Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/869 E. 2015/14691 K. 07.10.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/869
KARAR NO : 2015/14691
KARAR TARİHİ : 07.10.2015

Tebliğname No : 12 – 2014/195124
Mahkemesi : Erzurum 5. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 18/03/2014
Numarası : 2013/408 – 2014/161
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık, imar kirliliğine neden olmak

İmar kirliliğine neden olmak suçundan sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre katılan kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Anayasa Mahkemesi’nin 13/10/2012 tarih, 28440 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2011/18 Esas, 2012/53 sayılı kararı ile 08/10/2013 tarih ve 6498 sayılı Kanun ile 2863 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler değerlendirildiğinde; Yüksek Mahkemece “mülkiyet hakkı ihlali” iddiasının kabul edilmediği, ancak, hukuk devletinin temel ilkelerinden olan “belirlilik ilkesi” ne göre, kişilerin maliki bulundukları taşınmazların korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı niteliğiyle tescilli olduğunu ya da sit alanı içerisinde kaldığını öğrenmeleri gerektiği hususunun vurgulandığı, iptal hükmündeki gerekçeler doğrultusunda, 2863 sayılı Kanunun “tespit ve tescil” başlıklı 7. maddesinin 6498 sayılı Kanun ile değiştirildiği, buna göre, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin tescil kararlarının, 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca maliklere tebliğ edilmesi; sit alanlarının, tabiat varlıklarının ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin tescil kararlarının da Resmî Gazete’de yayımlanmakla birlikte, Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulması gerektiği; belirtilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından ise, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılacağı; 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerin amacının ilgili kurul kararlarından muhataplarını haberdar etmek olduğu;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 13/11/1976 tarih, A-188 sayılı kararı ile tescil edilen Rüstempaşa Bedesteni’nin (Taşhan), koruma alanında yer almakta olan, Erzurum ili, …. mahallesinde bulunan yapıda, sanık tarafından bir takım izinsiz inşai müdahalelerde bulunulduğunun tespit edildiği, dosya kapsamında mevcut 15/07/2008 tarihli sözleşme ile sanığın dava konusu taşınmazı, cafe olarak işletmek amacıyla ….. … Ltd. şirketinden kiraladığı, kira sözleşmesinin 6. maddesinde, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı olmadan, bakım, onarım, tadilat ve restore… gibi işlerin yapılamayacağının öngörüldüğü, bu kapsamda sanığın, dava konusu taşınmazın, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğine haiz Rüstempaşa Bedesteni’nin koruma alanında kaldığını bildiği, tüm dosya kapsamı itibariyle sabit olmakla birlikte;
Keşifte görevlendirilen inşaat mühendisi tarafından düzenlenen 28/11/2012 ve 13/11/2013 tarihli raporlar incelendiğinde, suç tarihinden sonra, dava konusu uygulamaların büyük kısmının kaldırıldığı, ancak, iş yerinin güney batı kısmında yer alan zemin kaplaması andezit taş uygulaması ve kuzey bölümde yer alan ahşap WC yapısının halen taşınmaz üzerinde mevcut olduğu belirtilmiş ise de, sanığın dosya kapsamında mevcut ifadelerinde, dava konusu uygulamalardan bir kısmının, taşınmazı kiraladığı 2007 yılında zaten mevcut olduğuna ilişkin beyanları dikkate alındığında, halen taşınmaz üzerinde mevcut olan bu uygulamaların, sanık tarafından yaptırılıp yaptırılmadığının anlaşılması bakımından, bu hususun, sanığa, kiraya veren şirket ile taşınmazı kullanan önceki kiracılara sorulup, gerektiğinde keşifte görevlendirilen inşaat mühendisi bilirkişiden, suça konu yapıda kullanılan malzemelerin eskiliği, renkteki solmalar ve yıpranma durumu dikkate alınmak suretiyle, yapılış tarihleri hususunda ek rapor alınıp, dava konusu uygulamaların sanık tarafından yaptırılıp, yaptırılmadığı hususu açıklığa kavuşturulup, diğer yandan, Erzurum Büyükşehir Belediyesi, İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’nın 30/12/2013 tarihli yazısında, dava konusu taşınmazın, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 11/07/2012 tarih, 351 sayılı kararı ile onaylanan projeye uygun hale getirildiğinin belirtilmiş olması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13/03/1995 tarih, 1995/9-41-64 sayılı kararında da belirttiği üzere, suç tarihinden sonra sunulan projelerin Kurul’un sözü edilen kararları ile uygun olduğuna karar verilmesi halinde, sanığın üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmayacağı, bu kapsamda, taşınmazın son halinin, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 11/07/2012 tarih, 351 sayılı kararı ile onaylanan projeye uygun olup olmadığı hususunun, görevlendirilen inşaat mühendisi bilirkişisine sorularak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayinine karar verilmesi gerektiği gözetilmeyip, Anayasa Mahkemesi’nin 11/04/2012 tarih, 2011/18 Esas, 2012/53 sayılı kararının 13/10/2012 tarihinde 28440 sayılı Resmi Gazete ile yayımladığı ve kararda belirtilen 1 yıllık süre sonra ermeden 6498 sayılı Kanun ile 2863 sayılı Kanun’un 65. maddesinin yeniden düzenlediği hususu dikkate alınmaksızın, sanığa yüklenen suç bakımından yasal boşluk oluştuğu ve eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine aykırılık suçunu oluşturacağı, ancak imara aykırılığın projeye uygun hale getirildiği gerekçesi ile sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine dair yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince sanığın beraatine ilişkin hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.