YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/15175
KARAR NO : 2015/10227
KARAR TARİHİ : 04.06.2015
MAHKEMESİ : FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/02/2014
NUMARASI : 2007/473-2014/48
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar vekili dava dilekçesinde; 10.12.1999 doğumlu davacı Ramazan’ın, 21.10.2006 tarihinde evlerinin yakınında bulunan enerji nakil hattı direğine tırmandığını, elektrik çarpması neticesinde yaralandığını, olay sonrası beş kez operasyon geçirdiğini, enfeksiyon kapma riski olduğu için okula devam edemediğini, boğazında kapanmayan bir delik oluştuğunu, delik nedeniyle nefes darlığı çektiğini, bu olayın meydana gelmesinde davalının kusuru bulunduğunu, zira, davalının elektrik direğine çıkışı engelleyici gerekli tedbirleri almadığını, direk üzerine hiç bir uyarıcı levha koymadığını belirterek; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup; 19.000,00 TL maddi tazminat ile davacı mağdur çocuk Ramazan için 15.000,00 TL, anne Hatice için 2.000,00 TL, baba D.. A… için 2.000,00 TL olmak üzere toplam 19.000,00 TL manevi tazminatın, müstakbel zararlar için 2.000,00 TL ve baş, alın ve boğazda meydana gelen kalıcı izlerin giderilmesi için gerekli olacak estetik operasyonlar için 1.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere toplam 41.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 24.12.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle, maddi tazminat talebini 77.883,68 TL artırarak; 96.883,68 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; enerji nakil hattının mevzuata uygun olarak tesis edildiğini, emniyet mesafesi dahilinde hat geçirildiğini, direk üzerinde korkuluk ve ikaz levhasının mevcut olduğunu, olayın küçüğün emniyet mesafesini ihlal etmesinden kaynaklandığını, küçüğün anne ve babasının bakım ve gözetim görevini yerine getirmemeleri nedeniyle olayın meydana gelmesinde kusurlu olduklarını savunarak; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile, davacı mağdur küçük için 96.883,68 TL maddi tazminatın, 19.000,00 TL’sinin olay tarihi olan 21.10.2006 tarihinden, 77.883,68 TL’nin ıslah tarihi olan 24.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacı küçük için 15.000,00 TL, davacı anne Hatice için 2.000,00 TL ve davacı baba D… A…için 2.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 21.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm; davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; elektrik çarpmasından kaynaklanan yaralanmadan dolayı açılmış maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden; olay tarihinde yedi yaşında olan 10.12.1999 doğumlu çocuğun, arkadaşlarıyla birlikte oyun oynarken, evine 600 metre mesafede bulunan, yaklaşık 12 metre yükseklikteki elektrik direğine tırmandığı ve elektrik akımına kapılarak yere düştüğü, direğin demir kafes tipinde olup, yapı itibariyle kolaylıkla tırmanılabilecek mahiyette bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacı taraf; davalının bina maliki olarak meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Enerji nakil hattının maliki olan davalı, tehlike arz eden yapı eserinin fena yapılmasından, bakımı ve işletilmesindeki eksiklerden sorumludur. Bu sorumluluk hukuki niteliği itibariyle kusura dayanmayan objektif bir sorumluluktur. Somut olayda, küçüğün zararı tehlike arz eden enerji nakil hattından kaynaklandığına göre davalı kusursuz olarak meydana gelen zarardan sorumludur.
Bu bağlamda temyize konu uyuşmazlık; malüliyet oranının ne olduğu ve küçüğün anne babasının zararın meydana gelmesinde veya artmasında müterafik kusurlarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
1)Mahkemece, küçüğün maluliyet oranına ilişkin rapor, Adli Tıp ve Grafoliji uzmanından alınmış olup, bu rapor doğrultusunda hüküm tesis edilmiştir.
Raporda; küçüğün tamamen iyileşmediği, boynunun ortasında kalıcı trakemotomi, sol frontalde 6 cmlik iyileşmiş eski yara nedbesinin olduğu, bunun sabit iz niteliğinde olup, estetik cerrahi ile düzeltilme imkanının bulunduğu, özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybının (malüliyet oranının) %25 olduğu rapor edilmiştir.
Ne var ki bu raporda, belirtilen maluliyet oranının hangi esaslara göre belirlendiği açıklanıp, gerekçelendirilmediği gibi, hangi yaş ve meslek grubuna ait baremlerin uygulandığı da gösterilmemiştir. Buna göre rapor, hüküm kurmaya elverişli değildir.
Hal böyle olunca mahkemece, küçüğün maluliyet oranına ilişkin olarak Adli Tıptan denetime elverişli rapor alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yetersiz bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
2) HMK’nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim raporu serbestçe takdir eder. HMK’nın 281.maddesinde; tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemece, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için mahkemenin, gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki gidermeden karar verilemez.
Somut olayda uyuşmazlığın çözümünün, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği ve tarafların kusur oranlarını belirlemede bilirkişinin görüşünün alınmasının gerekli olduğu açıktır.
Mahkemece, kusur oranlarının tespitine yönelik olarak, öncelikle iki elektrik mühendisi ve bir makina mühendisinden oluşan üçlü bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti 26.03.2012 tarihli raporlarında, üzerinde korkuluk demirleri bulunan direğe tırmanarak yaralananan küçüğün, olay tarihinde yedi yaşında olması nedeniyle yüksek gerilimin tehlike yaratacağını bilmeyebileceğini ancak anne H… ve baba D… A..’nin gözetim ve denetim görevini yerine getirmeyerek olayın meydana gelmesinde %80 oranında kusurlu oldukları, davalı elektrik dağıtım şirketinin ise olayın meydana geldiği direğe ölüm tehlikesi levhası asmamaktan dolayı %20 oranında kusurlu olduğunu rapor etmişlerdir.
Bu rapora itiraz edilmesi üzerine, bir iş güvenliği uzmanı, bir elektrik mühendisi ve bir hukukçudan oluşan üçlü bilirkişi heyetinden rapor alınmış, bilirkişi heyeti, 09.04.2013 tarihli raporlarında; kazazedenin henüz yedi yaşında olması, muhtemel tehlikeleri anlayabilecek ve kendisini koruyabilecek ergenlikte olmaması nedeniyle her hangi bir kusur ve sorumluluğunun olmadığı, kazazedenin ebeveynlerinin objektif özen ve gözetim görevini ihlal karinesine dayanan sorumluluklarının bulunduğu, kazazedenin ebeveynlerinin özen ve gözetim ödevini objektif olarak yerine getirmedikleri gerekçesiyle %20 oranında kusurlu oldukları, kazanın meydana geldiği elektrik direğinin Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’nin 35 ve 44. maddelerinde yer alan hükümler doğrultusunda kusurlu kabul edilmesi gerektiği, direğin fena yapılmış şey tanımına girdiği, bu nedenle davalı şirketin olayın meydana gelmesinde %80 kusurlu olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece; 09.04.2013 tarihli ikinci rapora itibar edilerek, meydana gelen kazada davalı elektrik dağıtım şirketinin %80 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmemiştir.
O halde mahkemece; önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden, önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkileri de giderecek biçimde, Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden, birbiriyle çelişen raporlardan ikincisine dayanılarak, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.