sıra suçun sübutuna ve vasıf değişikliğine ilişkin de inceleme yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Açıklanan kararlarda, itiraz merciince yapılacak şekli incelemenin kapsamı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununlu birlikte, esasa müessir incelemenin çerçevesinin belirlenmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nun 231/5 fıkrasında, sanığa “yüklenen suçtan” dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise, mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğinin öngörülmüş olması karşısında; merciin öncelikle, sanığa yüklenen eylemin kanunda suç olarak tanımlanıp tanımlanmadığını incelemesi gerekmektedir. Kanunun lafzında “yüklenen suçtan” dolayı yapılan yargılamadan bahsedilmiş olması nedeniyle sanığa yüklenen eylemin kanunda suç olarak tanımlanması zorunludur. Bunun gibi, kanunda suç olarak tanımlanan eylemin cezası da, hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırları içerisinde kalmalıdır. Vasıflandırmada hata yapılmak suretiyle uygulanma imkanı bulunmayan suçlar için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi de merciin inceleme kapsamı içinde kabul edilmelidir. Esasen her iki inceleme bir yönünüyle esasa müessir olarak kabul edilebilirse de, kanunun lafzı karşısında bu incelemenin aynı zamanda, şekli bir inceleme olduğunu söylemek mümkündür. Aksinin kabulü, kanunda suç olarak tanımlanmayan, tanımlanıp da kapsam dışında kalan eylemler için, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi ve bunun da herhangi bir incelemeye tabi tutulmaması sonucunu doğuracaktır ki, bu kanun koyucunun öngördüğü bir sonuç değildir. Bunun dışında, merciin, suçun sübutu ya da ceza miktarı itibariyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırları içerisinde kalan eylemin vasıflandırması ile ilgili bir değerlendirme yapması mümkün değildir. Zira, bu tür aykırılıklar hükmün açıklanması durumunda temyiz ya da kanun yararına bozma yasa yollarının konusunu oluşturacaktır.
İncelenen dosya içeriğine göre; Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29.03.2013 tarih, 2012/1329 soruşturma, 2013/567 Esas sayılı iddianamesinde, oğlu A.. E.. adına, … A.Ş.’ye ait inşaat işyerinde fiilen çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi işe giriş bildirgesi düzenlenmesine iştirak ettiği iddia olunan sanığın eyleminin, 5237 sayılı TCK’da suç olarak tanımlandığı ve ceza miktarı itibariyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması sınırları içerisinde kaldığı, merciin suçun sübutu ya da eylemin vasıflandırması ile ilgili bir değerlendirme yapamayacağı cihetle; Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24.10.2013 tarih,
2013/57 Esas, 2013/142 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17.12.2013 tarih ve 2013/477 değişik iş sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı görülmekle, kanun yararına bozma istemine istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden CMK’nun 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 25.06.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.