Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2014/25757 E. 2015/15978 K. 08.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/25757
KARAR NO : 2015/15978
KARAR TARİHİ : 08.09.2015

MAHKEMESİ : Bakırköy 17. İş Mahkemesi
TARİHİ : 18/09/2014
NUMARASI : 2013/247-2014/354

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 41.298.51 maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince duruşmasız, davalılar vekilince de duruşmalı olarak istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08/09/2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılar vekili Avukat F…K… ile karşı taraf vekili H.. U.. G… geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, HMK’nun 124/4 maddesi gereğince tarafta iradi değişikliğin mümkün bulunmasına, temyizin kapsamına ve temyiz nedenlerine göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 20.10.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 6,10 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiş ve bu karar A.. Ş.. dışındaki davalılar vekili ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece kurulan hüküm aşağıda açıklanan nedenlerle isabetli değildir.
Davacının iş kazası sonucu % 6,10 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının % 25 davalı işverenin % 75 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 10.000,00-TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Davalıların zaman aşımına yönelik temyizlerine gelince; İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı yasanın 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.
Somut olayda, davacı 30.09.2010 tarihli kısmi dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 5.000,00-TL maddi ve 10.000,00-TL manevi tazminat istemli olarak dava açmış ve bu dava görülmekte iken 06.09.2012 tarihinde maddi tazminata ilişkin istemini 31.531,01-TL olarak ıslah etmiş, Birleşen 05.06.2013 tarihli dava ile de adi ortaklığın diğer ortağı A.. Ş.. Mirasçılarından 5.000,00-TL maddi ve 10.000,00-TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Ana davada maddi tazminatın artırımına yönelik ıslah üzerine davalılar E.. T.. ve T.. Ş.. adına, birleşen davada ise mirasçılardan T.. Ş.. adına süresinde zaman aşımı def-i ileri sürülmüş ve mahkemece davacının maddi tazminat istemi ile ilgili hüküm kurulması sırasında ıslah konusu maddi tazminat istemi de dikkate alınmıştır.
Uyuşmazlık bu tür davalarda gerek yürürlükten kalkan 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı yasanın 146. maddesi gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zaman aşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir.
Dava konusu olayda sağ el 2 ve 3. Parmakları kısmen kesilen davacı bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı giderek olayla birlikte zararın öğrenildiği ve zaman aşımının başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu ortadadır. Zararlandırıcı olayın 20.10.2000 tarihinde gerçekleştiğinin belirgin bulunmasına göre ıslah tarihinde yasanın öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği açıktır. Öte yandan BK’nun 140 ve TBK’nun 161. Maddeleri gereğince zaman aşımından yararlanması mümkün olanlar yalnızca bunu ileri sürenlerdir.
Hal böyle olunca, maddi tazminat isteminin artırılmasına ilişkin ıslah üzerine, ve birleşen davaya karşı süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı def’i nin kabul edilerek, davalılar T.. Ş.. ve E.. T.. bakımından ana davada ıslahla artırılan maddi tazminat talebinin, birleşen davada ise A.. Ş.. mirasçısı olarak dava yöneltilen T.. Ş..’a yönelik davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat isteminin talebinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. 20.10.2000 tarihindeki olay nedeniyle SGK’na 2005 yılındaki başvuru üzerine yapılan tahkikat sonucunda sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesine esas alınan 28.03.2008 tarihli sağlık kurulu raporunun zaman aşımının başlangıcının belirlenmesi anlamında davacıya bir hak kazandırmayacağı ortadadır.
Öte yandan davacı vekili, gerek ana davada ve gerekse birleşen davada dava dilekçesinde hüküm altına alınacak tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep ettiği hal de bu konuda olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiş bulunması da isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davacı ile davalılar yararına takdir edilen 1.100.00TL. duruşma Avukatlık parasının karşılıklı olarak birbirlerine yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 08/09/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.