Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/8463 E. , 2021/2963 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/8463
Karar No : 2021/2963
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLLERİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMLERİN_KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 05/08/2013 tarihinde Dr. … Eğitim ve Araştırma Hastanesinde dünyaya gelen çocuklarının doğum sırası ve sonrasında yapılan hatalı ve eksik tıbbi uygulamalar nedeniyle 29/08/2015 tarihinde hayatını kaybettiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 130.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın 05/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararla; olaya yönelik olarak hazırlanan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun …tarih ve …sayılı raporundaki tespitler ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacıların çocuğu …’ın doğumundan yoğun bakım ünitesine alınana kadar olan süre içerisindeki klinik durumunu gösterir tıbbi evrak ve ilgili personelin ifadeleri mevcut olmadığından, doğumdan hemen sonra uygulanan tedavi sürecinde, tıbbi bir uygulama hatası olup olmadığının tespit edilememesi nedeniyle, davacıların çocuğu ile ilgili teşhis ve tedavi sürecinde açık bir ihmal ya da hatadan söz edilmesi mümkün olmamakla birlikte, olayda davalı idarenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, idarenin maddi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için, maddi zararın kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması ve zarar ile idarenin hizmeti arasındaki bağın somut bilgi ve belgelerle ortaya konulmuş olması gerektiği, olayda, davacıların toplam 130.000,00 TL’lik maddi zararının dayanağı olarak herhangi bir belge sunulmadığı, oluştuğu iddia edilen maddi zararın somut olarak ortaya konulamadığı, maddi tazminat koşullarının da dava konusu olayda gerçekleşmediği, yürütülen kamu hizmetinin, sonucu itibarıyla bir zarara yol açması, meydana gelen zararın doğrudan hastanın/hasta yakınlarının hatasından veya hizmet dışı etkenlerden kaynaklandığının açıkça ortaya konulamaması, ayrıca davalı idarece, yaklaşık 2 yıllık bir geçmişi olan doğumla ilgili bir kısım bilgi ve belgelere (bebeğin doğumundan yoğun bakım ünitesine alınana kadar olan süre içerisindeki klinik durumunu gösterir tıbbi evraklar ve bu süreçte hastanın takibini yapan hemşirenin kim olduğu bilgisine ve hemşire takip çizelgesine) ulaşılamadığının beyan edilmesi nedeniyle, yapılan işlemler esnasında, gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği yönündeki endişe ve şüphelerin giderilememesi hususları birlikte dikkate alındığında, sağlık hizmetinin yeterince etkin yürütülmediği ve olayda manevi tazminat ödenmesini gerekli kılan şartların oluştuğu gerekçesiyle davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi, toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla; hastane kayıtlarının eksiksiz ve usulüne uygun tutularak, muhafaza edilmesinin de idarelerin sağlık hizmeti kapsamında görevi olduğu gözetildiğinde, davalı idarece bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmediği, bu durumda, davalı idarenin olayda hizmet kusuru bulunması nedeniyle, davacıların uğradığı iddia edilen zararlar araştırılıp sonucuna göre maddi tazminat istemleri hakkında bir karar verilmesi gerektiği, bununla birlikte, davacılar tarafından toplam 130.000,00TL’lik maddi zararının dayanağı olarak herhangi bir belge sunulmadığı, oluştuğu iddia edilen maddi zararın somut olarak ortaya konulamadığı açık olduğundan ilk derece mahkemesi kararının “maddi tazminat koşullarının da dava konusu olayda gerçekleşmediği” kısmı çıkarılarak onanması gerektiği, uyuşmazlık konusu olayda, davacıların çocuklarının öldüğü ve bu ölüm nedeninin, hastane kayıtlarının özensiz tutulması sonucunda idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak tam anlamıyla tespit edilemediği hususu gözetildiğinde, Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının, manevi tazminatın amaç ve niteliğine uygun düşmediği, yetersiz olduğu, yeniden belirlenmesi gerektiği, bu durumda, davacıların olay nedeniyle duyduğu acı, üzüntü ve ruhsal sıkıntıların kısmen de olsa dindirilmesi için takdiren, davacı anne için 125.000,00 TL, davacı baba için 125.000,00 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 23/10/2015 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı idarenin istinaf isteminin reddine, davacıların istinaf başvurusunun maddi tazminat yönünden gerekçe değiştirilerek reddine, manevi tazminat yönünden kısmen kabulü ile İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılarak davacıların manevi tazminat istemlerinin 250.000,00 TL’lik kısmının kabulü ile fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen manevi tazminat tutarının az olduğu, çocuklarının iki yıldan fazla bir süre tedavi gördüğünün sabit olduğu, tedavi sürecine yönelik yaptıkları harcamaları için fatura veya makbuz almanın akıllarına gelmediği, dosya kapsamındaki ilaç, hastane ve yol giderlerine yönelik olarak yapılan veya yapılması muhtemel giderin hekim bilirkişi tarafından incelenip belirlenmesi sonrasında karar verilebilecekken bu giderlerin belgelendirilmemesi nedeniyle taleplerinin reddedildiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın süresi içerisinde açılmadığı, harçtan muaf olduğu halde aleyhine harca