Danıştay Kararı 13. Daire 2021/2192 E. 2021/2073 K. 03.06.2021 T.

Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/2192 E.  ,  2021/2073 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2021/2192
Karar No:2021/2073

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Motorlu Araçlar Sanayi ve Ticaret A.Ş.
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…., K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, Fon alacağının tahsili amacıyla tesis edilen ihtiyati haciz ve ödemeye çağrı mektubunun yargı kararı ile iptal edildiği, uygulanan haciz ve takip işlemlerinin hukuka aykırılığı nedeniyle oluştuğu ileri sürülen (mallarına el konulması ve gayri faal duruma düşmesinden kaynaklanan) 500.000,00-TL maddi, 250.000,00-TL manevi zararın 04/01/2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazmini istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi’nce, Dairemizin … tarih ve E:…, K:…. sayılı bozma kararına uyularak verilen kararda; İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, … Mahallesi, …. Deresi Sokak’ta bulunan arsa ve iş yerinin 15/08/2003 tarihinde Fon adına kayıt ve tescil edildiği, davacının 01/01/1995 tarihli kira kontratı ile bahse konu taşınmazın kiracısı konumunda iken kira sözleşmesinin 31/12/2004 tarihinde sona ermesi sonrasında taşınmazın tahliyesi ve yeni kira dönemi için 01/01/2005 tarihinden itibaren aylık 28.265,00-TL kira bedeli saptanması için kira tespit davası açıldığı, …. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan E:… sayılı davada … tarihinde verilen kararla aylık kira beledinin 3.400,00-TL olarak belirlendiği, ancak anılan kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine 04/05/2007 tarihinde kesinleşen yargı kararı ile kira bedelinin 4.000,00-TL olarak belirlendiği, Fon tarafından, yargı kararı ile tespit edilen kira bedeli üzerinden 142.799,30-TL asıl alacak ve 4.661,80-TL yargılama gideri ve vekâlet ücretinden oluşan toplam 147.462,00-TL alacağın tahsili için … tarih ve … sayılı ihtiyati haciz varakası düzenlendiği, sonrasında borcun bir ay içinde ödenmesini teminen … tarih ve … sayılı ödemeye çağrı mektubu düzenlenerek 25/12/2007 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, 03/01/2008 tarihinde haciz işlemi uygulanarak davacıya ait malların haczedildiği, davacı tarafından, 17/01/2008 tarihinde Fon’a 136.000,00-TL ödeme yapıldığı,

ayrıca, 22/01/2008 ve 01/02/2008 tarihlerinde haczedilen malların iadesi için başvuruda bulunulmasına karşın, Fon tarafından herhangi bir cevap verilmediği ve haczedilen malların iadesine yönelik herhangi bir işlem tesis edilmediği, Fon tarafından, ödenmeyen 8.655,36-TL’nin tahsili için 10/04/2008 tarih ve 2007/68 sayılı ödeme emri düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesi üzerine anılan ödeme emrinin ve ihtiyati haciz işleminin iptali istemiyle davalar açıldığı, ödeme emri ile 14/11/2007 tarih ve 811 sayılı ihtiyati haciz varakasının iptali istemiyle açılan davalar sonucunda işlemlerin iptaline karar verilmesi üzerine, yapılan haczin usulsüz olduğunun yargı kararıyla ortaya konulduğu gerekçesiyle haciz işleminden dolayı uğranıldığı ileri sürülen 500.000,00-TL maddi, 250.000,00-TL manevi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı,
Maddi tazminat istemi yönünden;
03/01/2008 tarihinde davacı şirket nezdinde gerçekleştirilen hacze ilişkin olarak düzenlenen haciz-muhafaza tutanağı ile tespit edilen malların davacı şirkete teslim edilip edilmediği, teslim edilmeyen hacizli malların idarece ne şekilde kullanıldığı, davacı şirketin herhangi bir borcuna mahsup edilip edilmediği sorularak, haczedilen malların akıbeti hakkında açıklama yapılmasının istenilmesine yönelik Mahkemelerinin 11/03/2020 tarihli ara kararına cevaben idarece gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden, haciz işlemine konu malların 23/07/2014 tarihinde şirket yetkilisi Serkan Konal’a teslim edildiği, dolayısıyla maddi tazminat isteminin haciz işlemi sırasında idare depolarına götürülen malların haciz tarihi itibarıyla değerlerinin hesaplanarak ödenmesine ilişkin kısmının karşılanması olanağının bulunmadığı; haciz işlemi nedeniyle gayri faal duruma düştüğü ve uğranılan kazanç kaybının hesaplanarak ödenmesi istemi yönünden ise, olayın niteliği dikkate alınarak Mahkemelerinin 09/10/2018 tarihli kararının gereği olarak yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen 22/12/2020 havale tarihli Bilirkişi Raporu’nda özetle; 03/01/2008 tarihinde gerçekleştirilen haciz işlemi sonrasında faaliyetlerini sürdürememesi nedeniyle 2008-2011 ve 2012 yılı ilk altı aylık döneminde maruz kaldığı kazanç kaybı tutarının toplam 101.036,81-TL olarak hesaplandığı yönünde tespitlere yer verildiği, tespitlere ilişkin itirazların yerinde görülmeyerek tespitlerin hükme esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olduğu değerlendirilerek 101.036,81-TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 22/01/2008 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Manevi tazminat istemi yönünden;
