YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14506
KARAR NO : 2015/12530
KARAR TARİHİ : 08.07.2015
MAHKEMESİ : İZMİR 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/03/2014
NUMARASI : 2013/929-2014/228
Taraflar arasında görülen Kayıp Kaçak Bedelinin İadesine Yönelik Tüketici Hakem Heyeti Kararının İptali istemiyle açılan davanın yapılan muhakemesi sonunda davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü :
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili; kayıp kaçak bedelinin iadesine yönelik Urla Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 10.06.2013 Tarih ve 2013/173-174-175 sayılı kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucu; “Davaya konu aboneliğin şantiyenin elektrik ihtiyacının karşılanması amacıyla yapıldığı ve bu nedenle ticari ve mesleki amaçla kullanıldığı, aboneliğin taraflarından birinin tüketici olmadığı anlaşılmış, görevli olmadığı halde karar veren Urla Tüketici Sorunları Hakem Heyetinin 10/06/2013 tarih 2013/173-2013/174-2013/175 sayılı kararlarının görev nedeniyle iptali cihetine gidilmiş; Hakem Heyeti Kararının ihtiva ettiği miktar (847,90 TL ) nazara alındığında; sözkonusu kararın yerel mahkemece kesin olduğuna hükmolunmuş; sözkonusu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Ön sorun olarak davanın niteliği ve müddeabihi itibariyle, kararın temyizinin mümkün olup olmadığı, bir başka ifadeyle hükmün kesin olup olmadığı tartışılmalıdır.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427/2. maddesinde, miktar veya değeri belirli bir tutarın altında kalan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararların kesin olduğu, dolayısıyla temyizinin olanaklı bulunmadığı hükme bağlanmıştır. Yasa koyucu bu hükümle açık bir biçimde, bir kararın temyiz kabiliyetini haiz bulunup bulunmadığını belirlerken, davanın miktar veya değeri yanında temel ölçü olarak davanın türünü de esas almıştır. Davada, davacının abonelerinden almakta olduğu kayıp-kaçak bedelinin alınmamasına dair Tüketici Sorunları Hakem Heyetince verilen kararın iptali istemiyle açılmış; davalının yarattığı çekişmenin giderilmesi talep edilmiştir.
Her ne kadar davacının davalıdan aldığı kayıp-kaçak bedeli miktar itibariyle 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22/5. maddesinde ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırının altında bulunmakta ise de; yaratılan çekişme ve verilen hüküm bir yıla mahsus olmadığından ve ileriki yıllara da yönelik olduğu, dolayısıyla art etkisinin bulunduğu, yine kayıp kaçak vs. bedellerinin alınması uygulaması nedeniyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşımış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Dolayısıyla yaratılan çekişme ve hukukî uyuşmazlığın kesinlik sınırının dışında kaldığı da açık ve belirgindir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/05/2009 tarih 2009/13-122, 189, 13/10/2010 tarih 2010/13-406, 503 Esas, Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir)
Bu itibarla, kayıp-kaçak bedelinin iadesine yönelik Tüketici hakem heyeti kararının iptali istemiyle açılan böyle bir davada verilen karar, bir kanun hükmünün ileriye dönük olarak uygulanıp uygulanmaması yönünde de sonuç doğuracağından, temyiz incelemesinde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 22/5.maddesi ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427.maddesinde belirtilen kesinlik sınırının gözetilmemesi gerektiğine; dolayısıyla bu davanın miktar ve değerine bakılmaksızın temyizinin olanaklı bulunduğunun kabulü gerekir.
HUMK.nun 432/4.maddesinde “Temyiz, temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olursa karar veren mahkeme temyiz isteminin reddine karar verir.” Yasanın vazettiği anlamda bir kesinlik gerçek bir kesinliktir. Yoksa ki, kesin olmayan bir karara mahkemenin kesin ibaresini koyması ve bu kararın temyizine ilişkin dilekçenin kararın kesin olduğundan bahisle red edilmesi yok hükmünde olup, hukuki sonuç doğurmaz. Dolayısıyla da 432/4. maddesinde belirtilen bir kesinlikten bahsedilemez.
Arz edilen hususlar muvacehesinde; kesin olmayan bir karara ilişkin olarak mahkemece kararın kesin olduğunun yazılması yok hükmünde olup sonuç doğurmayacağından yasal süresi içinde verilen temyiz isteminin (esastan) incelemesine geçilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
1-)HMK’nun 323/1-g maddesine göre, vekil ile takip edilen davalarda kanun gereğince takdir edilecek vekâlet ücreti yargılama giderlerinden sayılmaktadır. Aynı Kanunun 326/1. maddesine göre ise, kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiştir.
Ancak, davacı taraf, yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiği halde, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince; davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi isabetli bulunmamıştır.
Davada kendisini avukat ile temsil ettiren davacı lehine, davanın kabulü nedeniyle vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken bu konuda hüküm kurulmamış olması doğru değil ise de; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu yöne ilişkin temyiz itirazının kabulü ile hükme 7.bend olarak “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden , 750 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine” cümlesinin yazılmak suretiyle 6100 sayılı yasanın geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı yasanın 428. maddesi uyarınca hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının talep halinde temyiz edene iadesine , 08.07.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.