hükmedildiği, reddedilen maddi tazminat tutarı üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, esas yönünden ise, dosyadaki raporlarda olayda hizmet kusuru bulunmadığının belirtildiği halde soyut gerekçeler ile manevi tazminatın kabulüne karar verildiği, tazminle mükellef ve mesul tutulabilmesi için gereken şartların gerçekleşmediği, tüm tıbbi müdahalelerin hastalar yönünden belirli bir risk içerdiği, farazi olarak iş göremezlik tazminatı ödenmesi gerekeceğine yönelik görüşe ve hesaplamalara itibar edilemeyeceği, manevi tazminatın olayda ağır hizmet kusuru bulunması halinde hükmedilecek bir tazminat olduğu, hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğu, bu tutara faiz yürütülemeyeceği ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 17/3 ve 38/1-(b) maddeleri uyarınca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Danıştay idari dava dairelerinin yalnızca ilk derece mahkemesi olarak baktıkları davalarda verdikleri yürütmenin durdurulması istemleri hakkındaki kararları itiraz yoluyla, nihai kararları ise temyiz yoluyla incelemekle görevli kılındığı ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 52/4. maddesinde temyiz incelemesi sırasında yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararların kesin olduğu belirtildiğinden, Dairemizce temyiz mercii sıfatıyla, yürütmenin durdurulması isteminin savunmaya kadar kabulü yolunda verilen 27/06/2019 tarih ve E:2019/8463 sayılı kararın itiraz yoluyla incelenme olanağı bulunmadığından, davacıların anılan kararın itirazen kaldırılması isteminin incelenmeksizin reddine, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin, işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların çocuğu …’ın, Dr. … Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 05/08/2013 tarihinde dünyaya geldiği, doğumdan 5-6 saat sonra küçükte inlemeli solunum ve subkostal çekilmeler olması üzerine, küçüğün yenidoğan yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavisine başlandığı, 11 günlük tedaviden sonra 16/08/2013 tarihinde önerilerle taburcu edildiği, sonraki dönemde epilepsi, serabral palsi ve pnömoni tanılarıyla muhtelif sağlık kuruluşlarında takip ve tedavi edildiği, en son 23/07/2015 tarihinde pnömoni tanısıyla Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesine yatışının yapıldığı, burada uygulanan tedaviye yanıt alınamayarak 29/08/2015 tarihinde vefat ettiği, sonrasında davacılar tarafından, doğum sonrası müdahalede geç kalındığı ve yapılan tıbbi müdahalede idarenin kusurlu davrandığından bahisle maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle 23/10/2015 kayıt tarihli dilekçeyle başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
A) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Gerekçe Değiştirerek Reddi İle Manevi Tazminatın İsteminin Kısmen Kabulü Kısmen Reddine İlişkin Kısmının Kaldırılarak Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun gerekçe değiştirerek reddi ile manevi tazminatın isteminin kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılarak manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir.
Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Esasen Anayasa’nın 56. maddesi de “Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle” ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Bunun yanında, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin sorumluluğunun varlığını ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, olaya yönelik olarak hazırlanan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun …tarih ve …sayılı raporunda özetle, “serebral palsy ve epilepsi hastalığı bulunan bebeğin ölümünün akciğer enfeksiyonu sonucu meydana gelmiş olduğu, bebeğin doğumundan yoğun bakıma alınana kadar olan süre içerisindeki klinik durumunu gösterir tıbbi evrak ve ilgili personelin ifadeleri mevcut olmadığından, sağlık personelinin olaydaki kusur durumu hakkında değerlendirme yapılamadığı” yönünde görüş bildirilmiştir.
Bakılan davada, davacıların çocuğunun doğumundan yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınana kadarki süreçte klinik durumuna ilişkin hiçbir tıbbi evrak ve ifadenin mevcut olmaması sebebiyle, sağlık personelinin küçüğe yönelik tıbbi ameliyeleri değerlendirilemediğinden, davacıların bu tıbbi kayıtlardaki eksiklik nedeniyle, olayda davalı idarenin kusurunun bulunduğu yönünde ömür boyu şüphe duyacakları, bunun ise endişe ve üzüntüye yol açacağı sabit olup, bu nedenle dava konusu olayda uğranılan manevi zararın manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesi de gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, tıbbi kayıtlardaki eksiklik nedeniyle hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesince manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak hükmedilecek manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne,
2. Davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin …. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvuruları neticesinde alınan temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvurusunun gerekçe değiştirerek reddi ile manevi tazminatın isteminin kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılarak manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …Bölge İdare Mahkemesi …. İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 02/06/2021 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.