Davacı şirketin gerçekleştirilen haciz işlemi nedeniyle piyasadaki konumlarının ve ticari itibarlarının sarsılmasının karşılığı olarak takdiren 125.000,00-TL manevî tazminatın, İdareye başvuru tarihi olan 22/01/2008 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, şirketin gayri faal olmadığı, hâlen İstanbul Ticaret Odası’nda kaydının bulunduğu, şirketin kayıtlı sermayesinin üzerinde zarara uğramasının mümkün olmadığı, bilirkişi raporunda açıkça şirketin 2004-2007 yıllarındaki mali verilerinin analiz yapmaya müsait olmadığının belirtildiği, mali verileri analiz yapmaya müsait olmayan firmanın uygulanan haciz işlemine bağlı olarak maddi zarara uğrayamayacağı, 2008 ve sonraki dönemlere ilişkin olarak daha önceki verilere göre değerlendirme yapılması ve bu değerlendirmeye göre karar tesis edilmesinin kabul edilebilir olmadığı, değişen sosyal ve ekonomik şartlar karşısında şirketin aynı şekilde gelir kaydetmesini beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin 1. fıkrasında bulunan ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen haciz ve ihtiyati haciz uygulamalarına ilişkin bendin dikkate alınması gerektiği, anılan iptal kararından sonra hacizlerin fek edildiği ve muhafaza altında bulunan menkul malların şirkete iadesine karar verildiği, içinde hukukçu bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulması gerektiği, haciz işleminin manevi tazminatı gerektirecek kadar bir elem ve keder yaşatmayacağı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, resmî kayıtlara aykırı bir hesaplamanın yapılmadığı, davalı idarenin işlemlerinin hukuka aykırı ve kötü niyetli olduğunun yargı kararları ile ortaya konulduğu, dava konusu işlemden sonra şirketlerinin hiçbir faaliyetinin olmadığı, şirketin sahibinin ciddi nörolojik rahatsızlıklar yaşadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi’nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
İstanbul ili, Kadıköy ilçesi, … Mahallesi, … Deresi Sokak’ta bulunan arsa ve kagir iş yerinin … tarihinde Fon adına kayıt ve tescil edildiği, davacının 01/01/1995 tarihli kira kontratı ile bahse konu taşınmazın kiracısı konumunda iken kira sözleşmesinin 31/12/2004 tarihinde sona ermesi sonrasında taşınmazın tahliyesi ve yeni kira dönemi için 01/01/2005 tarihinden itibaren aylık 28.265,00-TL kira bedeli saptanması için kira tespit davası açıldığı, …. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan E:… sayılı davada … tarihinde verilen kararla aylık kira bedelinin 3.400,00-TL olarak belirlendiği, ancak anılan kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine 04/05/2007 tarihinde kesinleşen yargı kararı ile kira bedelinin 4.000,00-TL olarak belirlendiği, Fon tarafından, yargı kararı ile tespit edilen kira bedeli üzerinden 142.799,30-TL asıl alacak ve 4.661,80-TL yargılama gideri ve vekâlet ücretinden oluşan toplam 147.462,00-TL alacağın tahsili için 14/11/2007 tarih ve 811 sayılı ihtiyati haciz varakası düzenlendiği, sonrasında borcun bir ay içinde ödenmesini teminen 05/12/2007 tarih ve 28246 sayılı ödemeye çağrı mektubu düzenlenerek 25/12/2007 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, 03/01/2008 tarihinde haciz işlemi uygulanarak davacıya ait malların haczedildiği, davacı tarafından, 17/01/2008 tarihinde Fon’a 136.000,00-TL ödeme yapıldığı, ayrıca, 22/01/2008 ve 01/02/2008 tarihlerinde haczedilen malların iadesi için başvuruda bulunulmasına karşın, Fon tarafından herhangi bir cevap verilmediği ve haczedilen malların iadesine yönelik herhangi bir işlem tesis edilmediği, Fon tarafından, ödenmeyen 8.655,36-TL’nin tahsili için 10/04/2008 tarih ve 2007/68 sayılı ödeme emri düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesi üzerine anılan ödeme emrinin ve ihtiyati haciz işleminin iptali istemiyle davalar açıldığı, ödeme emri ile 14/11/2007 tarih ve 811 sayılı ihtiyati haciz varakasının iptali istemiyle açılan davalar sonucunda işlemlerin iptaline karar verilmesi üzerine, yapılan haczin usulsüz olduğunun yargı kararıyla ortaya konulduğundan bahisle haciz işleminden dolayı uğranıldığı ileri sürülen 500.000,00-TL maddi, 250.000,00-TL manevi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
2577 sayılı Kanun’un “İptal ve Tam Yargı Davaları” başlığını taşıyan 12. maddesinde, “İlgililer haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay ve İdare ve Vergi Mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu hâlde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1- Temyize konu İdare Mahkemesi kararının, 250.000,00-TL manevi tazminat isteminin 125.000,00-TL’sinin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının ise reddine yönelik kısmında hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır.
