Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/12158 E. 2015/14498 K. 05.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/12158
KARAR NO : 2015/14498
KARAR TARİHİ : 05.10.2015

Tebliğname No : 12 – 2015/216958
Mahkemesi : Rize Ağır Ceza Mahkemesi
Tarihi : 20/04/2015
Numarası : 2015/40-2015/90

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Bozma ilamı üzerine yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekili ve davacı vekilinin tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün, isteme uygun olarak ONANMASINA, 05.10.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı vekili 05.06.2012 tarihli dilekçeleri ile müvekkili davacının, 01.01.2009 tarihinde tutuklandığını, 02.02.2010 tarihinde tahliye edildiğini, hakkında açılan dava sonunda beraat ettiğini, cezaevinde kaldığı süre boyunca ekonomik olarak büyük zarar gördüğünü, hakkında icra takipleri yapıldığını, çalıştırdığı oteli kapatmak zorunda kaldığını, işyerine yaptığı yatırımın karşılığını alamadığını belirterek tutuklanmadan kaynaklanan zararlarının karşılığı olarak 200.000 lira maddi ve 300.000 lira manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı hazineden tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.
Mahkemenin 7.553 lira maddi ve 7.000 lira manevi tazminatın kabulüne dair kararı, dairemizin 22.12.2014 tarihli kararı ile manevi tazminatın eksik, maddi tazminatın ise “Davacının tutuklu kaldığı dönemde sahibi olduğu otelin davacının babası tarafından işletildiği, davacının 2010 yılında oteli kapattığı tarihe kadar 6 aylık süre için vergi beyannamesine göre elde ettiği 1.551 lira tutarındaki karın esas alınması suretiyle bir güne karşılık gelen kar oranı üzerinden davacının otelinin isnat edilen suçlar nedeniyle belediye tarafından kapatıldığı 20 gün süre ile sınırlı olarak hesaplanacak 173 liranın maddi tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken maddi tazminatın 7.553 lira olarak hesaplanmak suretiyle fazla tayini” gerekçesiyle bozulmuş ve bozmaya uyan mahalli mahkeme manevi tazminatı 13.000 lira, maddi tazminatı ise 173 lira olarak belirlemiş ve bu karar dairemizce onanmıştır.
Hükmedilen 173 lira tazminat denemeyecek kadar düşük bir miktar olduğunu düşündüğümüzden aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluğun hükmün onanması yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
Şöyle ki;
1-Davacının otelinin kapanması ile ilgili uğradığı zarar resmi kayıtlara göre 173 lira olsa bile, gerçekte davacının iddia ve talebinin yerinde olma ihtimali çok yüksektir. Ülkede muhasebe sisteminin oturmamış olmasından kaynaklanan eksikliklerden dolayı davacı oteli ile ilgili gerçek zararını ispatlayamamıştır. Bunun yanında davacı bir birey olup ayrıca emeğinin, iş gücünün karşılığının da maddi tazminat olarak belirlenip kendisine ödenmesi gerekir.
2-Davacı, üretim ve çalışma yapabilecek yaşta olup yaklaşık 13 ay özgürlüğünden yoksun kalmış ve bu yoksunlukta çalışma imkânından mahrum bırakılmıştır. ” Çalışma; bireyin doğayla olan ilişkisini ifade etmekle beraber, ihtiyaçlarını karşıladığı andaki psikolojik durumu, ideolojisi, aile, grup ve sosyal çevreyle ilişkilerini de esas alan bir kavramdır.” (Metin Özkul, Çalışma Sosyolojisi, Isparta 1997, s 7-8) “Ayrıca çalışma insan mutluluğunun, yaşam doyumunun, ruh sağlığının temellerinden biridir. Bireylerin çalışma sonucu almayı bekledikleri ödül ise ücret, içsel başarı, kitlesel becerilerini kullanabilme ve kişisel gelişimlerini sağlayabilmeleridir.” (Çalışma Kültürü, Murat Çolak, Bursa, 2015, s 33)
3-Davacı çalıştığı işle ilgili olarak ticari kaybı yanında bireysel maddi kaybını (Ücret bordrosu gibi) resmi bir belgeyle tevsik edememiştir. Ancak bu durum onun aleyhine yorumlanamaz. Tutuklanmakla kişinin emeğinin ve çalışma gücünün engellenmesi söz konusudur. Bunun da nazara alınması gerekir. Nitekim CMK’nın 141/1-son “Kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilirler” hükmü bu zararın tazminini gerektirir. Bunun içinde hiçbir işi olmayanlar için (Örnek; İşsiz, ev hanımı, öğrenci, ayrıca emekli olanlar için) maddi tazminatın en az asgari ücret miktarında olması kabul edilerek emek-işgücü kaybının maddi yönü hesaplanmaya çalışılmaktadır. Bunun bile çoğu zaman maddi kayıpları karışlaması mümkün değildir. Gerçek hayatta tüm kişiler için olmasa bile koruma tedbirlerinden olan tutuklamadan uğranılan maddi zararlar çok fazladır. Emek ve işgücü kaybının asgari ücretin altında olmaması gerektiği yerleşmiş bir uygulamadır. Nitekim mahalli mahkemenin daha önce 13 aylık süre için belirlediği 7.553 lira da bu hesaplama ile bulunmuştur.
Sonuç olarak, davacının 6216 sayılı Kanun’un 45-50. maddesi gereğince hak arama yolunun açık olduğunu hatırlatmakla beraber daire olarak daha önceki kararımızı tashih etme fırsatını yakalayarak maddi tazminatın (173+7.553) 7.726 liraya yükseltilerek hükmün düzeltilerek onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.