Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/14594 E. 2015/7249 K. 29.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14594
KARAR NO : 2015/7249
KARAR TARİHİ : 29.05.2015

MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 27/03/2014 tarih ve 2013/581-2014/335 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/05/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkilinden aldığı parayı ödememesi üzerine … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın kabul edildiğini, kararının kesinleştiğini ileri sürerek, … Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 23.01.2007 tarihli 11 O 226/06 numaralı kararın ve yargılama masraflarına ilişkin ek kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfizi istenen ilamın Türk kamu düzenine aykırı olduğunu, gıyapta verildiği için savunma haklarının kısıtlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, tenfizi istenen kararın tebliğine ilişkin belgeleri sunması için kesin süre verildiği ancak davacı tarafça buna ilişkin delil sunulmadığı, MÖHUK’nın 54. maddesinde düzenlenen tenfiz şartlarının oluştuğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemce, tenfizi istenen kararın tebliğine ilişkin belgelerin verilen kesin sürede sunulmadığı, tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle karar tarihinde yürürlükte olan HMK’nın 90. maddesinde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HMK 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla, geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.
Somut olayda, uyulan Dairemizin bozma ilamı gereğince mahkemece, 30.01.2011 tarihli celsede davacı vekiline “Tenfize konu kararın karar ve dava dilekçesinin tebliğine ilişkin belgelerin istenebilmesi için gerekli tercüme ve tebliğ için toplam 190 TL’nin (40 TL yurt dışı tebligat harcı ve 150 TL bilirkişi ücreti) ve ayrıca istenilen taahhütü vermek üzere davacı tarafa bir aylık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde masrafın yatırılmaması, taahüdün verilmemesi halinde bu talepten vazgeçilmiş sayılacağının tarafına ihtarına,” şeklinde kesin süre ihtaratı yapılmış ise de, davacı tarafın ne şekilde ve hangi konuda taahhütü vereceği hususu açıklanmayıp belirsiz bir şekilde ihtarat yapıldığı gibi, kesin süreden sonra olsa da takip eden duruşma tarihinden önce kesin süreye konu gider avansı yatırılmakla celsenin ertelenmesine ve yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediği de gözden kaçırılarak davacınının tenfiz şartlarının oluştuğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Yine, karar gerekçesinde kararın tebliğine dair belgelerin kesin sürede sunulmadığı belirtilmiş ise de verilen kesin sürede davacı vekiline ilgili belgelerin sunulması konusunda da bir ihtarat yapılmadığından gerekçe ile dosyadaki fiili durum da örtüşmemektedir. Bu durumda, uyulan bozma ilamı gereğinin yerine getirilmesi için davacı tarafa yukarıda yapılan açıklamalar ışığında hiç bir tereddüte yer verilmeyecek şekilde hangi konuda ve ne şekilde taahhütvermesi gerektiği açıklanarak, ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.