2- Temyize konu Mahkeme kararının, 500.000,00-TL maddi tazminat isteminin 101.036,81-TL’sinin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine yönelik olarak ise;
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idarî eylem ve işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya eksiklik şeklinde tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarî işlemlerden doğan zararların tazmin edilmesi amacıyla açılan tam yargı davalarında, idarî işlemin hukuka aykırı olması ve bundan dolayı idarî yargı yerince iptal edilmesi idarenin hizmet kusurunun varlığını ortaya koymaktadır. Ancak, hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idarî bir işlem ya da idareden sadır olan ihmalî veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteminde bulunanın maddi veya manevi bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idarî davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir.
Uyuşmazlıkta, davacı şirketin maddi tazminat talebi içinde yer alan ve haciz işlemi sırasında idare depolarına götürülen malların haciz tarihi itibarıyla değerlerinin hesaplanarak kendilerine ödenmesi istemine ilişkin olarak, söz konusu menkul malların 23/07/2014 tarihinde şirketin yetkilisi Serkan Konal’a teslim edildiği görüldüğünden, İdare Mahkemesi’nin maddi tazminat isteminin bu kısmının karşılanamayacağına ilişkin yaptığı hukuki değerlendirmede isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacı şirketin uygulanan haciz işlemi nedeniyle şirket binasındaki tüm araç ve gereçlerin, büro eşyalarının vs. davalı idarece götürüldüğü ve tüm başvurularına rağmen kendilerine iade edilmediği ve bu nedenle de şirketin ticari faaliyetinin tamamen durarak gayri faal duruma geldiği ve bu süreçte elde etmesi gereken kâr ve kazanç kaybının tespit edilerek kendisine ödenmesi istemi bakımından ise; dava dosyasında yer alan bilirkişi raporundaki tespitlerden, davacı şirketin 2002 ve 2003 yıllarında ticari faaliyetinden dolayı herhangi bir kazanç elde etmediği, 2004-2007 yılları arasında şirketin ticari faaliyetinin bulunduğu ancak bu faaliyetlerden sağlıklı bir analiz yapmaya elverişli verilerin elde edilemediği anlaşılmakta olup, davacının haciz işlemi uygulanmamış olsaydı ticari faaliyetine kesintisiz olarak devam edeceği ve aynı şekilde kazanç elde edeceği kesin olmadığından, ileriye yönelik muhtemel zarar niteliğindeki bu talebin kabulü hâlinde sebepsiz zenginleşmeye yol açılacağı ve tazminat talebinin bu gerekçeyle de kabulünün olanaksız olduğu, uygulanan haciz işleminin hukuka aykırılığı yargı kararıyla ortaya konulmuş ise de, hukuka aykırılığı ortaya konulan ve yargı kararıyla iptal edilen idari işlemlerin doğrudan tazmin sorumluluğu doğurmayacağı, ortada kesin, güncel ve meşru bir zararın olması gerektiği dikkate alınarak davacının maddi tazminat isteminin karşılanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, İdare Mahkemesi kararının dava konusu maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmında hukukî isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddine,
2. …. İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:….. sayılı kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının bu kısmının ONANMASINA,
3. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne,
4. … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
5. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme’ye gönderilmesine,
6. 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 03/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.